

'Bu ülke nasıl kazanıldı?'
İstiklal Marşının kabulünün 89. Ve İstiklal Marşı Derneğinin 3. Sene-i devriyesi münasebetiyle Konya Ticaret Odasına gelen İsmet Özel konuşmasına İstiklal Marşının 10 kıtasını okuyarak başladı. Pür dikkat izlenilen konferansına “İstiklal Marşı ile ne kadar irtibat kurdunuz? Bu ülkede yaşıyoruz, bu ülkenin ne pahasına bir mücadele ile kazanılan bir ülke olduğunu aklınıza getiriyor musunuz hiç?” sualiyle başladı.
Ardından İsmet Özel konuşmasına şöyle devam etti:
“Sert bir giriş yapmış olabilirim, ancak amacım bu değildi.” Amacının ne olduğunu ifade etmek için kelime bulmakta zorlanan İsmet Özel’e bazı dinleyicilerden yardım geldi… ‘Köprü’ ve ‘mutabakat’ gibi alternatifler sunan dinleyiciye Özel’in cevabı şu oldu… “ hayır, köprü değil çünkü köprü de ağaç bitmez… Mutabakat da değil, ünsiyet kurmak istedim” cevabını verdi.
José Julián Martí Pérez adıyla bilinen Kübalı şair ve yazara olan hayranlığını ve gerekçelerini anlatan İsmet Özel, Jose Marti’nin İspanya devleti ile olan mücadelesinden ve verdiği bağımsız olma gayretinde de kısaca bahseden Özel; “ İspanya devleti Marti’yi zehirleyip öldürmeyi için birini tutuyorlar. Ve tuttukları adam Marti’yi zehirlemeyi başarıyor. Fakat Allah’ın takdiri bu ya Jose Marti ölmüyor. Ve iyileştikten sonra katilinin izini sürmeye başlıyor nihayetinde de buluyor, onunla arkadaş olup onu kendi davasına çekiyor. Bunu ilk öğrendiğim zaman hayran kalmıştım. Bu düşünce beni cezp etmişti, fakat sonra bunun çocukça bir düşünce olduğunu fark ettim. Bu Jose Marti ve ispanya devleti içinde verdiği mücadele için bir güzellik olabilirdi fakat ben Türk’tüm ve Türkiye için böyle bir davranış çocukça olurdu. Türkiye bu dünyanın hiçbir yeriyle kıyaslanamayacak derecede bir güzelliğe ve zenginliğe sahiptir. Onun için bize dışarıdan öğrendiğimiz kahramanlık hikâyeleri fayda vermez, biz bu ülkenin sınırları içinde ve ülke için çözümler üretmek gerekir…
Bir sözüm vardır, ‘olmamış olmaz, olmuş olmamış olmaz’ diye… Durum bu kadar basittir. Bir şey olmuyorsa olmayacaktır, olmuşsa da olmamış kabul edemezsiniz. Önce bunu anlamış olmamız gerekiyor. Yahudi mantığını bırakmalıyız, bir Yahudi fıkrasında anlatılır. Yahudi’nin biri çocuğunu dama çıkarmış ve ‘haydi atla oğlum oradan aşağıya, ben seni tutacağım demiş’ çocuk atlamış ama tutmamış. Sonra da çocuğuna dönüp ‘ bu dünya da babana bile güvenmeyeceksin, asla unutma’ demiş.
Onun için kendi aramızda birbirimize itimat edeceğiz. Neden? Sen güvendin adam sana yamuk yaptı. Yapsın suç senin değil ki, bu adamın yanlış tavır sergilediği anlamına gelir. Müslümanlar olarak birbirimize iltica eden ve mülteci olanlardan olmalıyız.
Şimdi İstiklal Marşında kendi içimizde kopan fırtınalara bakalım. Bildiğiniz gibi ilk tepki Nazım Hikmetten gelmiştir. ‘İstiklal Marşında aksak bir şeyler var’ diye ifade eder. Aksaklık dediği de “ Doğacaktır sana vaat ettiği günler hakkın, Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın” mısralarınadır. Bu mısra’a karşı çıkar Nazım Hikmet. Allah mı vaatedendir yoksa insan mı kazanır suallerini sorar. Burada ayrışır.
Fakat biz Allah’ın bize vaat ettiğine inanırız. Ve Allah’ın vaat ettiğine inanmayanların gözetiminde oldu içinde bugün bu durumdayız.
Şuanda öyle bir idare altındayız ki Allah düşmanıma bile vermesin diyorum. Çünkü komşularıyla barışık yaşamaktan kıvanç duyan bir idare olmaz. Sınır demek ülkenin siyasi gücü demektir. Bağımsızlığı demektir, sen bunu kaldırmaya çalışırsan ortada ne ülke ne de siyasi güç kalır ki Allah korusun.
İstiklal Marşı yazılmasaydı ne olurdu düşünebilir misiniz bilmem, ama ben size düşünebilmeniz için yardım edeceğim. Kemalettim Kamu’nun yazdığı alternatif istiklal marşını ve izmire Tahassür şiirlerini okuyarak ne hallere düşeceğimizi anlayın. İstiklal Marşını iyi anlama ve anlatmak lazım…” diyerek bu şiirleri de okuyan İsmet Özel, daha sonra 1918 yılında Ermenilerle kısmen anlaşma yoluna gidilmek üzere çekilen kuzey sınırından bahsetti. Sözlerinin burasında Büyük İskender’in jan jak Russo nun bahsettiği bir olayı anlatarak devam etti.
“ Büyük İskender’in halkı kendisini kanunlarını dinlemiyormuş. Kuvvet gidince canın cehennem deyip bildiğini yapmaya devam ediyorlarmış. Araştırmışlar ve öğrenmişler ki, halk karnını denizdeki balıkları yiyerek doyuruyor. Sonra bu insanları başka yiyeceklere alıştırmışlar bakla, nohut, fasulye et, et biliyorsunuz kırmızı et, balık beyaz et oluyor ve halkın kursağını alıştıkları bu gıdalar yoluyla boş bırakmaya başlayınca halk kanunlara uyar hale getirilmiş. Boyun eğdirmişler. Tarihimizde 1571 e kadar Osmanlıya hüküm geçmezdi. Türkiye ve AB. İlişkileri farklı yürütürdü. Biz feodal olmayan ve reddeden bir millettik. Ab. İse foedalizle ayakta kalan ve yaşamaya alışmış bir millet. Nedir feodalizmin içinde, en basitini size söyleyeyim, ilk gece hakkı senyöre aittir. Yani gelin ilk gecesini senyörle geçirir sonra damada gider. Biz hizmet ehli bir milletiz. Ab. İse pazarlığa ait bir hayat kurmuştur. AB. Alacağız diye böyle bir millet olmak istiyorlar işte… Darül İslam’dan bahsediyoruz. Bizim kurduğumuz sistemle AB. Tamamen farklıdır. Avrupa denilen o adamlar yükselirken anti Türk felsefesiyle yükseldiler unutmayın. Bizler hiçbir şekilde onlar gibi olmamalıyız. 2 çeşit insan türü vardır. Seçiminizi ona göre yapın. 1. Şık Türk ya da Amerikalı olacaksınız. 3. Şık yoktur…” diyerek Türk ve Türklük anlamlarının da altını çizen İsmet Özel… Son olarak yine salondaki dinleyicilere soru yönelterek konuşmasını bitirdi.
“Nasıl bir Türkiye istiyorsunuz değil? Türkiye’yi istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Bunun cevabını verin. Çünkü artık nasıldan ziyade ortada Türkiye kalmayacak!” diyerek daha sonraki buluşmalarda konuların daha derinine inebileceğinin de altını çizerek konuşmasına son verdi.
Ayşe Büşra Erkeç/ HaBertaraf
|
Ankara
-5 / 3
|
Antalya
5 / 11
|
Bursa
-3 / 4
|
İstanbul
1 / 4
|
İzmir
3 / 9
|


























