

Ahmedinejad'ın Lübnan gösterisi
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad iki günlük resmi bir ziyaret için Lübnan'da...
Halkı farklı dinlerden ve mezheplerden oluşan Lübnan'da Şiiler Ahmedinejad'ı coşkulu bir biçimde karşıladı.
Hizbullah ve Emel örgütleri taraftarlarını İran Cumhurbaşkanı'nı karşılama gösterilerine davet etti.
Sünniler ve Hıristiyanlar ise bu ziyaretten pek hoşnut değiller.
Lübnan'da Sünnilerin kalesi sayılan Trablus'ta ve başkent Beyrut'un bazı mahallelerinde duvarlara Ahmedinejad'ın ziyaretini kınayan sloganlar yazıldı.
Ziyaretin iki boyutu var.
Biri medyaya yansıyan şov boyutu; ki Ahmedinejad'ın olduğu yerde şov olmaması mümkün değil...
Bir de arkaplanında yatan gerçekler...
2005 yılında öldürülen Refik Hariri suikastını aydınlatmak üzere Birleşmiş Milletler tarafından kurulan özel mahkemenin yakında iddianameyi açıklaması bekleniyor.
Medyaya sızan haberlere göre, sanık sandalyesine bazı Hizbullah üyeleri de oturtulacak.
Bu nedenle Ahmedinejad'ın ziyareti bir anlamda Hizbullah için gövde gösterisi niteliği taşıyor.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Güney Beyrut'ta İran Cumhurbaşkanı'nın da katıldığı gösteride yaptığı konuşmada Ahmedinejad'a baktığında Humeyni'yi gördüğünü söyledi.
Müslümanlara seslenen Nasrallah, "İran İslam Cumhuriyeti size Allah'ın bir nimeti, bu nimeti iyi değerlendirin" dedi.
Hizbullah ile İran arasındaki bu samimi ilişkiyi tam olarak kavramak için velayet-i fakih inancını bilmek gerekir.
Çünkü velayet-i fakih inancı, Hizbullah'ı örneğin Hamas gibi yine Tahran tarafından para ve silah yönünden desteklenen diğer hareketlerden farklı bir konuma oturtmaktadır.
Velayet-i Fakih inancına göre "Beklenen Mehdi" adına İran'ı yöneten "Veliy-i Fakih"in her emrine en ufak bir itiraz göstermeden itaat etmek farz...
Bu da, Lübnan'da silah bakımından ordudan daha güçlü büyük bir grubun doğrudan Tahran'ın emirleriyle hareket etmesi anlamına geliyor.
Hizbullah Genel Sekreteri dünkü konuşmasında İran'ın bölgeye yönelik emelleri olmadığını öne sürse de, dost meclislerinde anlattıkları bu sözlerini yalanlıyor.
Nasrallah, henüz Humeyni hayatta iken Hizbullah üyelerine yaptığı bir konuşmada bağlılıklarının Lübnan'a değil İran'a olduğunu gayet net bir şekilde ifade ediyor.
Hizbullah liderinin açıklamalarını içeren videonun linkini de vereyim; arzu edenler bizzat kendi sesinden dinleyebilirler. (http://www.youtube.com/watch?v=_UT7d_tGPXc&feature=player_embedded)
Nasrallah önündeki kağıttan soruyu okuyor:
"Ülkenin durumu ve farklı taifelerin olması gözönüne alınırsa, Hizbullah'ın halihazırda Lübnan'da istediği rejim türü nedir?"
Ve cevap veriyor:
"Bütün geçmiş konferanslar bir bütün olarak bu soruya cevap veriyor. Bize gelince; özetle söylüyorum, halihazırda Lübnan'da herhangi bir rejim projemiz yok. Öncelikle Lübnan'dan emperyalizmi ve İsrail'i çıkarmamız gerektiğine inanıyoruz. Bunu yaptığımız zaman, bir proje hayata geçirilebilir. Bizim projemiz, ki akide sahibi mü'min insanlar olduğumuz için ondan başka da seçeneğimiz yoktur, İslam devleti ve İslami yönetim projesidir. Projemiz, Lübnan'ın bir İslam cumhuriyeti olması değildir. Bilakis Sahibu'z-Zaman'ın (beklenen mehdinin) ve yardımcısı Veliy-i Fakih İmam Humeyni'nin yönettiği Büyük İslam Cumhuriyeti'nin bir parçası olmasıdır."
Nasrallah, daha sonra Lübnan ordusuna veya İsrail'e silah satmanın hükmünü açıklıyor ve Lübnan ordusunu İsrail ile bir tutarak, "Allah düşmanlarına silah satmak caiz değil" diyor.
Ardından, Ayetullah Kerrubi'nin Hizbullah'ın İran İslam Cumhuriyeti'yle ve İran'daki devrim yönetimiyle ilişkisi üzerine söylediği bazı sözlerle ilgili bir soru olduğunu söyleyerek şöyle diyor:
"Bu ilişki bizim için, ki ben Hizbullah çizgisinde ve faaliyet halindeki birimlerinde çalışanlardan biriyim, bu birimlerin kararları bağlayıcı olan Veliy-i Fakih'e bağlı olduklarını kesin olarak bilmesem ve inanmasam bir an bile burada kalmam. Bizim için bu kesin bir iştir ve bundan dolayı kalbimiz rahat. Bu alanda diplomatik ve siyasi açıklamalar esas alınmaz. Ayetullah Kerrubi'nin ayağa kalkıp "Evet; Hizbullah, bizim Lübnan'daki cemaatimiz" demesi normal değil. Siyasi olarak bu doğru değil. Propaganda olarak da doğru değil. Üyeler düzeyinde ve özde İran'daki devrim yönetimiyle ve Veliy-i Fakih ile ilişkilerde bu konu bizim için kesindir. Bizler uğruna can verdiğimiz ve kendimizi tehlikeye attığımız bu yola, bu kanın Velayet-i Fakih'in yolunda aktığına inandığımız için bağlıyız. Bundan şüphesi olan İran'daki islam devrimine sorsun ve kesin inanca ulaşsın."
Başka bir soru:
"Lübnan'daki siyasi durumu ve gereklerini en iyi kim bilir? Lübnan'daki alimler mi, yoksa İran'daki yetkililer mi?"
Nasrallah cevap veriyor:
"En iyi bilen İmam Humeyni'dir. Niçin? Çünkü ben daha önce de söyledim; Lübnan'ın durumu bölgenin durumundan tamamen kopuk değil. Ümmetin içindeki çatışma halinin bir parçası.Ümmetin durumunun bir parçası. Ümmetin imamı bu parçayı bildiği gibi diğer parçayı da bilir. Hamaney ile gerçekleşen bazı görüşmelerde bazıları 'Lübnan'a siyasi durumu inceleyecek bir komite göndemeniz gerekir' gibi şeyler söylediler. Hamaney onlara 'Biz Lübnan'dan uzak değiliz. Biz Lübnan'da neler oluyor biliyoruz' dedi. Bu ayrıntılara girmek istemiyorum. Fakat plan yapan İmam, ümmet için plan yapıyor. Her ülkede buluna müçtehid imamların rolü ise İmam'ın çizgisini ve tek bir İslam ümmeti projesini tamamlamaktır. Ümmetin düşmanlarıyla savaşını parçalara bölmemiz caiz olmaz. Düşmanlar ümmete karşı tek bir savaş verdiği sürece, ümmetin yönetiminin de düşmanla mücadelede tek olması gerekir ve o yönetim de İmam (Veliy-i Fakih) aracılığıyladır."
Soru:
"Tüm İslam ülkelerinde yöneticileri Veliy-i Fakih mi tayin eder ve onlara meşruiyet kazandırır?"
Nasrallah'ın cevabı:
"Evet; çünkü velayeti coğrafi sınırlarla sınırlı değildir. Velayeti Müslümanların bulunduğu her yere uzanır."
Ahmedinejad'ın ziyaterini Nasrallah'ın bu sözleri ışığında yorumlayacak olursak, kısaca "Veliy-i Fakih'in temsilcisi Lübnan'daki birliklerini denetliyor" da diyebiliriz.
HaBertaraf - 14 Ekim 2010
|
Ankara
10 / 27
|
Antalya
12 / 19
|
Bursa
11 / 21
|
İstanbul
15 / 20
|
İzmir
12 / 22
|


























