

Ali Rıza Muhammedi’nin şehadeti
NEBEONLINE, Şehit Hüccetülislam Murtezâ Radmehr'in ibret dolu hayat hikayesini, şehidin bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve Afganistan'da uçak kazasında hayatını kaybeden İHH çalışanlarından Faruk Aktaş tarafından Türkçe'ye çevrilen "Nura Yolculuk"u bölümler halinde yayınlıyor.
Önceki bölüm: Hayalet evi veya işkence odaları
Annem ve Babamla Beraber Meşhed’e Yolculuk
Mahkemenin istediği para teslim edildikten sonra 1999 yılında serbest bırakıldım, ancak sıhhat durumum oldukça kötüydü. Bu geçen süre içinde babam oldukça değişmişti. Bundan dolayı kendisi benimle birebir ilgileniyor ve sıhhi açıdan beni yakından takip ediyordu.
Babam bir taraftan benim sağlımla ilgilenirken diğer taraftan yurt dışında eğitimimi tamamlamam için gerekli hazırlıkları yapıyordu. Babamın yapmak istediği hiçbir şeye itirazım yoktu, tek sıkıntı düşüncelerim konusunda üzerime gelmesiydi.
Babam, fikirlerimi değiştirmek için çok uğraştı ancak başarılı olamadı. Gayretlerinin sonuç vermeyeceğini anlayınca, Meşhed’te bulunan İmam Rıza (r.a)’ın kabrine gidip ondan yardım dilemeye karar verdi. Bunun üzerine annem ve babam beni, İmam Rıza (r.a)’ın mezarına götürmeye karar vermiş ancak bana haber vermemişlerdi. Bana biraz dinlenmek için bir yolculuğun iyi geleceğini ve bu konuda en iyi yerin mukaddes Meşhed şehri olduğunu söylediler.
Meşhed’te bulunduğumuz günlerden bir gün, annem ve babam İmam Rıza (r.a)’ın mezarına gitme fikrini ortaya attılar. Oraya vardığımızda, annem yanında getirdiği demir bir zinciri çıkardı ve beni kabrin yanındaki çelik parmaklıklara bağlamak için bu zinciri boynuma geçirmeye çalıştı. Onların, beni kabre bağlayıp sonra dua etmek istediklerini, İmam Ali Rıza’dan bana şifa vermesi ya da aracılık yaparak Allah’tan sahip olduğum kötü düşünceleri gidermesini ve Şia inancına dönüş yapmam için aracılık yapmasını isteyeceklerini anladım.
Bu davranışları beni çok üzdü. Anne ve babamın yaptıkları beni çok şaşırtmıştı. Babama dedim ki: “Ben köpek miyim ki beni bu zincirle çelik parmaklıklara bağlıyorsunuz?!”
Annemi ikna etmeye çalışarak şöyle dedim: “Bak sevgili annecim! Siz aklı başında kültürlü insanlarsınız. Nasıl böyle anlamsız şeylere inanırsınız?! Allah’a tövbe edin ve ne isteyecekseniz O'ndan isteyin. Allah kendisine dua eden muhtacın duasını kabul eder. Çünkü Allah Teala “Bize kendi şahdamarımızdan daha yakındır". Allah bize bu kadar yakın olduğu halde bu gibi hurafelere nasıl inanırsınız?!”
Annemi ikna etmek için çok uğraşsam da başarılı olamadım. Anneme olan sevgimden dolayı kendisini de kıramayınca, içimdeki üzüntü ağır bastı ve ellerimi kaldırarak: “Ya Seyyid Rıza! Eğer mucizeler yaratmaya gücün yetiyorsa, işte ben karşındayım, beni öldür de annemden kurtulayım” dedim. Bu sözlerimi duyan annem, bana baskı yapmaktan vazgeçti. Bunun üzerine annemden uzaklaştım. Ondan sonra annemin ne yaptığını ve ziyaretini nasıl tamamladığını hatırlamıyorum. Ben ise gidip bir kenarda Kur’an okumaya başladım ve İmam Rıza (r.a)’ın Rabbine, hepimize hidayet vermesi için dua ettim.
Böylece Meşhed ziyaretimiz bitti ve Tahran’a geri döndük. Tahran’a dönünce sıhhi durumum bayağı düzeldi. Aile ortamında kendimi biraz rahat hissetmeye başlamıştım ki, eskiden beri bir gölge gibi peşimde dolaşan ve her türlü kötülüğün başı olan Dr. Hakâkyân evimizde görünmeye başladı.
Dr. Hakâkyân yanıma geldi ve geçmişte olan olaylardan dolayı benden özür diledi. Bozulan ilişkilerimizi düzeltmek istediğini söyledi ve bu konuda samimiyetini ispatlamak için bana bir tabanca hediye ederek şöyle dedi: “Bu aralar senin düşmanların çoğaldı; bu tabancayı al, ben de bu arada bu tabancayı taşıman için sana bir ruhsat ayarlamaya çalışacağım.”
Ancak daha sonraları, Dr. Hakâkyân’ın bu tabancayla suç işlemem ya da en azından üzerimde tabanca varken yakalanmam için bu tabancayı bana hediye ettiğini öğrendim. Adam böylece var olduğu iddia edilen suçlarımı artırmaya çalışarak benden kurtulmaya çalışıyordu.
Bu arada bir noktaya işaret etmek istiyorum. Değerli dostum Şehit Ali Rıza Muhammedî yaralandığı zaman, ben onu hastaneye götürdüğümde bana arabada, Dr. Hakâkyân’ın niyetini daha başından beri sezdiğini bundan dolayı benim haberim olmadan tabancayı arabadan alarak güvenli bir yere gizlediğini söyledi.
Meşhed’ten döndükten sonra evde oturmaktan çok sıkılınca, arkadaşım Seyyid Muhammedî’yle Kürdistan’a gitmeye karar verdik. Kürdistan’da Şia âlimlerinin giydikleri elbiseler üzerimizde olduğu halde dört yerde hutbe verdik. Biz bu hutbeleri verirken istihbaratın bizi takip ettiğinin ve tüm konuşmalarımızı kaydettiğinin farkında değildik. Bu konuşmalardan sonra, istihbarat adına çalışan bazı şahısların bizi her tarafta takip ettiklerini fark ettik. Göründüğü kadarıyla istihbarat bizi koparılıp atılması gereken bir ur olarak görüyordu.
Tehlikede olduğumuzu hisseder etmez hemen Tahran’a döndük. Her tarafta istihbarat birimleri bizi takip ediyorlardı. Durum oldukça ciddi gibi gözüküyordu. Anlaşıldığı kadarıyla bizi tutuklamayı ya da suikastle öldürmeyi düşünüyorlardı. Bunun üzerine evlerimize gitmekten vazgeçtik ve arkadaşlarımızın evinde saklanmaya başladık.
Ali Rıza Muhammedî’nin Şehadeti
Kürdistan’dan döndükten sonra bir gün, arkadaşım Muhammedî’yle beraber Kerc’e gitmek üzere yola çıktık. Yola çıktıktan sonra, Tahran’daki Veliyu Asr meydanında bir istihbarat arabasının bizi takip ettiğini fark ettik. Bunun üzerine hemen ara sokaklara daldık, birçok cadde ve sokak dolaşıp onların izimizi kaybettiklerine kanaat getirdikten sonra tekrar Kerc yoluna girdik. Ancak istihbarat birimleri tüm tedbirlerini almışlardı ve biraz ilerleyince bir istihbarat arabasının yolumuzu kestiğini fark ettik. İstihbarat arabasını fark eder etmez hemen arabayla bir "u" dönüşü yaparak Tahran’a yöneldik. Birkaç dakika geçmeden bir araba bize hızlıca yaklaştı ve bizi yaylım ateşine tuttu.
Üzerimize yağan kurşunların ikisi Seyyid Muhammedî’ye isabet etti. Arabayı hemen kenara çektim. Kurşunlardan biri Muhammedî’nin göğsüne, diğeri de omzuna saplanmıştı. Arabadakiler, ikimizi de öldürdüklerini düşünerek hiç durmadan Tahran’a doğru yollarına devam ettiler.
Muhammedî’nin aldığı yaralar olukça ağırdı ve iki yaradan da aşırı bir şekilde kan akıyordu. Onu hemen Lebafi Necad Hastanesi'ne götürdüm. Muhammedî’yi ameliyat odasına aldıklarında saat üçtü. Doktorların tüm çabaları sonuç vermedi ve gece saat oniki civarında Muhammedî ruhunu teslim etti. Yeryüzündeki tek dostumu, tek yol arkadaşımı kaybettim. Dertleştiğim, kendisiyle teselli bulduğum can arkadaşım beni yapayalnız bırakıp gitmişti… İnna lillahi ve inna ileyhi raci’un.
Muhammedî’nin cenaze merasimi oldukça basit sıradan bir merasimdi, ancak güvenlik gerekçesiyle cenaze namazına katılamadım. Bir ya da iki gün sonra başsağlığı dilemek için gizlice şehidin babasının evine gittim. Onlarla görüşünce hemen beni suçladılar ve beni çocuklarının şehadetinin tek sebebi olarak kabul ettiklerini söylediler. Ancak bana göre her şey Allah’ın dilemesiyle olmuş ve Allah onu bu dünyadan almayı takdir etmişti. Bu dünyada salih insanların çok uzun süre kalmaları mümkün değil ve arkadaşım Muhammedî benden kat kat üstündü, bundan dolayı da Allah Teâlâ beni değil de onu seçmeyi murad etmişti…
Böylece arkadaşım, dostum Seyyid Muhammedî benden ayrılarak Rabbine kavuştu. Allah mekânını cennet eylesin. Bana gelince içinde bulunduğum sıkıntıları göğüslemede bana yardımcı olan, bana nasihat eden, yükümü hafifleten yoldaşımdan ayrılmış tek başıma kalmıştım…
Devam edecek...
Önceki bölümler:
Hayalet evi veya işkence odaları
Tıp Fakültesi'nin son sınıfından atıldı
Ayetullah Vahid Horasanî ve Ayetullah Estâdi’yle Görüşme
İstihbarat'ın işkencesiyle tanışma
Park yapmak için yıkılan Sünni camisi
Sünni alim karşısında alınan yenilgi
Sevgi diyarı Beluçistan’a yolculuk
Kankan'da alınan unutulmaz ders
Sünnilere karşı kazanılan sahte zafer
Haksızlığa karşı öğrencileri destekledi
Başka bir dünyanın varlığını keşfetti
Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye
Gelecek bölüm: Kardeşim Aristo Radmehr’in şehadeti
NEBEONLINE - ÖZEL
|
Ankara
10 / 27
|
Antalya
12 / 19
|
Bursa
11 / 21
|
İstanbul
15 / 20
|
İzmir
12 / 22
|


























