Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
03 Mayıs 2010 Pazartesi 11:40

Hz. Ali Sahabe-i Kiram'ı anlatıyor

Şüphesiz Ali radıyallahu anh'ın şahitliği, görgü şahitliği niteliğindedir...

NEBEONLINE, Hindistanlı büyük İslam alimi Ebu'l-Hasen En-Nedvi'nin Türkçe'ye kazandırılan dev eseri "İki Zıt Tablo"yu bölümler halinde yayınlıyor.

En-Nedvi eserinde, Ehli Sünnet ve Şia'nın sahabeye bakışını irdeleyerek iki bakış arasındaki zıtlığa değiniyor ve doğru bakışı delilleriyle ispat ediyor.

Önceki bölüm: Sahabe-i Kiram tasvirinde iki zıt tablo

BİRİNCİ ŞART

Bizzat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in Hayatında Yeni Bir İnsan ve Eşsiz Bir Nesil Ortaya Çıkarmak

Reform, Eğitim ve Kimlik Değişiminde En Büyük Başarı

Şu bir gerçektir ki, her peygamberlik kendi döneminde insanı yeniden yapılandırmış ve ona fazladan bir eğitim vermiştir. Bu dünyaya yeni bir hayat sunan; insanın dar görüşlülüğü, eğri düşüncesi ve hayatın gerçeğinden habersiz olması nedeniyle hedeften yoksun kalan hayata hedef ve anlam elbisesi giydiren fertler hazırlamıştır. 

Fakat peygamberliğin başarıları arasında insan hayatının alnında parlayan en üstün başarı, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in sağladığı büyük başarıdır. Tarih, O'nun peygamberlik başarılarını diğer peygamberlerde görülmemiş bir şekilde ayrıntılarıyla kaydetmiştir. Çünkü O; insanın eğitimi ve yeniden şekillendirilmesi alanında Allah'ın ona bahşettiği başarı ile, eğitim ve öğretim uzmanları bir yana, nebiler ve rasuller arasında bile tektir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in insan inşa etme işine başladığı seviyeyi, hiçbir peygamber, reformist ve eğitimci görmemiştir. Bu seviye, insani değerlerin en aşağı ve düşük seviyesidir. Hayvanlık sınırlarının bitip insanlık sınırlarının başladığı seviyedir. Aynı şekilde; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in insan inşasında ulaştığı en yüksek seviye de, insanoğlunun hiçbir çağda ve nesilde görmediği bir seviyedir. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem insan inşa etme işine, insanı en aşağı seviyesinden alarak başlamış ve onu insanlığın zirvesine ve en üst noktasına ulaştırmıştır.

Evrensel İnsanlık Tasvirlerinin En Güzeli

Rasul-ü Ekrem'in hazırladığı neslin her bir ferdi, peygamber eğitiminin parlak bir örneği, insan türünün şeref ve övüncü idi. Geniş insan tasavvuru içinde, hatta bütün kainatta, nebiler ve rasüller hariç, bu insan örneklerinden ve beşer türlerinden daha güzel, daha parlak ve daha şerefli bir tablo yoktur.

Sağlam imanlarının, derin bilgilerinin, samimi kalplerinin, sade hayatlarının, tevazularının, Allah'tan korkmalarının, iffetlerinin, temizliklerinin, şefkat ve merhametlerinin, cesaretlerinin, tahammüllerinin, ibadetten zevk almalarının, şehitliğe özlem duymalarının, gündüz yiğitliklerinin ve gece ibadetlerinin; servetlerin ve yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşün hükümranlığından ve çekiciliğinden kurtulmuş olmalarının; dünyanın süslerine rağbet etmemelerinin, adaletlerinin ve güzel yönetimlerinin; bütün bunların dünyada bir benzeri daha yoktur.

Nübüvvetin başarılarından biri de, tarihte eşi görülmemiş yiğitler yetiştirmesidir. O yiğitler hakkında tevatür yoluyla gelen tarihsel şahitlikler olmasaydı, bu durum hayal ürünü bir şiir ve uydurma bir hikayeden başka bir şey sayılmazdı. Fakat bu tarihsel bir gerçektir ve şüpheye yer kalmayacak derecede bilinen bir olaydır.

 
Toprak ve nur sıfatlarını bir araya toplayan ahlak

Sahabe-i kiram, Allah onlardan razı olsun, nübüvvet mucizesinin eseri birbirine ters insani sıfatlara sahip bir insan topluluğu idi. İslam şairi Muhammed İkbal bunu şöyle ifade eder:
"Muhakkak ki mü'min Allah'ın kuludur. Aslı topraktandır. Fıtratı nurdur. Allah'ın istediği ahlakla donanmıştır. Alemlerden  müstağnidir. Emelleri ve tamahları azdır. Hedefleri ve beklentileri yüksektir. Kendisine bir sevgi verilmiş, heybet ve güzellik elbisesi giydirilmiştir. Konuşmasında ince ve dostçadır. Mücadelesinde ise güçlü ve çalışkandır. Savaşta ve barışta temiz ve dürüsttür. İmanı, dünyanın etrafında döndüğü dairenin orta noktasıdır. Onun dışındaki her şey kuruntu, tılsım ve mecazdır. O; aklın ulaştığı gaye, imanın ve sevginin özüdür. Bu hayat onunla neşe ve güç bulur."(1)

Biz burada değerli okuyucuya tarihten şahitlikler sunacağız ki, bahsettiğimiz şeylerin sadece bu şahsiyetlere olan hayranlığımıza dayanmadığını bilsin.

Hz. Ali Efendimiz Sahabe-i Kiram'ı anlatıyor

Bu konuya Hz. Ali'nin hutbelerinden, şahsiyetleri bazı fırkalarca ve düşünce akımlarınca tartışma konusu yapılmış Sahabe-i Kiram hakkındaki şahitliğini taşıyan iki alıntıyla başlamak istiyoruz. Şüphesiz Ali radıyallahu anh'ın şahitliği, görgü şahitliği niteliğindedir. Açıklaması, Ehli Beyt'in bilinen doğruluk ve güvenilirlik özelliklerinin parlak bir örneğidir. Hz. Ali radıyallahu anh'ın meşhur ve herkes tarafından kabul edilen belâğatına canlı bir örnektir. Onun bu tanımının, dünyadan ayrılmış ve ahirete intikal etmiş yoldaşları ve arkadaşları hakkında olduğunu unutmamalıyız. Bu tanımın sadece dört sahabiye ve Hz. Ali'nin yakın arkadaşlarına; İmamiye Şiası'nın yalnızca onların İslam'a ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bıraktığına bağlı kaldığını öne sürdüğü Selman el-Farisi, Ebu Zerr el- Ğıfari, Mikdad b. El-Esved ve Ammar b. Yasir'e has kılınması caiz değildir. Çünkü onların bazıları onun hayatında vardı ve işlerinde ona destek oluyordu. (2)

Bu iki alıntı, İmamiye Şiası'nın ittifakla güvenilir kabul ettiği, Hz. Ali'nin hutbelerini, mektuplarını ve sözlerini toplayan Nehcu'l Belâğa isimli kitaptan alınmıştır. Bu kitabı; Haşimi soyundan gelen büyük edip ve şair, Şii Şerif er-Rıza (359-404 h.) telif etmiştir ve hâlâ Şiiler arasında saygı ve hürmetle elden ele dolaşmaktadır. O dönemden çağımıza kadar edebiyatçılar arasında büyük bir edebi değere sahiptir. Meşhur Şii alim ve kelamcı İbni Ebi'l-Hadid (586-655 h.) büyük bir özenle onu şerh etmiştir. Değerli okuyucu aşağıdaki iki alıntıyı okuduğunda taşıdığı edebi belâğat ve eşsiz sanattan zevk alacaktır.

Mü'minlerin Emiri Ali radıyallahu anh, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in sahabilerinden bahsederek şöyle der:

"Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabilerini gördüm. Sizlerden hiç birinin onlara benzediğini göremiyorum. Gündüzü saçları başları dağınık ve toz toprak içinde geçirirler, geceyi de secde ederek ve namaz kılarak geçirirlerdi. Dönüşümlü olarak alınlarını (secdeye) ve yanaklarını (yastığa) koyarlardı. Ahiretlerini düşünmekten ateş üstünde durur gibiydiler. Secdelerinin uzunluğu nedeniyle gözlerinin arasında (alınlarında) izler oluşurdu. Allah anıldığında gözlerinden yaşlar akardı. Öyle ki, göğüsleri ıslanırdı. Azaptan korkarak ve sevabı umarak, fırtınalı günde ağacın sarsıldığı gibi sarsılırlardı." (3)

İkinci bir hutbede ise şöyle der:

"İslam'a çağrılıp da onu kabul eden, Kur'an'ı okuyup hükmünü uygulayan, savaşa teşvik edilip annenin yavrularına özlemi gibi ona özlem duyan, kılıçları kınından çıkaran, yeryüzünün etrafını ordu ordu ve saf saf dolaşan, bazıları ölen ve bazıları kurtulan, hayatta kalanlar için müjdelenmeyen ve ölenler için taziyede bulunulmayan o insanlar nerede? Onların ağlamaktan gözleri bozulmuş, oruç tutmaktan mideleri boşalmış, dua etmekten dudakları solmuş ve geceleri uyumamaktan renkleri sararmıştı. Yüzlerinde huşu sahiplerinin izi vardı. İşte onlar, (öbür dünyaya) giden kardeşlerimdir. Onlara özlem duymamız ve aramızdan ayrıldıkları için ellerimizi ısırmamız gerekir." (4)

Alman bilgin Caetani, "İslam'ın Yılları" isimli kitabında şöyle der:

"O sahabe-i kiram, Allah Rasulü'nün ahlaki mirasının temsilcileri, İslam'ın gelecekteki davetçileri, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in takva ve vera ehline tebliğ ettiği öğretilerinin taşıyıcıları idiler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile sürekli iletişimleri ve O'na olan samimi sevgileri, onları öyle bir düşünce ve duygu dünyasına yükseltmiştir ki, hiçbir çevre ondan daha yücesine, medeniyet ve sosyallik bakımından ondan daha yükseğine şahit olmamıştır. Gerçekte o sahabilerde, her yönden büyük ve değerli dönüşümler olmuştur. Daha sonraları savaşların en zor anlarında, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in ilkelerinin güzel ürün veren en verimli toprağa ekildiğini ispat etmişlerdir. Bu, çok yüksek yeterliliğe sahip insanlar aracılığıyla olmuştur. Onlar, Kutsal Kitab'ın (Kur'an'ın) koruyucuları ve emanetçileri idiler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den aldıkları her sözü ve her emri muhafaza ediyorlardı. Onlar, İslam toplumunun ilk fakihlerini, alimlerini ve muhaddislerini yetiştiren İslam'ın önde gelen değerli önderleri idiler." (5)

Meşhur Fransız yazar Dr. Gustave Leban ise, "Arap Medeniyeti" isimli kitabında şöyle der:
"Özetle bu yeni din, bir çok münasebet ve fırsatla karşı karşıya idi. Sahabenin feraseti ve iyi idaresi, onların her münasebette ve her fırsatta başarılı olmalarını sağladı. İlk çağda, bütün hedefleri Din-i Muhammedi'yi yaymak olan insanlar halife seçilmişlerdi." (6)

Meşhur İngiliz yazar Edward Gibbon, "Roma İmparatorluğu'nun Gerilemesi ve  Yıkılışı" isimli kitabında Hulefa-i Raşidin'den bahsederek şöyle der:

"İlk dört halifenin ahlakı ve davranışları, örnek verilecek derecede temizdi. Gayret ve çabaları, tamamen samimiydi. Zenginlik ve yönetim imkanına sahip olmalarına rağmen, ömürlerini ahlaki ve dini sorumluluklarını yerine getirmede tükettiler." (7)

Dr. Philip Hitti ise, meşhur kitabı "Özet Arap Tarihi"nde şöyle der:

"Dinden dönenleri (mürtedleri) yenen ve Arap Yarımadası'nı tevhid sancağı altında birleştiren Ebu Bekr radıyallahu anh, vakar dolu basit ve gösterişsiz bir hayat yaşadı. Kısa süren halifeliğinin ilk altı ayında, eşi Habibe ile sıradan bir evde oturduğu es-Senh'den şehir merkezine sabahleyin erkenden gelirdi. Herhangi bir maaş almazdı. Çünkü o dönemde devletin bahse değer bir geliri yoktu. Bütün devlet işlerini Mescid-i Nebevi'nin avlusunda yönetirdi.

İkinci halife Ömer radıyallahu anh'a gelince, dayanıklı ve çalışkan bir adamdı. Sadelik ve iktisadın canlı bir örneğiydi. Uzun boylu, saçları dökük ve oldukça esmerdi. Halifeliği süresince ticaret ile geçimini sağladı. Hayatı, her bedevi şeyhinin hayatı gibi, gösterişten ve şaşaadan uzaktı. İslam rivayetleri onun ismini, İslam'ın ilk yıllarında Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den sonra en yükseğe koyar. Müslüman yazarlar; takvâsı, adaleti, tevazusu ve vakarı dolayısıyla Ömer'i yüceltmişler ve her halifede bulunması gereken bu menkıbelerin onda canlı olarak görüldüğünü kabul etmişlerdir. Şöyle derler: Ömer'in eski bir gömleği ve bir deri parçasıyla yamanmış izarından başka bir şeyi yoktu. Hurma yapraklarından yapılmış bir yatakta uyurdu. Dinin şiarlarını savunmak, adaleti sağlamak, İslam'ın şanını yüceltmek ve Arapların hizmetini yapmaktan başka bu dünya hayatının işlerinden hiçbir şey onu ilgilendirmezdi." (8)

 Dipnotlar:

(1) Ravâiu İkbâl; Ebu'l Hasen en-Nedvî; sf. 147-148; 4. baskı, Hindistan Lekno İslam Akademisi baskısı.

(2) Ammar b. Yâsir, Hz. Ali'nin halife olduğu günlerde, hicri 37. yılda; Selman el-Farisi ise ondan bir yıl önce, hicri 36. yılda vefat etti. Hz. Ali'nin şehadeti ise hicri 40. yılda idi.

(3) Nehcu'l-Belâğa; Tahkik: Dr. Subhi es-Salih; Daru'l Kütübi'l Lübnani baskısı, Beyrut; sf. 143

(4) a.g.e.; sf. 177-178

(5) Caetani (Annali dell' Islam) Vol. 11, p.(429) T. W Arnold, Preaching of Islam. London. (1935)

(6) Bkz. Hadâratu'l Arab; sf. 134; Çeviri: Dr. Es-Seyyid Ali el-Belkerâmi

(7) Edward Gibbon; The History of the Decline and Fall of the Roman Empire, (1911), pp. (34-85).

(8) El-Arab Târihun Mucez; Dr. Philip Hitti; Dârul Ilmi li'l-Melâyin; Beyrut, 1946; sf. 72-73. A Short History of Arabs; London 1915; pp. 76-175

Önceki bölümler:

Ebu'l-Hasen en-Nedvi'yi tanıyalım

Sahabe-i Kiram tasvirinde iki zıt tablo

NEBEONLINE-ÖZEL

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
10 / 22
Antalya
16 / 22
Bursa
11 / 20
İstanbul
15 / 21
İzmir
12 / 25