

Haksızlığa karşı öğrencileri destekledi
NEBEONLINE, Şehit Hüccetülislam Murtezâ Radmehr'in ibret dolu hayat hikayesini, şehidin bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve Afganistan'da uçak kazasında hayatını kaybeden İHH çalışanlarından Faruk Aktaş tarafından Türkçe'ye çevrilen "Nura Yolculuk"u bölümler halinde yayınlıyor.
Önceki bölüm: Başka bir dünyanın varlığını keşfetti
Üniversite Eğitimi
1988 yılında üniversiteye girebilmek için genel imtihana katıldım. Allah’ın yardımıyla aldığım puanlar gayet yüksekti. Bu puanlarla tıp, eczacılık gibi birçok önemli fakültede okuyabilme olanağı yakaladım.
Bu sonuç, annem ve babamı çok memnun etti. Sonuçlar özellikle babamı çok memnun etmişti. Böylece benimle ilgili hayallerini gerçekleştirebilme olanağı yakalamıştı, bundan dolayı tıp fakültesine kaydolmam için ısrar ediyordu. Babamı kırmayarak 1988 yılında Şehid Behişti Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne kaydımı yaptırdım.
Üniversite eğitimiyle başlayan yoğunluğum, beni kısa bir süreliğine İslami ilimlerden uzak tuttu. Üniversite ortamı çok farklıydı ve benim alışkın olduğum medrese ortamına hiçbir şekilde benzemiyordu. Bundan dolayı, ilim havzasında devamlı giydiğim elbiseleri çıkardım ve halkın giydiği sıradan elbiseleri giydim.
Üniversiteye başladıktan kısa bir süre sonra, Feyziye havzasından bir heyet gelerek benimle görüştü. Bunlar, okulumuza bağlı davet heyetiydi ve havzadaki başarılı öğrencilerden olduğum için benim kendilerine katılmamı ve davet heyetinin bir üyesi olarak çalışmalara devam etmemi istiyorlardı.
İlim havzasının son yılında yaşadığım fikri değişimler yüzünden davet heyetine katılmak istemedim ve tekliflerini uygun bir dille reddettim. Ancak davet heyeti bu cevabımdan pek hoşlanmadı. Çünkü heyetin yönetimi benim kendilerine katılmamı istiyordu. Heyetin yönetimindekiler gidip babamla konuştular ve taleplerini babamı razı edebilecek bir üslupla sundular. Bunun üzerine babam üzerime gelmeye ve bu heyete katılmam için ısrar etmeye başladı. Durum böyle olunca babamı kırmamak için isteksizce davet heyetinin teklifini kabul ettim.
Her şeye rağmen üniversitede birinci yılın ilk dönemi her hangi bir problem olmadan normal bir şekilde geçti ve ikinci dönem, üniversite ortamına biraz daha alışmış olarak derslerime başladım.
Üniversitede öğrenci birliğine ve daha sonra üniversite davet heyetine katılmam, benim üniversite ortamını daha yakından tanımamı, eğitim ortamındaki farklı fikirler ve düşüncülerle daha çok haşır neşir olmamı sağladı. Bazen öğrenciler arasında fikri tartışmalar yaşanır ve bu tartışmalar uzun süre gündemde kalırdı. Bu nedenle öğrenci birliğinin bir üyesi olarak, bu tartışmaların bir parçası olmak zorunda kalıyordum.
Çoğu kez davet heyetindeki çalışmalarım, yanlış anlaşılmalara ve iyice düşünülmeden alınan kararlara karşı mücadele etmekten ibaretti. Okulun davet heyetinde olduğum için birçok olaydan ya birinci elden haberdar oluyor ya da olaya müdahil olmak zorunda kalıyordum. Ne yazık ki üniversite, öğrencilerin problemleriyle ilgilenirken onlar adına çözümler üretmek ve tarafsız yaklaşmak yerine çoğu yerde hissi davranıyor, olayların iç yüzünü araştırmadan baştan savmacı bir yöntem takip ediyordu.
Okulun bu tutumu, benim öğrencilerle daha çok ilgilenmeme ve onlara daha çok öncelik vermeme sebep oldu. Bu durum ise, bazı durumlarda okul idaresiyle benim zıt taraflarda bulunmamıza sebep oluyordu. Her şeye rağmen yaptığım şeyin doğru olduğuna inandığım için halimden memnundum. Benim tek hedefim okul idaresinin taleplerinden ve okulun menfaatlerinden daha çok öğrencilerin problemleriyle ilgilenmek ve bu problemlere uygun çözümler aramaktı. Okulun davet heyetinde olmama rağmen, öğrencilerin haklarını savunmam gerektiğinde onlara destek çıkmam, öğrenciler arasında sevilen biri olmama sebep olmuştu.
Bana göre – zannederim bu konuda birçok kişi benimle aynı görüştedir – okul, öğrencilerin eğitimiyle ilgilendiği gibi öğretimiyle de ilgilenmeli, onların doğal yeteneklerini ortaya çıkarmak için ortam hazırlamalı ve bu yöntemle toplumun problemlerini çok yönlü olarak sahiplenmeliydi. Aynı şekilde okul, gençlerin üniversite çağında içinde bulundukları değişimi göz önünde bulundurarak gerekli rehberlik hizmetleri vermeliydi. Çünkü insanın fıtri ihtiyaçlarını görmezlikten gelmek, çoğu zaman toplumsal ve ahlaki açıdan hoş olmayan kötü sonuçlar doğurabilmektedir.
Ne yazık ki, bu gibi önemli konuların ikinci plana atılması okul ortamına yansımış ve okulda, fesadın farklı şekillerde ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Öğrenci birliği ve okulun davet heyeti içinde bulunduğum için, kendimi de bu kötü ortamdan sorumlu görerek bu konuyu, üniversite davet heyetinin sorumlusu Seyid Muhammed Rıza Hüseynî’yle görüşüyor, ancak bir sonuç alamıyordum. Göründüğü kadarıyla benim takip ettiğim yöntem, davet heyeti tarafından pek olumlu karşılanmıyordu. Davet heyetinin olaylara bakışı oldukça yüzeyseldi, yaşanan olayları çok yönlü değerlendirmeden, düz mantıkla çözmeye çalışıyorlardı. Bu yüzden Seyid Hüseynî’yle birkaç defa gergin anlarımız oldu.
Bir defasında polis, okulun bayan öğrencilerinden birini tutukladı. Söylendiği kadarıyla bu bayanın okulun dışında birkaç gençle ahlaki olmayan ilişkileri varmış. Bu bayan, okulumuzun öğrencisi olduğu için okulun konuyla ilgilenmesi gerekiyordu ve konu davet heyetine havale edildi. Bayan, bir şekilde davet heyetini ikna ederek suçsuz olduğunu ortaya koydu, böylece problem çözülmüş oldu ve bayan serbest bırakıldı. Ancak bu olay üzerine okulda, davet heyetinin sorumlusu Seyid Hüseynî’nin bu bayanla özel ilişkileri olduğu için onu serbest bıraktığına dair dedikodular yayılmaya başladı.
Yine başka bir olayda, iki öğrenci okul ortamında ahlaki olmayan ilişkilerde bulundukları suçlamasıyla tutuklandılar ve konu okulun davet heyetine havale edildi. Yapılan görüşmelerde iki öğrenci, aralarında ahlaki olmayan bir durum olmadığını, sadece birbirlerini sevdiklerini ve ileride evlenmeyi düşündüklerini söylediler. Ancak davet heyeti onların sözlerine inanmadı ve kız öğrenciyi test yaptırmak için hastaneye gönderdi. Yapılan tahlilde ikisinin doğru söylediği ortaya çıktı.
Kendi gözlerimle, kızın bir taraftan ağlarken diğer taraftan rektöre ve davet heyetine bağırarak şöyle dediğine şahit oldum: “Bizi insanların önünde rezil ettiniz, bize haksızlık ettiniz, siz hiç Allah’tan korkmaz mısınız?! Sizde hayâ ve utanma adına bir şey kalmadı mı?!...”
Her şeye rağmen davet heyeti, bu iki öğrencinin okuldan atılmasına karar verdi. Okul öğrencileri bu haksız uygulamayı protesto ettiler ve okul idaresi öğrencileri yatıştırmak için özel bir oturum yaparak açıklama yapmak zorunda kaldı. Ben bu oturumda kalkıp öğrencilerin haklarını savunan sert bir konuşma yaptım.
Bu konuşma üzerine istihbarat birimine çağrıldım, beni pişman olduğuma, bu gibi davranışlarda bir daha bulunmayacağıma dair bir açıklamaya imza atmak zorunda bıraktılar. Ayrıca bir sonraki oturumda öğrencilerin önünde söz hakkı alarak yanlış yaptığıma, okul idaresinin haklı olduğuna dair açıklama yapmam için baskı yaptılar.
Birkaç gün sonra okul idaresi yine bir oturum düzenledi, utangaç ve buruk bir halde öğrencilerin önüne çıktım. Daha birkaç cümle sarf etmeden öğrencilerden biri ayağa kalkarak gür ve kızgın bir sesle: “Ey Radmehr! Daha iki üç gün geçmeden sana ne oldu böyle? Nasıl böyle yüzde yüz değişebildin?! Bunu yapman için sana ne kadar ödediler?!” dedi.
Her şey bir anda değişmişti, öğrencilerin yüzlerindeki kini ve nefreti okuyabiliyordum. Daha düne kadar beni haklarını savunan, onları destekleyen biri olarak görürken, şimdi düşmanlarıymışım gibi bakıyorlardı.
Devam edecek...
Önceki bölümler:
Başka bir dünyanın varlığını keşfetti
Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye
Gelecek bölüm: Mut'anın gerçek yüzünü gördü
NEBEONLINE - ÖZEL
|
Ankara
10 / 22
|
Antalya
16 / 22
|
Bursa
11 / 20
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
12 / 25
|


























