

Hamas-İran ilişkileri
"Ey Harameyn'in Hizmetkârı! Kuveyt Zirvesi'ndeki tavrınız ve sözleriniz sadece direnen Gazze'de değil, Arap ve İslam Ümmeti'nde izzet, şeref ve birlik ruhu uyandırdı. Hakkın tarafında durdunuz. Gazze'nin ve Filistin'in mazlum çocuklarının, kadınlarının, yaşlılarının ve gençlerine destek oldunuz. Filistinli her eve izzetli ve özgür bir yaşam ümidi verdiniz."
"Sorumluluk ve fazilet eliyle acil gıda ve ilaç yardımlarınızla, birçok yaralı ve hastayı ülkenizde ağırlayarak ve Suudi Arabistan halkı adına Gazze'nin yeniden imarı için 1 milyar dolar ayırarak yaralıların ve ambargo altındaki insanların acılarını dindirdiniz. Allah sizi hayırla mükafaatlandırsın."
"Sabırlı ve direnişçi, yaralı Filistin halkının mümkün olan en kısa sürede yeniden imarı sağlamak için saldırılardan, işgalden ve ambargodan uzak özgür bir yaşama ihtiyacı vardır. Bu öncelikle Allah'ın muvaffak kılmasıyla, sonra da ey Harameyn-i Şerifeyn'in Hizmetkârı, sizin hikmetli yönetiminizdeki Suudi Arabistan'ın aktif rolüyle gerçekleşecektir. Siz Filistin'in ve genelde ümmetin umudusunuz. Allah'ın dininin koruyucuları, Beytullah'ın hizmetkârı ve mazlumların destekçisi olarak varolun. Suudi Arabistan da özgür, izzetli ve başı dik yaşasın."
Durun lütfen, hemen celallenmeyin.
Tüm bu sözlerin sahibinin adı da İsmail, fakat o ben değilim.
Bunlar, Kuveyt Zirvesi sonrası Filistin'in seçilmiş ve meşru başbakanı İsmail Heniye'nin Suudi Haber Ajansı'na verdiği demeçten bazı cümleler…
Bunları, Heniye'nin sözlerini delil göstererek Suudi Arabistan Kralı'nı övmek veya Heniye'yi hâşâ "Suud uşağı" olmakla suçlamak için alıntılamadım.
Heniye'nin bu sözlerini Hamas liderlerinin İran ve yöneticileri hakkında aynı bağlamda söyledikleri sözleri öne sürerek "Hamas liderleri İran'ı överken size ne oluyor?" diyenlere göstermek için alıntıladım.
Belki Hamas liderlerinin herhangi bir ülke hakkında söyledikleri bu tür sözlerin Hamas'ı o ülkenin eksenine sokmayacağını anlarlar.
İstanbul'da çok önemli bir sempozyum vardı geçen hafta…
İslam Dünyası'nın önde gelen isimlerinden 300'e yakın düşünürün katıldığı sempozyumun ikinci günü sabah oturumunun konuşmacılarından biri de Hamas'ın Lübnan'daki temsilcisi Üsame Hamdan idi.
Hamdan'a Hamas'ın İran ile ilişkileri soruldu.
Hamas temsilcisi, hareketin İran ile ilişkilerinin Filistin davasının yararına tüm taraflarla kurulan ilişkiler çerçevesinde olduğunu ve başka bir anlamı olmadığını vurguladı.
Hamas ile ilişkileri olan Arap ülkelerinden farklı olarak İran'ın bölgeye yönelik stratejisi nedeniyle Hamas ile ilişkilerini göstermede daha cüretkar olduğunu söyledi ve "Hamas ile ilişkileri olan bazı Arap ülkeleri bunu gizliyorsa ve İran bunu açıkça söylüyorsa bu Hamas'ın suçu değil" dedi.
Hamas'ın İran ile ilişkilerinin "aşırı kaygıya" veya "birşeyler yapmaktan alıkoyan kaygıya" (el-qalaq el-muq'ıd) neden olmaması gerektiğine dikkat çektikten sonra bu konuda duyulan kaygı Hamas'ın iyiliği için ise bunun kabul edilebileceğini ekledi.
Bazı yardım tekliflerini geri çevirdiklerini de söyledi.
Filistin davasının yararına olduğu sürece Hamas'ın İran ile veya bir başka ülkeyle ilişki kurmasında hiçbir sakınca olamaz.
Fakat bu ilişki Hamas'ın her yönüyle İran ile müttefik olduğu veya Tahran'ın bölgeye yönelik stratejisine hizmet ettiği anlamına gelmez.
En basitinden Hizbullah ile İran arasındaki "Velâyet-i Fakih" bağı gibi bir bağ Hamas ile İran arasında yok…
Buna rağmen Hamas'ı "İran'ın kuyruğuna takılmış" olarak göstermek için yoğun çaba harcayan iki kesim karşımıza çıkıyor:
Birincisi Hamas'ı kötü göstermeye ve gözden düşürmeye çalışan Siyonistler ve dostları…
İkincisi ise Hamas üzerinden İran propagandası yapmaya çalışanlar…
Amaçları farklı olsa da her iki kesim söylemleriyle birbirine hizmet ediyor.
***
Yazılarımdan rahatsız olan bazı amigolar beklediğim gibi saldırıya geçtiler.
Tanıyan arkadaşlar "Boşver, muhatap alma" diyorlar.
Elbette muhatap almayacağım.
Benim işim kişilerle değil ki…
Daha "el-hârra" ile "el-hurra"yı ayırt edemeyenlerle ne işim olabilir!?
"Mızrakların ucuna mushafları taktılar" rivayetinin Ebu Mikhnef Lût bin Yahya isimli Rafızi tarafından uydurulduğunu söylesem eminim bön bön bakacaklardır.
Yıllardır bir milimetre ilerleme kaydedemediklerini ve aynı sloganları tekrarlayıp durduklarını bilmeyen kalmadı.
Hep bilinen laflar…
Takılı plak gibi aynı suçlamaları tekrar edip dururlar.
Abdurrahman Er-Raşid ile Sefer El-Havali arasındaki, Tarık El-Humeyd ile Cemal Sultan ve Abdullah En-Nefisi arasındaki farkı bilmezler.
Onlara göre İran'ı ve Humeyni'yi eleştiren herkes "Suud ajanı" veya "Siyonizm uşağı"dır.
Said Havva'ya, Ebu'l-Hasen En-Nedvi'ye ve nicelerine mutlaka belleklerindeki üç-beş kulptan birini takarlar.
Humeyni'nin devrimine yönelik en ciddi eleştiriyi yapanlardan "Ve Caae Devru'l-Mecûs" (Mecusiler Dönemi Yeniden Geldi) silsilesinin yazarı Suriye asıllı düşünür Muhammed bin Surûr Zeynelabidin'in Suud rejiminin baş düşmanı olduğundan haberleri yoktur.
Üniversiteyi Suudi Arabistan'da okuyan Şehid Nizar Rayyan'a da "Suud ajanı" damgasını vururlarsa şaşırmayın.
Çünkü holigandırlar.
Benim ise holiganlarla hiç işim olmaz.
Sütun Haber
|
Ankara
10 / 22
|
Antalya
16 / 22
|
Bursa
11 / 20
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
12 / 25
|


























