Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
25 Mart 2011 Cuma 13:10

Bayreyn’le ilgili bilinmeyen gerçekler

Olaylara kesinlikle müdahil olmayan bu birliklerin Bahreyn’de işgalci olarak gösterilmesi ve olaylara müdahil olarak belirtilmesi yine çok büyük bir yalan.
Bayreyn’i İngiltere’den gelen yolcu karıştırdı

Basra Körfezi ile Akdeniz etrafında meydana gelen hadiseleri aynı şartlar altında meydana gelen hadiseler olarak analiz etmek çok doğru bir yöntem değil. İlk başta aynı resme bakıyoruz izlenimi oluşsa da, detaylara indiğimizde birbirinden çok farklı sebep ve sonuç ilişkileri ortaya çıkıyor.

Yaşanan olayları çok daha yakından izleyebilmek için iki haftadır Bahreyn’de bulunuyorum. Bugün misafir olduğum Bahreyn ile dört yıl yaşadığım Bahreyn arasında çok ciddi bir farklılık yok açıkçası. Uzun yıllardır üzerinde tartışılan ve bugüne kadar barışçıl yollarla çözüm aranılan sorunların medya tarafından abartılarak ve çarpıtılarak yansıtılmasını saymazsak eğer.

Aşağıda kısaca değineceğim bazı detaylar, haklı veya haksız olanı ortaya çıkarma çabası içermiyor. Aksine medyanın bizi nasıl aldattığına ve yaşanılanlar ile uzaktan edinilen bilgiler arasında ne gibi farklılıklar olabileceğine örnekler verme amacı taşıyor. Dünyada olan değişimleri değerlendirirken, uluslararası etkenleri ve çıkarları göz önünde bulundurmamız gerektiğinin üzerinde duruyor.

Rakamsal ve anlaşılması zor veriler yerine daha çok güncel hayattan örnekler ile Bahreyn’den bahsederek konuların analizine başlayalım.

Bahreyn, araba ile bir saatte gezebileceğiniz kadar küçük bir ada ülkesi. Kara ile tek bağlantısı Suudi Arabistan’a bağlandığı 25 km uzunluğundaki köprü. Şehirler arasında bir mesafe olmadığından, ülkeyi bilmeyen insanların her hangi bir şehirden başka bir şehre geçtiğini anlaması çok zor. Ankara’da bir semtten diğerine gecen bir yabancının anlamayacağı gibi. Ülkenin büyüklüğünü anlamak için diğer gösterge, bir milyondan biraz fazla olan nüfusu. Başkent Manama’yı diğer şehirlere bağlayan yollar otoyol ve üç şeritli. Bu nedenle ülkede ulaşım çok rahat ve hızlı.

Araplar ile birlikte birçok farklı ülkeden insana ev sahipliği yapıyor Bahreyn. Ülkede hemen hemen her insan en az iki dil konuşabiliyor. İngilizce bilmeyenlerin sayısı oldukça az. Eğitimli insan oranı diğer Arap ve Ortadoğu ülkelerine kıyasla çok yüksek.

Ekonomi ve bankacılık sistemi çok ileri bir ülke. Bu yapısı ile diğer körfez ülkelerine öncülük ettiğini çok rahat söyleyebiliriz. Protestoların görüldüğü diğer ülkelere kıyasla, halkın ekonomik durumu oldukça iyi. Zenginler ile orta gelirli grup arasında büyük bir uçurum olmasına rağmen, bu yorumu yapabiliyor olmamız da, ekonominin taban seviyesini görmek adına önemli bir nokta. Ülkede toplu taşıma sistemi olmayışı ve her evde en az bir arabanın olması ayrı bir gösterge yaşam standartları için. İnsanların barınma, sağlık ve yiyecek sorunu olmayışını da yukarıdaki maddelere ekleyebiliriz.

Bahreyn dünyadaki en güvenli ülkelerden biri. Suç oranı yok denilebilecek kadar düşük. Sokaklarda her hangi bir kavga ya da ciddi tartışma görme imkânınız hiç yok. İnsanlar birbirine oldukça saygılı ve sakin. Araba ve evinizin kapısını kilitlemenizi gerektirmeyecek kadar suçtan arındırmış bu ülkenin insanları kendilerini.

Taşınabilir bilgisayarımı, çantamı ve fotoğraf makinemi defalarca arabanın ön koltuğunda unutmama, kapı ve pencerelerin açık olmasına rağmen, hiç bir hırsızlık olayının meydana gelmemiş olması da bence günümüz dünyası şartlarında övünülecek bir hadise Bahreynli kardeşlerim için.

İnci meydanı olarak medyaya yansıyan alan aslında Bahreyn’in başkenti Manama’yı diğer şehirlere bağlayan en yoğun kavşak. Trafik yoğunluğunu göz önünde bulundurduğumuzda, protesto gösterileri için seçilecek çok doğru bir nokta değil.

Bu kavşakta oluşan trafik problemi, başkent Manama’nın birçok şehirle ve havaalanı ile bağlantısında çok ciddi aksamaya sebep olmakta. Yine Ankara’dan örnek vermek gerekirse, İnci kavşağını trafiğe kapatmak, Milli Kütüphane önündeki Bahçelievler, Etlik, Bakanlıklar kavşağını trafiğe kapatmakla eş değer, trafik problemi potansiyeli açısından.

Yukarıdaki gerçekleri konuya dâhil etmeden yapılacak analizler çok sağlıklı değil bugün için.

Olayların başlangıcından itibaren devletin ve göstericilerin tutumuna bakalım şimdi.

İki hafta içerisinde yaptığım görüşmelerden edindiğim izlenim, göstericilerin tek bir konu üzerinde fikir birliğine varmış olmaması. Sorunları ekonomi ve yönetim sistemi bazında ele alıyor görünüp, insanları bir amaç etrafında toplamak düşüncesini taşımışlar başlangıçta. Süreç ilerledikçe gruplar arasında kırılmalar meydana gelmiş. Özellikle dikkat çeken nokta, başlangıçta görülmeyen mezhepsel ayrımın zamanla belirginleşiyor olması.

Düşün(dürü)lenin ve inan(dırı)lanın aksine, protestocuların sayısı ülke nüfusuna oranla çok düşük. Katılımın bütünsel olmamasının en büyük sebepleri arasında, ülkedeki barışçıl düzenin bozulmasının istenmemesi ve ekonomik alt limitin dünya ortalamasının çok üzerinde olması gösterilebilir. Son günlerde basına yansıdığı şekli ile blok bir Sünni, Şia taraflaşmasından bahsetmek de çok zor başlangıç için.

Kavşaktaki olumsuz görüntü ve teknik uygulama imkânsızlıklarına rağmen, hükümetin protestolara izin vermesi, üzerinde dikkatle durmamız gereken bir başka nokta. Diğer ülkelerin aksine başlangıçta göstericilere karşı her hangi bir direnme ya da yaptırım olmaması ve kanunlar dâhilinde olduğu sürece göstericilere müdahale edilmeyeceğinin garanti edilmiş olması da çok önemli detaylardan biri. Devletin en hassas olduğu madde, gösteri yapılacak yerlerin önceden belirtilmesi ve izin alınması konusu. (Türkiye’deki benzer problemler aklıma geliyor.)

İlk günden itibaren sorunsuz ve barışçıl olarak devam eden gösterilerin İngiltere’den gelen bir uçağın taşıdığı yolcu ile yön ve yöntem değiştirmesi benim iki hafta içerisinde gözlemleyebildiğim en önemli ve üzerinde durulması gereken detay. O güne kadar ülkenin çalışma hayatında ve günlük yaşamında protestoların olumsuz etkisi çok az hissediliyorken bir anda sistem tıkanmaya başlıyor.

Aynı gün göstericiler İnci Kavşağının üzerinde olduğu ana yolu trafiğe kapatıyorlar. Daha önce de belirttiğim gibi diplomatik ofisler, bakanlıklar, banka yönetim binaları, havaalanı ve yabancı uyruklu insanların yoğun olarak yaşadığı bölgelere ulaşan otoyolun merkezinde bulunan bir kavşak burası.

Orada meydana gelen en ufak bir sorun, ülkedeki sistemi kilitlemeye yetiyor. İnsanlar ev ve iş yerlerine ulaşamıyorlar. Başka bir değişle göstericiler,  farkında olarak ya da olmayarak, kendilerini olaylardan uzak tutmaya çalışan diğer insanları sorunun merkezine çekiyorlar. Devletin olaylara ciddi anlamda müdahalesi işte bu tıkanmadan sonra başlıyor.

Olayların normal seyrinden çıkması ve şiddet içerikli bu noktaya gelmesinde basının atladığı bir kaç önemli detay var. Bu detaylardan bazılarına aşağıda değinmek istiyorum:

Protestocular içerisinde bulunan genç çocuklar ve olaylarda onların kullanılıyor olması. (Türkiye’deki taş atan çocuklar problemi ile çok ilişkilendiriyorum ben bu durumu) Fiziki şiddete maruz kalan yabancı uyruklu insanlar ve göstericiler. Basında bu durum tek taraflı yansıtılmasına rağmen, gerçekte olayların alevlendiği günlerde göstericiler ile birlikte başka masum insanlar da maalesef hayatını kaybetti.

Ülkenin başkentinde bulunan Salmaniya hastanesinin protestocular tarafından işleyemez noktaya getirilmesi. İnci kavşağı ve otoyollarda yaşanan olayların, Bahreyn vatandaşları ve yabancı uyruklu insanlar üzerinde oluşturmuş olduğu olumsuz etki. ( Ülkede yasayan yabancıların bir bölümünün, bu aşamada Bahreyn’den ayrılmış olması çok önemli bir gösterge.)

Meydana gelen problemler nedeni ile iş yerleri ile okulların tatil edilmesi ve bunun ülke ekonomisine etkileri. Üniversitelerde yaşanan büyük çaplı kavga olayları. Ve bana göre en önemlisi, protestoların gösterilen amacın dışına çıkarak, mezhepsel içerikli bir çatışmaya doğru gidiyor olması.

Yoğun olarak tartışılan bir diğer nokta Suudi Ordusu’nun Bahreyn’e müdahil olması. Bu konuda Körfez ülkeleri arasında yapılmış olan çok net bir anlaşma var. Bu ülkelerden her hangi birinde gelişen olaylar, diğer ülkelerin güvenliğini tehlikeye atıyorsa, ortak hareket ediyorlar. Bu karara binaen, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri orduları Bahreyn’e birlik gönderdiler.

Bu birliklerin ülkeye girebilecekleri tek geçiş noktası olan 25 km uzunluğunda köprüden alınan görüntüler hala basında kullanılıyor. Ülkeye girdikten sonra, askeri bölgeye nakledilen ve olaylara kesinlikle müdahil olmayan bu birliklerin Bahreyn’de işgalci olarak gösterilmesi ve olaylara müdahil olarak belirtilmesi yine çok büyük bir yalan.

Libya’da olan olaylar ile buradakileri karşılaştıranların kesinlikle yanıldığı noktalardan biri bu. Bahreyn’de her hangi bir işgalci güçten söz etmek için yine ülkenin özel yapısını ve konumunu göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Burada bir parantez açmalıyız. Ülkede uzun yıllardır bulunan Amerikan Üssü bütün dünya tarafından biliniyor. Bu üssü özel kılan en önemli sebep, Körfezin kalbi denilebilecek bir noktada olması ve Amerika’nın iddia ettiği İran tehlikesine karşı Arap Yarımadası’nı kontrol edebilecek en stratejik noktada bulunması.

Amerikan ordusu tarafından kullanılan bölge ülkenin tam merkezinde başkentte bulunuyor. Bu nedenle Amerikan askerleri ile halk içice yaşamakta. Öyle ki, hemen hemen her gün uğradığım kafe ve restoranların olduğu ülkenin en işlek caddelerinden biri bu üssün sınır duvarlarına on metre mesafede.

Aynı şekilde üssün bulunduğu bölgedeki yüksek binalarda ikamet eden on binlerce insan da ya Amerika vatandaşı ya da yabancı uyruklu çalışanlar. Resme bu açıdan baktığımızda, Bahreyn’de hali hazırda yabancı bir ordunun sürekli aktif halde bulunduğunu söylememiz yanlış değil. Yıllardır bu durumu görmeyip, bugün Suudi Ordusunu eleştirenler, düşüncelerini tekrar gözden geçirmeli öncelikle.

Ek olarak Bahreyn çok küçük bir ülke olduğundan burada olan bütün gelişmeler, her bir bireyi dolayısı ile Amerika askerlerini direk olarak etkilemekte. Yukarıda çok kısaca değindiğim olaylar meydana gelirken, bu olayların sebep ve sonuçlarında bu stratejik üssü görmezden gelmekte yine analizin objektifliğine gölge düşürür.

Bugün Bahreyn’de bir değişiklikten bahsetmek için öncelikle, bu ülkede etkisi olan uluslararası güçleri ve bu bölgede bulunma sebeplerini iyi analiz etmemiz gerekiyor. İsrail’i de içerisine alan bu bölgenin güvenliği ve hassasiyetleri düşünüldüğünde, dünyadaki güç sahiplerinin neden Bahreyn’de söz sahibi olmak istediklerini anlamamız daha kolaylaşıyor.

Uzun yıllardır beraber yaşayan Bahreyn halkını, dünyada gelişen olayları fırsat bilerek birbirine düşürmek isteyen doğulu ve batılı güçlerin etkilerini göz ardı edip, olaylara insan hakları ve benzer konular çerçevesinden yaklaşmak çok safça geliyor bana.

Özellikle ülkede söz sahibi olmak isteyen güçlerin medya organlarına baktığımızda, her birinin kendi amaçlarına yönelik yalanları ile karsılaşıyoruz. Bir taraf sadece göstericilerden olan kayıpları gösterirken, diğer taraf sadece sivil halktan olanları gösteriyor.

Bir taraf sadece Sünni kayıplara ışık tutarken bir diğeri Şia kayıplara ışık tutuyor. Ve her iki tarafta aslında üç gün dışında anormal olmayan günlük hayatı, savaş alanı gibi gösterip, kendi çıkarlarına yönelik hareketleri haklı göstermeye çalışıyor.

Ve üzücü olan nokta Müslüman halklar bugün nerede yanlış yaptığını ve bu hallere düştüğünü düşünmek yerine, kendi kardeşlerinin birbirine düştüğü bu olaylarda kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışmakla zaman geçiriyor.

Bütün bu kargaşanın ortasında, kendi içimizden birileri çıkıp durun, etrafınıza bakın ve düşünün diyemiyor.

İslam dininin önde gelenleri, akil adamları, düşünürleri, yüzyıllardır süren mezhepsel problemleri oturup tartışalım ve kendi problemlerimizi kendimiz çözelim çıkışını yapamıyor.

Bahreyn’deki olaylar bu açıdan bakıldığında anlam kazanıyor. Masumca atılmış bir adımın ne kadar kolay toplumsal patlamalara dönüşebileceğini görmek durumundayız. Küçük bir kıvılcımla İslam coğrafyasının karışabileceğini bilmeli, ona göre önlemlerimizi almalı, yeni nesilleri geleceğe hazırlamalıyız.

Kendimizi batıdan öğrenmemeli, batıya kendimizi anlatmalıyız. Müslüman kimliğimize karşı, kendi içimizde biriktirdiğimiz acınası ön yargılarımızdan arınmalıyız. İçinde bulunduğumuz toplumu tanımalıyız.

Kendi söküğümüzü kendimiz dikmek, kendi evimizin önünü kendimiz temizlemek zorundayız. Bu iradeyi gösteremediğimiz müddetçe, öldürülen kardeşlerimizi canlı yayınlardan seyretmeye ve içimiz kan ağlayarak, figüran rollerimizi oynamaya devam ederiz.

 

Deniz MİSTEPE / Rotahaber

 

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
12 / 26
Antalya
15 / 25
Bursa
14 / 30
İstanbul
15 / 25
İzmir
13 / 28