

Dinçer: Türkiye Suriye'ye odaklanmalı
*Mülakat: Sevim Sinem Yılmaz (USAK Stratejik Gündem)
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Araştırmaları Merkezi uzmanlarından Osman Bahadır Dinçer ile Suriye’deki son durum ve Türkiye’nin olaylara bakış açısı üzerine gerçekleştirilen mülakat aşağıdaki gibidir:
Soru: Suriye’de yaşanan son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bahadır Dinçer: Bugün Suriye’de durumun giderek daha da kötüye gittiği söylenebilir. Son günlerde halk sokaklarda demokrasi, insan hakları ve özgürlük adına mücadelelerini barışçıl metotlarla sürdürürken, diğer taraftan mevcut rejimin ve statükonun en başından beri Suriye’deki mücadele zeminini kaydırmayı hedeflediğini görüyoruz. Olaylar patlak verdiğinden beri altını çizdiğimiz en önemli unsur Suriye’de zeminin kaygan olduğu gerçeğiydi. Gelinen noktada provokatif eylemlere başvurularak kaygan zeminde dengeler değiştirilmeye çalışılıyor. Öldürülen 120 polis, bunun bir kanıtıdır. Halkın anarşist yöntemler kullanarak devletin kendi memurunu öldürmesi sonucunda mevcut rejim, uluslararası kamuoyuna kendisinde meşru müdahale hakkını gördüğünü açıkça ilan edebiliyor. Aslında Şam, hükümet olarak yaşanan olaylara “dur” demeleri gerektiği imajını yaratmaya çalışıyor. Son günlerde Suriye’de provokatif eylemlerin arttığını, istihbarat örgütlerinin istedikleri gibi davrandıklarını görüyoruz. Yani provokasyonun biri on para.
Çok ciddi bir kaos ortamına girildi. Hastanelerden ölü ya da yaralılarla ilgi herhangi bir bilgi alınamıyor. Aynı ülke içerisinde bir şehirde oturanların diğer şehirde ne olup bittiği konusunda hiçbir fikri yok. Ulaşım konusunda ciddi problemler yaşanıyor. Öyle ki, bir şehirden diğerine gitmek bile artık çok zor.
Ülkenin toplumsal yapısını da göz önünde bulundurduğumuzda bütün bu gelişmeler, olayların temelinde bir kasıt olduğuna işaret ediyor. Son birkaç günde yaşananlar bu iddiayı destekler nitelikte…
Soru: Yaşanan çatışmalar sizce kısa vadede sona erecek mi?
B. Dinçer: Şu an görebildiğimiz kadarıyla kısa vadede çatışmaların sona ermesi söz konusu değil. Özellikle de bu tür provokatif eylemler artarsa, barışçıl metotlar kullanan halkın da silahlara sarılması olasıdır. Henüz muhalefet silah kullanmaya direniyor. Ama provokatif eylemler devam ederse halk da bir yerde “tamam buraya kadarmış” diyerek intikam duygusunun esiri olup silahlara sarılabilir. Zaten biliyoruz ki ülkenin toplumsal yapısı buna oldukça müsait. Birinci Dünya Savaşı’ndan beri Suriye’nin altyapısının çatışma ortamı için tam anlamıyla biçilmiş bir kaftan olduğu söylenebilir. Silahlar her an patlayabileceği için bugün bu konuda dikkatli ve sabırlı olmak gerekiyor. Fakat bu koşullar altında mevcut yönetimin hedefinin halkın sabrını taşırmak olduğu söylenebilir. Dolayısıyla halk barışçıl metotlarla bir yere varılamayacağını anladığında durum daha da vahim bir hale gelebilir. Bütün göstergeler bunu doğruluyor, uluslararası müdahalenin yapılması da muhtemel.
En azından Suriye’deki son durum bize olayların kısa vadede sona ermeyeceğini gösterir nitelikte. Diğer taraftan Suriye’de muhalefetin ve sokaktaki insanların vazgeçme ihtimali hala var. Her ne kadar muhalifler sonuna kadar direneceğiz dese de şiddet artarsa kendi çocuğunu, ailesini düşünen Suriyeliler geri adım atma durumunda kalabilir. Bu çözüm müdür? Hayır. Kısa vadede Beşşar Esed ve yönetimi statükoyu devam ettirebilir ama uzun vadede çok daha büyük bir problem ortaya çıkacaktır.
Soru: Peki sizce Suriye’de de Mısır’daki gibi bir değişim gerçekleşebilir mi? Suriye buna hazır mı?
B. Dinçer: Öncelikle Suriye ve Mısır birbirinden çok farklı ülkeler. Mısır’ın çözülmesinin yani Mübarek’in gitmesinin sebebi elitler arasındaki ittifakın kolaylıkla çözülmüş olmasıydı. Ordu, Mübarek ve bürokrasi farklı saflarda durabildi. Aralarındaki bağ çok rahat koparıldı. Ama Suriye’ye baktığımızda hala elitlerin, istihbaratın, askeriyenin başındaki görevlilerin ve devlet yönetimindeki önemli bürokratların ittifak halinde olduğunu görüyoruz. Bu ittifak çözülmediği sürece Suriye’de Mısır’daki gibi bir değişim olması çok güç.
Yemen'de de aynı durum söz konusu yani ittifak orada da çözüldü. Aynı kabileye mensup insanlar yönetimi elinde tutuyordu fakat şu an farklı aileler aynı kabilede muhalif durumda. Suriye’de şu an böyle bir durum görmüyorum. İlerleyen dönemde de olabileceğini öngörmüyorum. Dolayısıyla Mısır’daki gibi daha kansız bir geçişin olma ihtimali şu an oldukça düşük.
Soru: Dış müdahale derken hangi güçleri kastettiniz?
B. Dinçer: Bir yerde çok fazla kan akmaya başlarsa uluslararası kamuoyu ve aktörler mutlaka müdahale etme yoluna gideceklerdir. Müdahalenin mahiyeti ve müdahale edeceklerin kimliği hususunda şimdiden bir şeyler kestirebilmek zor. İş o noktaya varmamalıdır. Ancak gidişat o yöne doğru ne yazık ki. Ama her halükarda böyle bir müdahale olmaması için gayret sarf edilmeli.
Soru: Türkiye’nin bu konuda olaylara yaklaşımı nasıl?
B. Dinçer: Üzülerek belirtmek isterim ki seçim süreci bize zaman kaybettiriyor. Normal şartlar altında böylesi bir olay karşısında Türkiye’nin bütün himmeti ve enerjisiyle Suriye’ye yoğunlaşması gerekirdi. Hala bürokratik olarak Dışişleri Bakanlığı Suriye’yle ilgileniyor olabilir. Fakat siyasilerin de Suriye üzerine odaklanmış olması gerekirdi. Son günlerde bizim Suriye ile yatıp Suriye ile kalkıyor olmamız gerekirken, muhalefetinden iktidarına herkes kendini seçimlere kaptırmış durumda. Hâlbuki bundan sonraki süreçte Suriye’deki yangının büyümesiyle birlikte çok büyük bir sıkıntıyla karşılaşacağımız gayet net. Bunun için çok somut politikaların ve stratejilerin geliştirilmesi gerekiyor. Fakat bir yanda seçim gündemi, diğer tarafta Suriye ve farklı meseleler varken bunu başarmamız mümkün değil. Türkiye’nin şu an bütün kanallarıyla ilgilenmesi gereken tek ülke olan Suriye son zamanlarda bizden gereken ilgiyi görememektedir.
Soru: Bu konuya Başbakan Erdoğan’ın yaklaşımıyla ilgili ne söyleyebilirsiniz?
B. Dinçer:Hem kültürel hem ekonomik hem de siyasi anlamda Suriye’ye çok yatırım yaptık. Tek hedefimiz ise Suriye yönetiminin liderliğinde yumuşak bir geçişi mümkün kılmaktı. Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı’nın ve Türkiye’deki siyasi elitlerin son on yılda yaptığı şey Beşşar Esed’i bu konuda ikna edebilmekti. Aslında buradan Türkiye’nin bugün olanları bir şekilde tahmin ettiği sonucunu çıkarabiliriz. Rüzgâr dinmediği sürece dalgaların galip gelmesi kaçınılmazdı. Bunun önünü alabilmek için Türkiye’nin başvurduğu yöntem ise konuşarak ve göstererek ikna etmek oldu.
Esed yönetimi olayları mantık süzgecinden geçirerek, "bu rüzgâr dinmezse alabora olacağız, en azından kendi mevcudiyetimizi koruyabilmek adına reformlar yapıp halka az da olsa aşama aşama temsil hakkı verelim" deseydi, mesele bu kadar büyümeyecekti. Türkiye bunu hedeflemesine rağmen Beşşar Esed ve yanındaki statükocu anlayıştakiler ikna olmadı. Bu gerçeği idrak edemeyip İran’ın dümen suyuna girdiler. Sert politikalarla olayları bastırabileceklerini zannettiler. Kısa vadede eylemleri bastırmak mümkün ama daha önce de belirttiğim gibi uzun vadede bu olay çözülmez.
Türkiye’nin de kısa vadede yaptığı bazı hatalar yok değil. Arap halklarının şu anki duygusallığını hesaba katarak bu insanlara karşı yanlış anlaşılmaya müsait birtakım ifadeler kullanılmamalıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin başındaki liderlerin sarf edecekleri kelimeleri özenle seçmeleri gerekiyor. Halkın yanında olunduğu gerçeğinin daha güçlü vurgulanacağı yerde son bir aydır herkesin kafası maalesef seçimlerle meşgul.
S. Yılmaz: Teşekkürler
usakgundem.com
|
Ankara
12 / 27
|
Antalya
15 / 23
|
Bursa
12 / 25
|
İstanbul
15 / 27
|
İzmir
13 / 27
|


























