Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
23 Aralık 2010 Perşembe 11:25

Ayetullah Vahid Horasani ile görüşme

Biz bu gerçekleri fark ettikten sonra, tüm dünyayı bile verseniz bizim için bir şey ifade etmez...

NEBEONLINE, Şehit Hüccetülislam Murtezâ Radmehr'in ibret dolu hayat hikayesini, şehidin bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve Afganistan'da uçak kazasında hayatını kaybeden İHH çalışanlarından Faruk Aktaş tarafından Türkçe'ye çevrilen "Nura Yolculuk"u bölümler halinde yayınlıyor.

Önceki bölüm: İstihbarat'ın işkencesiyle tanışma

Ayetullah Vahid Horasanî ve Ayetullah Estâdi’yle Görüşme

Okulun davet bürosunda yaptığımız görüşmede Ayetullah Horasanî, “İlk fırsatta Kum’a gelin orada detaylı bir şekilde konuşur, sohbet ederiz” demişti. Yeni eğitim dönemi başladıktan birkaç ay sonra Ayetullah Horasanî’yle görüşmek için Kum’a gittik.

Kum’a varır varmaz havzaya gittik. Ancak yıllarımızı geçirdiğimiz, öğretmenlerinden öğrencisine kadar birçok kişiyi tanıdığımız havzada kendimizi bir anda yabancı gibi hissettik. Sanki her şey bir anda değişmişti. Herkesin gözü bizim üzerimizdeydi. Bakışlardaki şüphe, kuşku ve aşağılama sinyallerini okumak çok zor değildi.

Bundan dolayı orada fazla rahat edemedik ve oradan ayrılarak Seyyid Horasanî’nin evine gittik. Seyyid Horasanî tavırları ve bakışlarıyla, aramızda eskiden var olan öğretmen talebe ilişkisinden ve sevgiden eser kalmadığını hissettiriyordu. Her şeye rağmen ona herhangi bir saygısızlık etmemeye özen gösterdik. Çünkü onun bizim için özel bir yeri vardı.

Eğitim yılları boyunca Seyyid Horasanî bizimle ilgilenmiş ve bize rehberlik etmişti. Buna karşılık biz de onu sever ve ona saygıda kusur etmemeye çalışırdık. Diğer taraftan biz tutuklandığımızda Seyyid Horasanî bizzat devreye girmiş ve bizim serbest bırakılmamıza yardımcı olmuştu.

İçeri girip oturduktan sonra Seyyid Horasanî biraz da alaylı bir üslupla konuşmaya başlayarak şöyle dedi: “Hoş geldiniz! Siz davranışınız, zekânız, ahlakınız ve çalışkanlığınızla havzanın seçkin öğrencilerindendiniz. Biz sizi, öğrencilerin liderleri olarak kabul ediyorduk. Ancak siz tüm beklentilerimizi suya düşürdünüz, bizi hayal kırıklığına uğrattınız.

Evet, hoş geldiniz efendiler! Hocalarınızı hayal kırıklığına uğrattığınız için, dünyaya açılan en büyük ilim kapılarından biri olan havzanın hedeflerinden saparak ona ihanet ettiğiniz için size ne kadar teşekkür etsek azdır.

Biz size güveniyor ve değer veriyorduk. Bu güvenimizden yola çıkarak sizi Ehli Sünnet'in olduğu bölgelere tartışmalara gönderiyorduk. Biz sizi havzalarıyla övünen, havzanın ilim sancağını taşıyan erler ve Ehli Beyt’e olan sevgilerinden dolayı onur duyan insanlar olarak görüyorduk. Ne yazık ki siz, bu güvene layık olamadınız, herkesin güvenini boşa çıkardınız ve hepimizi mahcup ettiniz.

İnsanlar bize ne diyecekler?! Tarih bizim hakkımızda ne yazacak?! Eminim, şunu diyecek ve yazacaklardır: Ehli Beyt sancağını taşımak için yola çıkan birileri Ehli Beyt’e ihanet etti!

Sizin gibi seçkin insanların gittikleri yerlerde etkili olacaklarını, tartıştıkları insanları ve bölge halkını aydınlatacağını, onların ellerinden tutarak onları güvenli sahillere ulaştıracaklarını ve onların yanlışlarını düzelteceklerini sanıyorduk. Ancak siz öyle bir şey yaptınız ki, biz bile kendi kendimizden utandık. Beklentilerimizi alt üst ettiniz. Siz tüm bunları yapmak yerine, gidip mezhebimize saldıran, Ehli Beyt’e düşmanlık yapan birkaç Vehhabinin yıldızlı sözlerine aldandınız. Siz onları aydınlatacağınıza, gözlerinizi hakikate kapatıp kendinizi bile aydınlıktan mahrum ettiniz.

Kendisiyle övünmeniz gereken mübarek Şia akidesine ihanet ettiniz, mezhebin temel prensiplerine dil uzattınız, onları temelden sarsmaya çalıştınız. Böylece bizi, havzayı ve ailelerinizi insanların diline düşürdünüz. Sizin çocukça davranışlarınız yüzünden üniversitedeki gençler akidelerinden şüphe etmeye başladılar. Artık sıradan öğrenciler bile eleştiri yapmaya, dini programlara katılmamaya, dini çalışmalardan uzak durmaya başladılar.

Tüm bu problemlerin sebebi sizsiniz ve bu gençlerin günahı sizin boynunuzadır. Çünkü mübarek Şia mezhebini eleştirerek ona ihanet ettiniz. Bu mezhebin insanları, tarih boyunca kendi içinden sizinkine benzer bir ihanetle karşılaşmamıştır.

Siz bu yaptıklarınızdan utanmıyor musunuz?! Mü’minlerin Emiri Ali (r.a)’ın karşısına nasıl çıkacaksınız?! Hangi yüzle İmam Mehdi’nin yüzüne bakacaksınız?! Ehli Beyt’e cevabınız ne olacak?!”

Tüm bu duygusal konuşmadan sonra Ayetullah Horasanî ses tonunu düşürdü ve sevgi ifade eden bir ses tonuyla konuşmasına şöyle devam etti: “Evlatlarım! İnsan ekonomik problemlerle karşılaşabilir, farkında olmadan şeytanın oyununa gelebilir. İnsan bazen kendisini öyle bir kaptırır ki birazcık dünya malından dolayı mübarek Şia mezhebi gibi bir mezhebi bile bırakmaya yeltenebilir.

Ne yazık ki, günah satın almakta ustalaşan, Ehli Beyt düşmanı bazı Vehhabiler bu işi günümüzde çok iyi yapmaktalar. Her şeye rağmen Ehli Beyt’i seven bir insan, bu yanlışından dönmek için açık bir kapı bırakmalıdır ve ben istediğiniz kadar maddi yardımda bulunmaya hazırım. İsterseniz size beş milyon tümen yardımda bulunabilirim, hatta bunu on milyona bile çıkarmaya hazırım.”

Ben ve arkadaşım Ali Rıza’nın, Ayetullah Horasanî’ye karşı özel bir sevgisi vardı. Bundan dolayı saygısızca herhangi bir tavırda bulunmamaya özen gösteriyorduk. Ancak konuşmanın mecrası yavaş yavaş değişmiş bizim akidevi ve ahlaki manada yargılanmamıza kadar varmıştı. Bundan dolayı, bize yönetilen bu ağır ithamlara cevap vermek zorunda kaldık. Sonunda sessizliğimizi bozdum ve Ayetullah Horasanî’nin konuşmasını bölerek şöyle dedim: “Efendim! Ali (r.a) ve Rasûlullah (sav)’in Ehli Beyt’ine olan sevgimizi siz herkesten daha iyi biliyorsunuz. Bizim problemimiz sizin deminden beri anlatmaya çalıştığınız gibi Ehli Beyt’le değil, tam tersine biz gerçek akideye ulaşmanın derdindeyiz.

Yaptığımız uzun ve detaylı araştırmalar sonucunda birçok hurafe, bid'at, yerine göre şirki gerektirecek davranışlar içinde olduğumuzu gördük. Yani yaptığımız araştırmalar sonucunda Ehli Sünnet'in Ali (r.a)’ın yolunu takip ettiğini, onların gerçekte Ehli Beyt'i sevdiklerini, bu işin sancaktarlığını yaptıklarını gördük ve gerçekte onların Ehli Beyt’in akidesine uyduklarını fark ettik.

Biz bu gerçekleri fark ettikten sonra, tüm dünyayı bile verseniz bizim için bir şey ifade etmez. Hocam, vallahi bizim ulaştığımız hakikate karşılık dünyanın zerre kadar değeri yoktur. Biz hiçbir zaman, Allah Teâlâ’nın yardımıyla dinimizi geçici dünya malına karşılık satmadık ve hiçbir zaman da satmayacağız.”

Böylece eski inançlarımızı para yüzünden bırakmadığımızı ve dört elle sarıldığımız yeni inancımızı da dünya malına karşılık bırakmayı kesinlikle düşünmediğimizi, değil dünya malı, başımızı gövdemizden ayırsalar bizi hak davamızdan caydıramayacaklarını ifade etmeye çalıştık.

Daha sonra konuşmanın akışı içerisinde kendimi tutamayarak şöyle dedim: “Böyle bir sözü sizin karşınızda söylediğim için gerçekten de özür dilerim. Madem ki konumumuz akide ve bağlı olduğumuz inançlar, bunları söylemek zorundayım. Siz görüşlerimizden dönme karşılığında bize beş milyon tümen teklif ediyorsunuz. Buna karşılık ben inançlarınızdan vazgeçip, bizim ulaştığımız gerçeklere sarılmanız karşılığında size yirmi milyon tümen teklif ediyorum…”

Tüm çabalarımızın boşa gittiğinin farkındaydık. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım Şeyh Horasanî’nin bize karşı sahip olduğu düşüncelerini değiştirmenin, bizi anlamasının imkânı yoktu. Konuştukça anlaşmak bir yana aramızdaki gerginlik daha da artıyordu. Doğal olarak konuşmamıza bir nokta koyup izin istemenin daha hayırlı olacağını düşündük.

Kapıdan çıkmak üzereyken Şeyh Horasanî, Ayetullah Estadî’nin de bizi görmek istediğini söyledi. Onun sözlerini dinleyerek Ayetullah Estadî’nin yanına gittik. Şeyh Estadî’nin yanında Ayetullah Mekarim Şirâzî de vardı. Ayetullah Estadî, Kum’daki ilim havzasının başkanıydı. Onunla bir saatten fazla konuştuk ve konuşmamızın içeriği Ayetullah Horasanî’yle yaptığımız konuşmayla hemen hemen aynıydı. Bu görüşmemizde de aynı şekilde bir sonuca varamadan ayrıldık. Kum’da görüştüğümüz ileri gelenlerin hemen hepsinin ortak yönü, dalalet ve sapıklık yolunu seçtiğimiz için bizim adımıza çok üzülmeleriydi.

Devam edecek...

Önceki bölümler:

İstihbarat'ın işkencesiyle tanışma

Park yapmak için yıkılan Sünni camisi

Irak dönüşü görülen rüya

Suriye yolculuğu

Allah'ın Evi'ne yolculuk

Sünni alim karşısında alınan yenilgi

Sevgi diyarı Beluçistan’a yolculuk

Kankan'da alınan unutulmaz ders

Sünnilere karşı kazanılan sahte zafer

Mut'anın gerçek yüzünü gördü 

Haksızlığa karşı öğrencileri destekledi

Başka bir dünyanın varlığını keşfetti

Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye

Gelecek bölüm: Keşan yolculuğu ve Keşan Camii'ndeki konuşma

NEBEONLINE - ÖZEL

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
12 / 26
Antalya
15 / 25
Bursa
14 / 30
İstanbul
15 / 25
İzmir
13 / 28