

Husiler savaşı niçin kaybetti?
Yemen’in kuzeyindeki Saade bölgesinde merkezi hükümete karşı ayaklanan Husiler ile Yemen Hükümeti arasındaki ateşkes önceki gün gece yarısından itibaren yürürlüğe girdi. Ateşkes şartlarının uygulanmasına gözcülük edecek komiteler Saade bölgesine gitti. Yemen’in kuzeyinden gelen haberler silahların sustuğunu ve çetin çatışmaların yaşandığı bölgelere sessizliğin hakim olduğunu bildirdi.
Dün öğleden sonra Husilerin ateşkesi ihlal ederek bir Yemen askerini öldürdüğü ve İçişleri Bakanlığı’nın bölgedeki vekiline suikast girişiminde bulunduğu açıklansa da Yemen Hükümeti yetkilileri ateşkesin devam edeceğini açıkladı. Husilerden ise olay hakkında herhangi bir açıklama gelmedi.
Dün yaşanan ihlalleri yorumlayan gözlemcilerden bir kısmı bu tür ihlallerin sürmesi halinde ateşkesin çok fazla sürmeyeceğini ve ihlallerin Husilerin genç lideri Abdülmelik El-Husi’nin isyancılar üzerinde tamamen kontrol sahibi olamadığı anlamına geleceğini belirtirken, bazıları ise ateşkesin kalıcı olacağını ve Saade’de yeni bir savaş yaşanmayacağını söyledi.
İsyancıların lideri Abdülmelik El-Husi’nin bir süre önce Yemen Hükümeti’nin ateşkes için öne sürdüğü altı şartın tümünü kabul ettiğini ilan etmesinin ardından Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih de Perşembe günü devlet televizyonunda yayınlanan konuşmasında isyancılarla ateşkesin Cuma gecesinden itibaren yürürlüğe gireceğini duyurdu.
Yemen Hükümeti’nin operasyonlara son vermek için öne sürdüğü altı şart şu şekildeydi:
1. Husilerin bölgede ele geçirdikleri resmi binaları terketmesi.
2. Dağlardaki askeri mevzilerini terketmeleri ve bölgeye giden yolları açmaları.
3. Yemen güvenlik güçlerinden ele geçirdikleri silahları geri vermeleri ve ateşkese uymaları.
4. Suudi Arabistan askeri dahil ellerinde tuttukları tüm sivil ve asker esirleri serbest bırakmaları.
5. Anayasaya ve kanunlara saygılı olmaları.
6. Suudi Arabistan topraklarına saldırmamayı taahhüt etmeleri.
Husiler ile Yemen Hükümeti arasında Haziran 2004’te başlayan ve ateşkeslerle bir süre kesilen çatışmalar geçen yıl Ağustos ayında altıncı kez yeniden patlak vermişti. Kasım ayında Husilerin Suudi Arabistan topraklarına girerek güvenlik güçlerine saldırmaları üzerine Suudi Arabistan’ın da savaşa dahil olmasıyla çatışmalar farklı bir boyut kazandı.
Her iki taraftan da binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına, yaklaşık 250 bin kişinin çatışmalardan kaçmak için evlerini terketmesine yol açan savaş dün gece başlayan ateşkes ile yeni bir döneme girdi.
Saade bölgesinde akan kanın durması ve sivillerin de hayatına mal olan çatışmalara son verilmesi önemli olsa da, gözlemcilere göre asıl önemli olan çatışmaların yedinci kez ve yeniden başlamaması için kalıcı barışın sağlanması. Yemen Hükümeti, ateşkesin Husiler için “soluk alma” ve yeniden güç toplama fırsatına dönüşmemesi gerektiğini ifade ederken, sınırın diğer tarafında Suudi Arabistan’ın da sınıra yakın bölgede büyük bir askeri üs kurma kararı alması iki ülkenin de isyanın yeniden alevlenmesine izin vermemekte kararlı olduğunu gösteriyor. Suudi Arabistan’ın iki ülke arasındaki sınıra Yemen askerlerinin yerleştirilmesi talebi de ateşkesin uygulanmaya başlanmasıyla birlikte hayata geçirilecek.
Husilerin Yemen Hükümeti’nin tüm şartlarını kabul ederek isyana son vermesi hiç şüphesiz iki ateş arasında kalarak verdikleri ağır kayıpların bir sonucudur. Saade bölgesinde Güney Lübnan’daki Hizbullah benzeri İran’daki Veliy-i Fakih’e bağlı ve “devlet içinde devlet” oluşturma çabası başarısız olmuştur. Husileri destekleyen İran’ın ülke içerisindeki karmaşayla ve nükleer programıyla meşgul olması, Saade bölgesindeki şartlarla Güney Lübnan’daki şartların birbirinden çok farklı olması gibi nedenler Husileri ve arkasındaki gücü yenilgiye götüren nedenler arasında sayılabilir.
Husiler, İran’ın sağladığı enformasyon desteğiyle savaşı Hamas ile İsrail veya Hizbullah ile İsrail arasındaki bir savaş gibi göstermeye çalıştı. Örneğin hava saldırıları sırasında kullanılan aldınlatma fişekleri “fosfor bombası” gibi lanse edilerek İsrail’in Gazze Savaşı’nda Filistinlilere karşı kullandığı yasak silahlarla bir paralellik kurulmaya kalkışıldı. Amerika ve İsrail’e karşı savaş verildiği ve Husilerin mevzilerinin Amerikan savaş uçakları tarafından bombalandığı, Fas’tan ve Ürdün’den özel kuvvetlerin Husilere karşı savaşmak üzere Saade’ye gönderildiği öne sürüldü. Hatta bazıları Kuzey Irak’tan giden Kürt paralı askerlerin Yemen’de hükümet güçleriyle birlikte Husilere karşı savaştığını dahi yazacak kadar ileri gitti. Fakat Husilerin savaştığı ordunun da Müslüman askerlerden oluşması ve karşısında İsrail’in bulunmaması nedeniyle İslam Dünyası’ndan kamuoyu desteği sağlamak için çizilmek istenen “direnişçi” imajı bir türlü oluşturulamadı. Hiç şüphesiz direniş örgütlerinin anası kabul edilen Hamas gibi bir örgütün ve hatta İslami Cihad’ın Husileri desteklememesi, bilakis Halit Meşal’in Yemen Hükümeti’ni destekleyen açıklamaları da bunda rol oynadı. Halit Meşal, Riyad’ı ziyareti sırasında bir araya geldiği alimlere, kesinlikle Husileri desteklemediklerini söyleyerek, “Husilere kim destek veriyorsa derhal desteklerini geri çeksinler” çağrısında da bulundu. Husileri destekler nitelikte açıklamalar koparmak için Hamas’ın önde gelen isimlerini arayanlar, örneğin şehit Nizar Reyyan’ın oğlu Bilal’i telefonla arayıp kendisinden Husileri destekleyici cümleler duymak isteyenler hedeflerine ulaşamamış ve hayal kırıklığına uğramıştır. Husilere destek Hizbullah ve Ceyşu’l-Mehdi gibi Tahran’a bağlı örgütlerle sınırlı kalmıştır.
Husilerin İran desteğiyle Yemen Hükümeti’ne karşı yürüttüğü savaş boyunca doğru-yanlış birçok bilgi bilinçli bir şekilde veya bilmeyerek kamuoyuna pompalanmıştır. Örneğin satışmaların Şii-Sünni savaşı olduğu veya Husilerin Yemen’deki Zeydiler oldukları yazılıp çizilmiştir ki bu kesinlikle doğru değildir. Bu noktada Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in Zeydi olduğu ve Yemen Ordusu’nun omurgasını Zeydilerin oluşturduğu gözardı edilmektedir. Daha da ötesi Zeydilerin önde gelen alimleri yayınladıkları bildiriyle Husiler’e kaşı çıkmış ve Zeydileri Hüseyin El-Husi’nin “sapık” fikirlerinden sakındırmıştır. (Bkz. Belge-1) Husilerin Yemen nüfusu içerisindeki oranı %2 ile %5 arasında tahmin edilmektedir.
Gözlemcilere göre Husilerin Zeydi olduğu da doğru değildir ve gerçekte Husiler, Humeyni’nin görüşlerinden etkilenerek 12 İmam Şiası’na kaydılar. Husilerin son yıllarda Saade bölgesinde Zeydiler tarafından bilinmeyen ve 12 İmam Şiası’na ait kutlama törenlerini düzenlemeleri, Husi liderlerinin İran’da eğitim görmeleri ve konferanslarında söyledikleri sözler bu tesbiti desteklemektedir. Örneğin; Husilerin ruhi lideri Bedreddin El-Husi, “Ben şahsen onların (yani sahabilerin) Rasulullah’a muhalefet ettikleri için kafir olduklarına inanıyorum” demektedir. Yine Husilerin öldürülen lideri Hüseyin El-Husi, video paylaşım sitelerinde de yayınlanan bir konuşmasında Müslümanların Hz. Ömer zamanında Kur’an’dan ayrıldığını ve Kerbela başta olmak üzere İslam Ümmeti’nin başına gelen tüm felaketlerin bir numaralı sorumlusunun Hz. Ömer olduğunu söylemektedir. (Bkz: http://www.youtube.com/watch?v=RLLsJ6fnrqk) Şüphesiz bu Zeydilerin değil 12 İmam Şiası’nın inancı ve söylemidir.
Yemen Ordusu ile Husiler arasında yaşanan çatışmaların Amerika’ya karşı bir savaş olarak görülmesi konuyla ilgili düşülen yaygın yanılgılardan biridir. Bu yanılgıya, devletler arasındaki ilişkilerin karşılıklı çıkarlar temeline dayandığı gerçeğini yok sayarak Amerika ve İran’ın mutlak anlamda birbirlerine düşman oldukları inancı yol açmaktadır. Bu düşüncede olanlar Amerika ve İran’ın Afganistan’ın işgali ve Saddam rejiminin devrilmesi süreçlerinde işbirliği yaptığını da gözardı etmektedir.
Husilerin Amerika’ya karşı savaştığı yanılgısının bir nedeni de sloganlarının “Allahu ekber, Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet olsun, zafer İslam’ındır” şeklinde olmasıdır. Fakat 2004 yılından bu yana yaşanan altı savaş süresince Husilerin Amerikan veya İsrail hedeflerine yönelik herhangi bir saldırıları, tek kurşun dahi attıkları vaki değildir. Oysa Yemen topraklarında ve Kızıldeniz’de kolaylıkla ulaşabilecekleri Amerikan ve İsrail hedefleri bulunmaktadır. Daha da ötesi İran’dan Husilere gönderilen yardımlar, İsrail’in müttefiği Eritre üzerinden gönderilmektedir ve Eritre’de de yine İsrail’in askeri üssü bulunmaktadır. Kısacası Husiler yıllar boyu yaşanan çatışmalar sırasında “Kahrolsun Amerika, kahrolsun İsrail” sloganları atarak Müslüman Yemen askerlerini öldürmüşlerdir. Husilerin eski komutanlarından ve Husilerle birlikte beş savaşa katılan Abdullah El-Mahdun, Ekim 2009’da yayınlanan röportajında, Hüseyin El-Husi’nin insanları “Düşmanımız Amerika” diyerek kandırdığını, savaş başladıktan sonra Hüseyin El-Husi’ye ulaşarak “Ama biz kendi kardeşlerimize karşı savaşıyoruz. Yemen Ordusu’ne ve güvenlik güçlerine karşı savaşıyoruz” dediğini, bunun üzerine Hüseyin El-Husi’nin “Onlar Amerika ve İsrail’den daha kötüler” şeklinde cevap verdiğini anlatmaktadır.
Amerika’nın Yemen’deki hedefi El-Kaide’dir ve El-Kaide, Yemen’de ve dünyanın diğer bölgelerinde Amerikan hedeflerine yönelik saldırılar düzenlemiştir. 2000 yılında Aden limanında bulunan ABD savaş gemisi Cole'a düzenlenen ve 17 denizcinin öldüğü saldırı bunlardan sadece biridir ve Husilerin aksine El-Kaide’nin Amerika’yı hedef alan benzeri onlarca saldırısı vardır.
Washington Yönetimi, Yemen’in kuzeyinde yaşanan savaşı Yemen’in “iç meselesi” olarak gördüğünü ilan etmiştir. Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Jeffrey Feltman, geçtiğimiz Aralık ayında Bahreyn’de düzenlenen güvenlik konferansında yaptığı konuşmada, Husiler konusunun çok fazla büyütülmemesi gerektiğini söyleyerek, “İran’ın Husilere lojistik destek sağladığına dair elimizde herhangi bir delil yok” diyerek Husilere destek vermekle suçlanan İran’ı aklamıştır. Oysa Husilerin ruhi lideri Bedreddin El-Husi’nin savaşa başlama izni almak için Kum’a gönderdiği mektup, Saade’deki savaşın İranlı mollalardan gelen yeşil ışık ile başladığını açıkça göstermektedir. Bedreddin El-Husi, mektubunda savaşa hazır olduklarını ve savaşçılarından bir kısmının Devrim Muhafızları kamplarında eğitildiklerini söylemektedir. “Kafir rejimi” yenilgiye uğratacak güce sahip olduklarını öne süren Bedreddin El-Husi, “Bize düşen sadece uygun vakti kollamak, size düşen ise bize maddi, manevi ve siyasi destek sağlamaktır” demektedir. (Bkz. Belge-2 ve Belge-3) Daha da ötesi, Yemen Hükümeti’nin El-Kaide’yle savaşa odaklanmasını isteyen Amerika’nın Saade’deki askeri operasyonlara bir an önce son vermesi ve soruna çözüm bulması için Yemen Hükümeti’ne baskı yaptığı öne sürülmektedir.
Saade’deki savaşın gözardı edilen sonuçlarından biri de Husilerin, dünya üzerindeki Yahudileri işgal altındaki Filistin topraklarına yerleştirmek isteyen İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya bilerek veya bilmeyerek destek vermiş olmalarıdır. Kuzey Yemen dağlarında kendi halinde yaşayan yaklaşık 350 Yemen Yahudisi Husilerin tehditleri sonucu yurtlarını terketmek zorunda kalmışlardır. Amerika’nın gizlice yürüttüğü bir operasyonla Yemen’den çıkarılan bu ailelerin en az yarısı işgal altındaki Filistin topraklarına, Filistinlilerden gasbedilecek arazilere yerleştirilecektir. “Kahrolsun İsrail” sloganı atan Husilerin İsrail Hükümeti’ne bu şekilde küçük de olsa bir yardımları dokunmuştur.
Bütün bu bilgilerden sonra kısaca özetlemek gerekirse; Husiler, yönetim sorunu yaşayan Yemen’in bir parçası olmak ve taleplerini demokratik ve barışçı yollarla ifade etmek yerine kendi ülkelerini sırtından hançerleme pahasına bir başka ülkenin piyonu olmayı kabul ettikleri için kaybetmişlerdir.
İsmail YAŞA/HaBertaraf
|
Ankara
-6 / 3
|
Antalya
5 / 12
|
Bursa
-2 / 2
|
İstanbul
1 / 3
|
İzmir
1 / 9
|


























