Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
02 Kasım 2010 Salı 15:41

Bu çifte standart değil mi?

Abbas ve adamları müzakerelere dönüşü Filistin halkına bir ölçüde de olsa kabul ettirebilmek için yalan üzerine yalan söylüyor.

Biz Türkiye’de iç politikadaki baş döndürücü gelişmelerle meşgul olurken dışarıda da çok önemli gelişmeler yaşanıyor ve çoğu yeterince gündeme yansımıyor.

Bu gelişmelerden biri de Filistin’de Mahmud Abbas başkanlığındaki Filistin Özerk Yönetimi’nin İsrail ile dolaylı görüşmelere başlaması...

Filistin Başmüzakerecisi Saib Ureykat, 9 Mayıs Pazar günü müzakerelerin başladığını duyurdu.

Görüşmelerin dolaylı veya doğrudan olmasının hiçbir anlamı yok.

Mahmud Abbas, Obama’nın ilk seçildiğindeki tavrına güvenerek “İsrail Yahudi yerleşim birimi inşasını durdurmadan müzakerelere dönüş yok” diye bir çıkış yaptı.

Washington Netanyahu’ya söz geçiremeyip kendisine önşartsız müzakerelere başlaması talimatı verince de zor durumda kaldı.

Filistinlilerin tabiriyle çıktığı ağaçtan inemedi.

Doğrudan müzakerelere dönmeyi kabul etseydi tükürdüğünü yalamış olacaktı.

Bu nedenle bir ara formül olarak ortaya atıldı, “dolaylı müzakereler”...

Abbas ve adamları müzakerelere dönüşü Filistin halkına bir ölçüde de olsa kabul ettirebilmek için yalan üzerine yalan söylüyor.

Örneğin, Amerika’nın güvence verdiğini söylüyorlar.

Fakat verilen güvenceyle ilgili en ufak bir kanıt sunamıyorlar.

Müzakerelerin başladığının ilan edildiği gün İsrail yeni Yahudi yerleşim birimleri inşa edileceğini duyurdu.

İsrail Radyosu, üst düzey bir yetkliye dayandırdığı haberinde, Yahudi yerleşim birimi inşası konusunda Washington’a hiçbir taahhütte bulunulmadığını ve Yahudi yerleşim birimi inşasının aynen devam edeceğini söyledi.

Abbas ve adamlarının iddiaları böylece İsrail tarafından sözlü ve fiili olarak resmen yalanlanmış oldu.

Üzerinde durmak istediğim asıl nokta bu değil...

Abbas’a destek için Arap Birliği de –Beyaz Saray’dan gelen işaretle- devreye girdi ve Arap Barış Girişimi İzleme Komisyonu dolaylı müzakereleri onayladığını ilan etti.

Başta Hamas olmak üzere Filistinli grupların tümü mevcut şartlarda müzakerelere yeniden dönülmesinin Filistin davasının aleyhine olacağını söyleyerek karşı çıktı.

Filistin’de bu müzakereleri isteyen ise sadece Mahmud Abbas ve avânesi...

Onların da halk desteği dibe vurmuş durumda...

Buna rağmen kendilerini Filistin halkının geleceğiyle ilgili hayati öneme sahip kararların altına imza atmaya yetkili görüyorlar.

Filistin halkı adına konuşmaya hakkı varmış gibi Arap Barış Girişimi İzleme Komisyonu da bunlara destek veriyor.

Tam bu noktada resmi Arap politikalarının çifte standardı ve iki yüzlülüğü çıkıyor karşımıza...

Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılması için ulusal uzlaşının sağlanmasını ve Hamas ile Fetih’in anlaşmasını şart koşanlar, işgalciyle müzakere gibi çok ama çok daha önemli bir konuda neden ulusal birliği şart koşmuyorlar?

Niye demiyorlar; “Biz Hamas ve Fetih dahil tüm gruplar anlaşıp ulusal birlik hükümeti kurulmadan müzakerelere destek vermiyoruz” diye?..

Bir buçuk milyon insana yardım eli uzatmak gibi insani bir görev için dahi ulusal birliği şart koşanlar, Filistin’in geleceği üzerine pazarlıkların yapılacağı müzakereler için aynı hassasiyeti niçin göstermiyorlar?

Yüzde 10’ların, yüzde 20’lerin Filistin halkı adına geri dönüşü olmayacak kararlara imza atmasını nasıl olup da destekleyebiliyorlar?

Müzakere masasına oturacak taraflara baktığımız zaman; bir yanda halkın oylarıyla seçilmiş bir hükümet, diğer yanda ise arkasında halk desteği olmayan ve meşruiyeti kendinden menkul bir yönetim görüyoruz.

Bu nedenle Türkiye’ye bir görev düşüyor.

Diyecek ki Türkiye;

“Hamas ve Fetih anlaşmadan, ulusal birlik hükümeti kurulup Filistin Parlamentosu’ndan onay almadan Filistin adına kimsenin karar verme yetkisi olamaz!”

Ankara’dan böyle bir çıkış gelirse, eminim Arap ve İslam ülkeleri arasından da bu görüşü destekleyenler olacaktır.

İZZET’İMİZE SAHİP ÇIKALIM!

İHH Batı Yaka temsilcisi İzzet Şahin, 27 Nisan Salı gününden bu yana İsrail zindanlarında...

Fekkallahu esrahu...

İzzet benim okul arkadaşım...

Aynı yıl geldik Medine’ye...

Aynı üniversitede ve aynı fakültede okuduk.

O hazırlığı bir yıl okuduğu için fakülteye benden bir yıl önce girdi ve benden bir yıl önce mezun oldu.

Güney Afrika’ya gitmişti, master için...

Sonra Kanada’da imam olduğunu duydum.

Denklik mağdurlarındandı.

Bir ay kadar önce Milli Görüş’ten arkadaşlarla görüştüğümde İzzet’in İHH’da çalıştığını ve Filistin’de olduğunu söylemişlerdi.

Sonra İzzet’in gözaltına alındığı haberi geldi.

O artık Türkiye’nin izzeti oldu.

İzzet Şahin’in serbest bırakılması için yükselen seslere acizâne ben de katılıyorum:

“Arkadaşımı serbest bırakın!”

HaBertaraf - 13 Mayıs 2010

 

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
12 / 26
Antalya
15 / 25
Bursa
14 / 30
İstanbul
15 / 25
İzmir
13 / 28