Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
27 Ekim 2010 Çarşamba 18:24

Başka bir dünyanın varlığını keşfetti

"Bizim dışımızda bir dünyanın daha bulunduğunu, dar kalıplara sığdırılmış Şia düşüncesi dışında başka düşüncelerin de var olduğunu anlamaya başlamıştım.."

NEBEONLINE, Şehit Hüccetülislam Murtezâ Radmehr'in ibret dolu hayat hikayesini, şehidin bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve Afganistan'da uçak kazasında hayatını kaybeden İHH çalışanlarından Faruk Aktaş tarafından Türkçe'ye çevrilen "Nura Yolculuk"u bölümler halinde yayınlıyor.

Önceki bölüm: Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye

Çocukluk Yılları

Babamın eğitimini tamamlamak ve tıp alanında uzmanlık belgesi almak için gittiği günü hâlâ çok iyi hatırlıyorum. Tabi her ne kadar babam gidişini bu şekilde lanse etse de, gerçekte onun yolculuğu Dr. Mansur’dan ve onun iftiralarından bir kaçıştı.

Babam gittikten sonra ailenin yönetimini dedem devraldı. O günlere ait bunun dışında başka bir şey hatırlamıyorum. Çocukluğumdan zihnimde kalan tek şey, iki aile arasındaki zıtlıklar, çatışmalar ve ev ortamındaki gerginlikti. Tabi babamın yokluğu, bu ayrılıkların ortaya çıkmasının en büyük etkenlerinden biriydi. Biz çocuklar ise bu ortamdan olumsuz anlamda çok etkileniyorduk.

Bir gün (1978), annemin elimden tutarak beni Niyarvan bölgesinde bir okula götürdüğünü ve o okula kaydettirdiğini hatırlıyorum. O vakitler çok küçüktüm ve etrafımda olan olaylara pek bir anlam veremiyordum. Ancak okula yazıldığım için çok mutlu olduğumu hatırlıyorum, sevinçten uçacak gibiydim.

O dönemlerle ilgili çok şey hatırlamamakla birlikte din eğitimine meylettiğimi, bu alanda okumak istediğimi hatırlıyorum. Bu ilginin bende nasıl ve neden oluştuğunu bilmiyorum ancak, ilkokuldan sonra aileme eğitimimi dini alanda sürdürmek istediğimi ve beni “Veliyu'l Asr” olarak adlandırılan okula kaydetmelerini istediğimi hatırlıyorum. Zannedersem bu ilgimde annemden dolayı evde hâkim olan dini prensiplerin etkisi vardı. Bundan dolayı, bir taraftan eğitimime devam etmek isterken diğer taraftan da dini eğitim almak istiyordum. Böylece 1984 yılından itibaren bir taraftan İslami derslere devam ederken, diğer taraftan normal okul derslerimi dışarıdan vermeye başladım.

Dini Eğitime Başlangıç

Annemin uğraşları ve benim isteğim sonucunda babamın ve annemin ailesi belli şartlar altında benim İslami eğitim veren Veliyu'l Asr okuluna (1984) kaydolmama izin verdiler.
Benim dini okula kaydolmamla ilgili tartışmalar, Kanada’da bulunan babama kadar ulaştı. Babam bu habere çok üzüldü. Eğitimi tamamlayarak uzman doktor olmamı isteyen babam, oradan ayrılmam ve sadece modern eğitimin okutulduğu bir okula devam etmem için ısrar etti ve bu konuda çok sert bir tutum takındı. Bu konudaki gerginlik gittikçe büyüdü. Ben, annemden ve onun ailesinden de güç alarak dini eğitime devam etmek istediğimi söylüyordum. En sonunda annem son noktayı koyarak benim dini eğitimle beraber modern eğitime de devam edebileceğimi, bu durumda problemin kısmen çözüleceğini söyledi. Evde özel ders alabilmek için bazı öğretmenlerle anlaştık, böylece babamı da razı edebildik.

Okuldaki başarı durumum gayet iyiydi. Bundan dolayı hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadan iki okulun birinci sınıflarını başarıyla bitirdim. Her ne kadar bazı özel dersler maddi açıdan oldukça pahalı olsa da maddi durumumuz iyi olduğu için ciddi bir sıkıntıyla karşılaşmadık. İkinci yıl annem beni Kum’da dini eğitim veren Kadiriye Havzası'na gönderdi.

Annem, Kum’daki havzanın daha iyi olduğunu düşündüğü için beni oraya göndermişti. Ancak kısa bir süre sonra beni ziyarete geldiğinde, kendi gözleriyle öğrencilerin kaldığı yurt ortamını, bize verilen yemekleri ve ortamdaki genel durumu görünce, hemen Zenbilabad mahallesine gitti ve orada uygun bir ev tuttu. Annem, İslami eğitimim yanında diğer derslerimden geri kalmamam için de özel bir hoca ayarladı.

Derslerdeki başarı durumum gayet iyiydi, bundan dolayı Ayetullah Musevî, Ayetullah Estadî, Ayetullah Vahid Horasanî, Ayetullah Hüseynî gibi önde gelen hocaların bana karşı özel bir ilgileri vardı. Bu başarılarımın arkasındaki asıl etken olan annemin benim üzerimdeki hakkını inkâr etmem mümkün değil. Annem benim için çok uğraştı, eğitimimi başarılı bir şekilde bitirmem için elinden gelen her şeyi yaptı. Bundan dolayı ona ne kadar teşekkür etsem azdır.

Bir taraftan medresedeki eğitimime devam ederken diğer taraftan dışarıdan liseyi bitirdim. Bu şekilde medrese eğitimim yanında okul eğitimim aksamadan devam etti ve dışarıdan lise diplomamı aldım.

Bu dönemlerde başımdan ilginç bir olay geçti. Yaz tatilimi, on iki yıl sonra yurda dönen babamın yanında geçirdiğim bir vakit, havzadaki hocalarımızdan Hucetu’l İslam Seyid Ğulâm Hüseyn Hüseynî, davet çalışmaları yapması ve bölgedeki genel durumu araştırması için Beluçistan’ın Kirman vilayetine bağlı Rimşek bölgesine gönderildi.

Çalışmayı, araştırmayı, bilinmeyenleri öğrenmeyi çok sevdiğim için Hucetu’l-İslam Hüseynî’yle beraber ben de gittim.

Rimşek bölgesi, tamamıyla Ehli Sünnet'in hâkim olduğu ve neredeyse hiçbir Şii’nin bulunmadığı bir bölgedir. Orada bir grup gençle görüştük. Bu gençlerden bazıları ilim talebesiydi. Görüşmemiz esnasında bazı akidevî konuları gündeme getirerek tartışmaya başladık. Onlar da karşılık olarak soru sormaya başlayınca, tartışma gittikçe kızışmaya başladı. Öyle ki tartışmamız rayından çıkarak münakaşa meclisine döndü. Ancak tartışmanın benim üzerimde farklı bir etkisi olmaya başladı. Sorulara cevap yetiştirmeye çalışırken aslında bir taraftan tükenmeye başladığımızı, bazı sorulara cevap bulmakta zorlandığımızı hissettim.

Bu yolculuğumuzdan geri döndüğümüzde içimde bir utanç duygusu vardı. Kendimi bir savaştan yenik çıkmış gibi hissediyordum. Kendileriyle tartıştığımız gençler hayatlarının baharında sakalları yeni çıkmaya başlamış ilim talebeleriydi. Bundan dolayı yaşadığım bu tecrübeyi unutmam mümkün değildir.

1987 yılında Kum’daki Feydiye havzasına kaydoldum. Bir taraftan derslerime ciddi manada yoğunlaşırken diğer taraftan araştırmalar yapmakla meşgul oluyordum. Bu dönemde, yazmakta fayda gördüğüm bazı olaylar yaşadım:

Bir program dolayısıyla Feyziye havzası öğrencileri, İran devrimi önderlerinden İmam Humeyni’nin oğlu Merhum Mustafa Humeyni adına bir makale yarışmasına katıldılar. Bu yarışmaya makalesiyle katılanlar arasında ben de vardım ve benim makalem ödüle layık görüldü. Bunun üzerine Kum Belediye Başkanı bana altın madalya hediye etti.

Bir defasında Kum’daki Cemkiran camiinde Şaban ayı dolayısıyla bir program düzenlenmişti. Bu programa İmam Mehdi'yle ilgili bir makaleyle katılmış ve makalemin sonunu şu hadisle bitirmiştim “En güzel amel, kurtuluşu beklemektir”.  Bu makale üzerine, programı düzenleyenler ve katılımcılar bana özel bir ilgi gösterdiler. Programın sonunda Hücetü’l-İslam Tevhidî Neyâ, günün anısına bana bir yüzük ve esans hediye etti.

Bu dönemlerde okumaya, araştırmaya ve makale yazmaya çok önem veriyordum. Bundan dolayı, okul idaresinin ve hocalarımın bana karşı özel bir ilgileri vardı. Özellikle beş yıl gibi bir sürede çok önemli bir mesafe kaydetmem, öğrenciler arasından sıyrılarak ön plana çıkmama sebep oldu. Bu durum ise beni daha çok okumaya ve araştırmaya sevk ediyor, yeni şeyler öğrendikçe içimdeki okuma, yazma ve araştırma özlemi daha da artıyordu.
Bu durum, başımdan önemli bir olay daha geçene kadar devam etti. Bir defasında Seyid Hüseyin Abbasî, Beluçistan’ın Cabihar bölgesindeki bir grup Ehli Sünnet âliminin “Âşıkların Sırrı”  adı altında, bir araya getirerek Kum’a gönderdikleri makaleleri gözden geçirmem için bana verdi.

Bu makalelerin ana konusu, Ehli Sünnet'in akidesi, onların Rasûlullah (sav)’ın ehli beyti ve ashabı hakkındaki düşüncesiydi. Bu makaleleri okuduktan sonra Rimşek bölgesinde tartıştığımız gençler aklıma geldi. Zihnimde yeni bazı sorular belirmişti ve onları göz ardı etmem mümkün değildi. Bunun üzerine iyi bir ilmi birikimi olan, sorularıma tatmin edici cevaplar verebilecek bir ilim kaynağına başvurmam gerektiğini düşündüm.

Zihnimde canlanan tüm soruları düzenli bir şekilde yazdım, medresenin yönetimine gittim ve onlardan bu konuda bana yardımcı olmalarını istedim. Ancak hocalarım sorularıma cevap vermek yerine, Kum’daki Cuma imamının yardımcısı Seyid Ayetullah Eminî’nin kütüphanesine gitmemi ve orada araştırma yapmamı tavsiye ettiler. Seyid Ayetullah Eminî, felsefe ve mantık alanında uzmandı ve meşhur âlimlerdendi.

Tevhidî Neya’nın yardımı ve yönlendirmesiyle Seyid Ayetullah Eminî’nin kütüphanesinde araştırmalar yapmaya başladım. Her ne kadar Ayetullah Eminî’yle görüşmek istediysem de, kütüphane sorumlusu meşgul olduğunu söylediği için görüşme imkânı bulamadım. Ancak benim pes etmeye niyetim yoktu, üç haftalık bir uğraş ve ısrar sonunda Ayetullah Eminî’yle görüşme imkânı buldum ve elimdeki soruları ona yönelttim.

Ayetullah Eminî soruları okudukça yüzünün şekli değişmeye başladı, sonunda kızmaya ve bağırıp çağırmaya başladı. Bir taraftan sinirden titriyor, diğer taraftan bu makaleleri yazan ve onları yayınlayan herkese ağır hakaretlerde bulunuyordu.

Gördüklerim karşısında şaşırıp kalmıştım. İlmiyle, saygınlığıyla meşhur bir insanın, kendinden geçercesine sinirlenmesini, ağza alınmayacak sıradan küfürleri sarf etmesini hayal bile edemezdim. Sonunda Ayetullah Eminî bana döndü ve bağırarak şöyle dedi: “Git kitaplarımı ve bu konudaki çalışmalarımı oku, eğer ikna olmazsan büyük camiye gel sorularına orada cevap vereceğim”. 

Her halükârda benim pes etmeye niyetim yoktu. Bu fırsatı değerlendirerek Hücetü’l-İslam Tevhidî Neyâ ile beraber büyük camiye gittik. Ayetullah Eminî derslerini bu mescitte veriyordu. İçeri girdiğimizde Ayetullah Eminî etrafında toplanan öğrencilerine ders veriyordu, yanına yaklaştım ve aynı soruları tekrarladım. Ancak aynı şaşkınlığımı tekrar yaşadım. Ayetullah Eminî bu kez daha da kötü sinirlendi, sorularıma cevap vermek yerine bu makalelerin yazarlarına hakaretler yağdırmaya ve ağza alınmayacak sözler söylemeye başladı. Bu ikinci olay benim için bardağı taşıran son damla oldu. Kendimi tutamayarak sert bir şekilde karşılık vermeye başladım ve Ayetullah Eminî’nin yüzüne bağırarak: “Hocam! Bir daha cahillerin meclisine asla gitmeyeceğim” dedim. Ayetullah Eminî daha da sinirlendi ve hemen bana verilen bursun kesilmesini emretti.

Kum’daki ilim havzalarının öğrencilerine aylık altı ya da yedi bin tümen burs veriyorlardı. Bu burslar üç kişinin kontrolündeydi. Bunlar; Ayetullah Eminî, Ayetullah Meşkînî ve Ayetullah Vahid Horasanî’ydi.

İlim havzasında altıncı yılımı tamamlamak üzere olduğum bu dönemlerde bu makaleler, lise eğitimim, çeşitli kitap okumalarım ve yaşadığım bu olaylar, içimde bir şeyleri harekete geçirmişti. Tüm bu etkenler bir araya gelmiş,  beynimde şimşeklerin çakmasına sebep olmuştu. Artık bizim dışımızda bir dünyanın daha bulunduğunu, dar kalıplara sığdırılmış Şia düşüncesi dışında başka düşüncelerin de var olduğunu anlamaya başlamıştım. Belki de bunlar, Şia düşüncesini yeniden gözden geçirmem için beni harekete geçiren ilk kıvılcımlardı.

Devam edecek...

Önceki bölüm: Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye

Gelecek bölüm: Üniversite Eğitimi

NEBEONLINE - ÖZEL

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
YORUMLAR
tebrikler
ali osman
güzel bir çalışma.tebrik ediyoruz. mail grubunuz varsa bizi de ekler misiniz? teşekkürler
23 Mart 2011 Çarşamba 12:38
78.185.30.113
güzel
nur
güzel bir çalışma olmuş gerçekten, bu gencin geri kalan hikayesini sabırsızlıkla bekliyorum.
28 Ekim 2010 Perşembe 12:19
88.233.146.167
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
12 / 26
Antalya
15 / 25
Bursa
14 / 30
İstanbul
15 / 25
İzmir
13 / 28