Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
01 Mart 2011 Salı 21:16

Devrimler İran'ı nasıl etkileyecek?

Bir rejim, ne kadar süre dışarıda devrimci, içeride statükocu olabilir?

Abdülhamit Bilici'nin yazısı...

Ortadoğu'daki sıcak gelişmeleri konuştuğumuz TV8'deki programa izleyicilerden ilginç tepkiler geldi. Bunlardan biri çok farklıydı.

Ülke dışından geliyordu ve biz daha çok Libya, Mısır ve Tunus'u konuşurken, bu izleyici İran'a dikkat çekiyordu. 'Merhaba, ben İran'dan Azim' diye başlayan mesaj oldukça netti: "Bizim çektiğimiz çile, hiçbir ülkede yok. Niçin İran'dan bahsetmiyorsunuz? Lütfen gözünüzü açın ve İran halkının sesini de duyun."

Mesaj okunurken, bir an eski Türkiye'yi hatırladım. Çünkü o Türkiye'de de birçok insan özgürlüğün olduğu ülkelere bir umutla böyle imdat mesajları gönderirdi. Çünkü içeride sesini yükselten ya kör bir kurşuna kurban gider ya da soluğu hapiste alırdı. Sağcı, solcu, dindar, Kürt, Alevi pek fark etmezdi. Azınlığın da çoğunluğun da güvencesi yoktu. İletişim büyük oranda rejimin tekelindeydi.

Bütün sorunlar elbette çözülmüş değil. Özgürlükler ve insan hakları açısından hâlâ birçok problemimiz duruyor. Hâlâ değişmesi gereken arkaik yaklaşımlarımız var. Ama iyi yoldayız. Yıllardır Fransa'da yaşayan Kemal Burkay'ın seçimlerden sonra dönme kararı almış olması; Başbakan Erdoğan'ın yıllardır vatan hasretiyle gurbette yaşayan Şivan Perver'i Türkiye'ye davet etmesi; darbe girişimlerinin artık yargılanıyor olması; insan hakkı ihlallerinin hesabını soracak ombudsmanlık mekanizmasının kuruluyor olması ve sivil anayasaya dair beklentiler umut veren işaretlerden sadece birkaçı. Tunus'tan Mısır'a, Ortadoğu'daki yeni aktörlerin Türkiye'den ilham aldıklarını söylemesi önemli değil mi? O kadar ki İran'da yaşayan bir insan bile umutla derdini bir Türk televizyonuna ulaştırıyor.

Gerçekten bölgeyi sarsan değişim fırtınası karşısında İran'ın durumu ne? Tahran, bu halk ayaklanmalarına nasıl bakıyor? İran rejimi, gelişmelerden nasıl etkilenecek? Aslında yüzyıllarca halkların yönetimden dışlandığı bir siyasi mirasa sahip olan Ortadoğu'da, ilk kez İran'da sokak sesini yükseltmiş ve Batı merkezli sosyal bilim şablonlarını tersyüz ederek bir devrime imza atmıştı. Bütün baskılara rağmen çok büyük bedeller ödeyerek de olsa devrim 32 yıldır ayakta kalmayı başardı. İran'da yaşananların İslam dünyasına örnek olacağı; devrimin başka ülkelere ihraç edileceği tezleri ise Batı'da İslam'ı öcü göstermek için kullanılan yaygara olmaktan öteye geçmedi.

Humeyni'ninki halk devrimine sahne olmamış; daha çok saray darbesi geleneğinin geçerli olduğu bölgede, bugün yaşananlar sadece İran'a özel bu ayrıcalığı sona erdirmekle kalmıyor, Tahran'daki rejimi hayati bir açmazla karşı karşıya getiriyor. Evet, İran'daki rejimi, Libya, Tunus ve Mısır'daki rejimlerle karşılaştırmak doğru değil. Mübarek'in iktidarda olduğu 30 yılda, İran'da 5 farklı cumhurbaşkanı görev yaptı ve hepsi de ciddi rekabetin yaşandığı seçimlerle işbaşına geldi. Belki evrensel standartlarda değil, ama kendine mahsus seçim sistemiyle, meclisin hükümet üzerindeki denetimiyle, zaman zaman dozu değişen ifade özgürlüğüyle ve yine kendine özgü check-balance sistemiyle İran farklı bir tür. Dolayısıyla İran'ı, doğru dürüst hiçbir seçimin yapılmadığı Bin Ali ve Kaddafi tipi liderlerin yönetimleriyle kıyaslamak bile yersiz.

Peki 'imdat' çığlığını, Türkiye'deki bir televizyon programına ulaştıran Azim, boşuna mı "İran halkının sesini duyun" diye haykırıyor? Ya da belirtilen farklar nedeniyle İran rejimi, yeni devrim dalgasından korunmuş mu oluyor? Aksine bu tablo karşısında İran hayli zorda. Durumun ne kadar ağır olduğunu, Cumhurbaşkanı Gül'le bu ülkede bulunduğumuz günlerde bizzat yaşadık. 2009'da Ahmedinejad ile Musevi'nin yarıştığı seçime hile karıştığına inanan ve sayısı milyonları bulan muhalefetin, Mısır halkıyla dayanışma için yaptığı gösteri çok sert biçimde bastırıldı. Ülkede gün boyu cep'ler ve internet susturuldu. Sms, Facebook ve Twitter zaten yasaklı. Muhalif lider Kerrubi ve bir zamanlar Humeyni'nin başbakanlığını yapmış Musevi, sürekli ev hapsindeydi. Dün tutuklandıkları haberi geldi. 'Hainlere ölüm' sloganları eşliğinde toplanan meclis, bu iki isme ölüm cezası isteyen önergeyi onayladı.

Belki tüm bunlar, İran'ın 2 yıldır üstesinden geldiği şeyler denebilir. Şimdiki zorluk, İran'ın yeni halk devrimleri karşısındaki büyük açmazı. Sevmediği Mısır veya Yemen rejimlerini bertaraf eden veya Bahreyn'deki gibi Şiilerin gücünü artıran dışarıdaki halk isyanlarını alkışlayan İran, içeride aynı hakları talep edenleri ne kadar susturabilecek? Bir rejim, ne kadar süre dışarıda devrimci, içeride statükocu olabilir?

Zaman

 

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
12 / 27
Antalya
15 / 23
Bursa
12 / 25
İstanbul
15 / 27
İzmir
13 / 27