Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
02 Mart 2010 Salı 07:53

28 Şubat'ın başörtülü erkekleri

Gazeteci-yazar Tuncer Çetinkaya, “28 Şubat” döneminde yapılan zulümleri ve yaşanan traji-komik hadiseleri “En Uzun Şubat” adıyla kitaplaştırmıştı.

 
Başörtülü Erkek!

Okullardaki başörtüsü kontrolü hız kesmeden devam ediyordu. Dönemin ön yargılı yaklaşımı her vilayette olduğu gibi bu ilimizin idarecilerini de etkilemişti. Süreç içinde bazı eğitim kurumlarına ‘şeriatçı, irtica yuvası’ gibi yakıştırmalar yapılıyor, tamamen milli eğitim temel kanunu çerçevesinde açılan, Anayasa ve yasalara uygunluk noktasında hiçbir eksiği olmayan bu kurumlar, sırf kurucularının inançları gerekçe gösterilerek karalanıyordu. Özel okullarda yaşanan trajikomik hâdiseler bununla da kalmadı.

İşte böyle bir eğitim kurumunda görev yapan 4 stajyer öğretmen Milli eğitim müdürlüğünün açtığı açmış olduğu ‘hazırlayıcı eğitim kursuna’ katıldı. Prosedür gereği stajyer öğretmenler bu kurstan geçiyor ve stajyerliklerinin kalkması için kursu başarıyla bitirmeleri isteniyordu. Öğretmenlerin hafta içi dersi olduğundan kurs programı hafta sonlarında yapılıyordu. Kursa vilayetin değişik yerlerinden çok sayıda öğretmen katıldı.

Okul müdürü, kuruma karşı ön yargılı yaklaşımları bildiğinden öğretmenleri uyardı:

-Sakın olumsuz bir görüntü çizmeyin, olduğunuz gibi davranın ve okulda hangi kıyafette bulunuyorsanız o kıyafetle, yani takım elbise ve kravatla kursa katılın. Biliyorsunuz küçük bir bahane arıyorlar. Sakın okulumuza çamur atılmasına vesile olacak hareketlerde bulunmayın. İdarecilerinize karşı saygıda kusur etmeyin.

Aslında okul müdürünün böyle bir uyarı yapmasına gerek yoktu. Çünkü bu öğretmenlerin, aldıkları terbiye gereği zaten bu tür davranışlarda bulunmaları mümkün değildi. Stajyer öğretmenler birkaç hafta süren kurs sonunda milli eğitim müdürlüğünün yaptığı kurs bitirme sınavına katıldı. Her zaman olduğu gibi hepsi de takım elbiselerle gitmişlerdi. Sınav, normal süreçte devam etti ve öğretmenlere hiçbir şey söylenmedi.

Zaten milli eğitim yetkilileri sınavı formalite olarak görüyor; denetim, gözetmen görevlendirme gibi konularda lakaytlıklar yaşanıyordu.

Öğretmenlerin katıldığı hazırlayıcı eğitim kursu sınavının üzerinden bir aya yakın bir süre geçmişti. İl Milli Eğitim Müdürlüğü Teftiş Kurulu’ndan okula bir yazı geldi. Sınava katılan 4 stajyer öğretmenin, ifadelerine başvurulmak üzere teftiş kurulu başkanlığına gelmeleri isteniyordu. Yazıda, hangi konuda ifade verecekleri de belli değildi. Okul yöneticileri tedirgin oldu. Öğretmenleri aracılığı ile okula bir çamur atılmasından endişe ediyorlardı. Öğretmenler kafalarında bin bir soru eşliğinde başkanlığa gitti. Tek tek odaya çağırıldılar. İçeride iki müfettiş öğretmenlere, bir ay önce yapılan hazırlayıcı eğitim kursu sınavına niçin kılık kıyafet kurallarına uymadan gittiklerini soruyordu. Öğretmenler zannetti ki; kot pantolon giymek, kravatsız bulunmak gibi sebepler yüzünden böyle sorguya çekiliyorlardı. Durumun böyle olmadığını, sınavda takım elbiselerle ve okul kıyafetleriyle bulunduklarını şahitlerle ispat edebileceklerini söylediler. Müfettişlerin odasına en son, ismi İbrahim Halil olan öğretmen girdi. Müfettişler bir hocaya baktı, bir de ellerindeki kâğıda. Şaşırmışlardı. Söze nasıl başlayacaklarını bilemediler. Müfettişlerin elindeki kâğıtta öğretmenin ‘Kılık kıyafet kurallarına uymadığı ve başörtülü olarak sınava katıldığı’ yazıyordu. Müfettişler yine de öğretmene sordular:

-Niçin başörtülü olarak sınava katıldın?

Öğretmen bu soru karşısında ne söyleyebilirdi ki! Hayret ifadeleri arasında cevap verdi:

-Efendim gördüğünüz gibi ben erkek bir öğretmenim, başörtüsü takmam mümkün değil. Bir yanlışınız olmalı. Üstelik bu sınava kılık kıyafet kurallarına uygun şekilde katıldım. Şahidim de var. Arzu ederseniz bunu ispatlayabilirim.

Olay kısa süre sonra anlaşıldı. Sınav sırasında katılımcıların isim listelerinin bulunduğu kontrol kâğıdına İbrahim Halil isimli öğretmenin adı “İ. Hilal” olarak yazılmıştı. Sınav sırasında görevli olan gözetmenler vazifelerini yerine getirmemişler, yoklamaları sonradan imzalamışlardı. Biraz da ön yargılı ve ideolojik saplantıları olan bu kişiler, öğretmenlerin isimlerinin karşısında hangi okuldan katıldıkları da yazılı olduğundan, “İ.Hilal” ismini görünce “Bu hoca, bu okuldan geliyorsa mutlaka başörtülüdür” gibi art niyetli bir yaklaşımla o okuldan gelen bütün öğretmenlere “kılık kıyafet kurallarına uymadılar, İ. Hilal isimli öğretmen de başörtülü olarak sınava katıldı.” şeklinde tutanak tutmuşlar ve raporlarına da bu şekilde ifadeler yazmışlardı.

Müfettişler, başörtüsü taktığı iddia edilen erkek öğretmeni dinledikten sonra, olayın saçma bir konu olduğu kanaatine vardı ve dosyayı rafa kaldırdı. Ancak bu olayın üzerinden 2 ay geçtikten sonra milli eğitim müdürü değişti. İl Milli Eğitim müdürlüğünü iktidar partilerinden birinin desteği ile getirilen ilkokul müdürü bu soruşturmayı yeniden gündeme getirdi. Bu kez başörtüsü taktığı iddia edilen erkek öğretmen devre dışı bırakılarak diğer üç öğretmenin kılık kıyafet kurallarına uymadığı gündeme getirildi. Amaç, üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğu için, öğretmenlerin şahitleri dinlenmeden, sadece salon görevlilerinin iki satırlık raporu delil gösterilmiş ve öğretmenlere uyarı cezası verilmişti. Uyarı cezaları, prosedür gereği Bölge İdare Mahkemelerine intikal ettirilemediği için, öğretmenler olayı mahkemeye de taşıyamadı. Bunun üzerine bulundukları vilayetin sol görüşlü iktidar partisi milletvekiline konuyu ilettiler. Milletvekili de olaya inanamamıştı. Vicdan sahibi her kişi de böyle düşünürdü zaten. Milletvekili, öğretmen ve okul müdürünün yanında Milli eğitim müdürünü çağırdı.

-Hocam, bu bir skandal, bunun düzeltilmesi gerekir, dedi.

Milli Eğitim müdürü milletvekiline öğretmenlerin yanında “efendim konu benden önce olmuş, benimle ilgisi yok ama halletmeye çalışacağım.” diyerek söz verdi. Öğretmenler bu diyaloglardan sonra uyarı cezasının kaldırılması için itiraz dilekçeleri verdiler. Bütün bu gelişmelere rağmen öğretmenlerin itirazları dikkate alınmadı ve vali onayıyla sicilleri bozulmuş oldu.

Akıl ve vicdan sahibi herkese ‘bu kadar da olmaz’ dedirten bu olay, il milli eğitim müdürlüğünün tozlu raflarına kaldırıldı, daha sonra üzerinden zaman geçtiği gerekçesiyle gündemden düştü. İşte dönemin olağanüstü şartlarını fırsat bilen ve kendi ideolojilerini inançlı insanlar üzerinde iki tarafı keskin bir kılıç gibi sallandıran bu insanlar, akıllara durgunluk veren bir olayla daha karşımızdaydı.”

Rıfat Yörük/HaBertaraf

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
-6 / 3
Antalya
5 / 11
Bursa
-4 / 1
İstanbul
0 / 3
İzmir
1 / 9