

Hizbullah ne istiyor?
Lübnan'da Hizbullah'ın bakanları istifaya zorlayarak hükümeti düşürmekle neyi amaçladığına geçmeden önce, Zaman'dan Fikret Ertan'ın dünkü makalesinde dile getirdiği tespitleri bir kez daha okuyalım:
"Hizbullah baştan bu yana mahkemeye karşı çıkıyor, mahkemenin İsrail ve Amerika'nın çıkarlarına hizmet ettiğini, kendisini karalamak, kamuoyunda mahkûm etmek için çalıştığını iddia ediyor. Saad Hariri ise son günlere kadar mahkemeye destek veriyor, görevini tamamlaması ve nereye varırsa varsın soruşturmanın mutlaka tamamlanması gerektiğine inanıyordu. İşte bu tavrının sonucu Hizbullah ile çatışma noktasına geldi ve hükümeti düştü.
Saad Hariri elbette haklı. Babasının katillerinin ortaya çıkmasını, suikastın aydınlatılmasını istiyor. Kim bunun yanlış olduğunu söyleyebilir, kim babasının katillerinin cezasız kalmasını isteyebilir?
Hizbullah'a gelince; çıkabilecek herhangi bir haksız suçlama karşısında kendisini her zaman savunabilir. Bu yüzden mahkemeyi engellemesi gerekmez. Kendisine güveniyorsa böyle hareket eder. Türkiye, Saad Hariri'yi desteklemeli, merhum Refik Hariri'nin suikastının mutlaka aydınlatılmasını savunmalıdır. Türkiye'ye yakışan, siyasi pragmatizm tavrı benimsemek değil; gerçeklerin ortaya çıkmasını savunmaktır."
Hizbullah'ın Refik El-Hariri suikastıyla ilgili tavrına bakınca bir tür "suçüstü yakalanma" psikolojisine sahip olduğu hissediliyor.
Kendisine güvenmediği ve gerçeklerin ortaya çıkmasını istemediği izlenimi veriyor.
Mahkemeyi engelleyebilmek için adete zamanla yarışıyor.
Saad El-Hariri'den beklediği babasının katillerini affetmesi, beyaz bayrak çekmesi ve olayı unutması...
Artık verebileceği taviz kalmayan oğul El-Hariri buna yanaşmayınca da hükümeti düşürdü.
Hoş, Saad El-Hariri mahkeme konusunda Hizbullah'ın isteğini kabul etse de gerginlik tümüyle sona ermiş olmayacaktı.
Ardı arkası kesilmeyen isteklerini elde edebilmek için Hizbullah yine şantaja başvurmaktan kaçınmayacak ve her an yeni bir gerginlik yaşanacaktı.
Şimdi Saad El-Hariri'nin yeniden başbakan olmasını kabul etmeyeceklerini söylüyorlar.
Amaç belli...
Hizbullah'ın dümen suyunda gidecek bir hükümet kurulacak.
Bu hükümetin ilk görevi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden Refik El-Hariri suikastına bakan uluslararası mahkemenin ilga edilmesini istemek olacak.
Bu talep reddedilirse, mahkemede görevlendirilen Lübnanlı yargıçlar geri çağrılacak.
Yıllık bütçesinin yaklaşık yarısı Lübnan tarafından karşılanan mahkemeye sağlanan mali destek kesilecek.
Ardından yeni hükümet Lübnan'da başka bir mahkeme kuracak ve bu mahkeme cinayetle hiç alakası olmayan bir takım kimseleri suçlayacak.
Ve olay böylece kapanıp gidecek.
Çünkü Lübnan'da hiçbir mahkeme Hizbullah'ı ne suç işlerse işlesin yargılayamaz.
Buna gücü yetmez.
Hasan Nasrallah, Hizbullah üyelerinin cinayete karışmakla suçlanacağını anlayınca kamuoyuna "Refik El-Hariri'yi İsrail'in öldürdüğünün kanıtı" diye bir takım görüntüler sunmuştu.
Ancak bu görüntüler inandırıcı bulunmadı.
İsrail'in Lübnan'ı sürekli izlediği bir gerçek...
Fakat bu Refik El-Hariri suikasını İsrail'in gerçekleştirdiği anlamına gelmiyor.
Hiç kimsenin kendi işlediği cinayeti bir başka katilin üzerine atarak kurtulmaya çalışması kabul edilemez.
Mahkemenin sunacağı kanıtları hep birlikte göreceğiz.
Fikret Ertan'ın söylediklerine tümüyle katılıyorum.
Türkiye, Refik El-Hariri suikastının mutlaka aydınlatılmasını ve gerçeklerin ortaya çıkmasını savunmalı...
Çünkü Erdoğan, Lübnan'da bağıra bağıra şöyle demişti:
"Uluslararası hukuka güveneceksin!"
Yine şöyle haykırmıştı:
"Katile katil diyeceğiz!"
Başbakan dün Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşşar El-Esed ve Katar Emiri Hamed bin Halife El-Sani ile bir araya geldi.
Üçlü zirveden, "Suudi Arabistan-Suriye girişimi"nin desteklenmesi kararı çıktı.
Suriye, BM destekli mahkemenin vereceği hükmü somut delillere dayanması halinde kabul edeceğini ilan etmişti.
Türkiye de, Suriye de Saad El-Hariri hükümetinin düşmesinden önce durdukları noktada bulunuyor.
Bu nedenle Hizbullah Şam'a da öfkeli...
Davutoğlu bugün Katar Dışişleri Bakanı Hamed bin Casim El-Sani ile birlikte Beyrut'a gidiyor.
Bu arada mahkeme süreci de hızla ilerliyor.
BM destekli özel mahkeme, savcılık makamının 2005 yılında meydana gelen cinayetle ilgili iddianamesini mühürlü halde teslim aldıklarını açıkladı.
İddianame her an kamuoyuna açıklanabilir.
Ve her an için Lübnan gündemde Tunus'un önüne geçebilir.
HaBertaraf - 18 Ocak 2011
|
Ankara
10 / 22
|
Antalya
16 / 22
|
Bursa
11 / 20
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
12 / 25
|


























