

Irak’ta Türkiye kaybetti
Ahmet Davutoğlu’nun henüz Dışişleri Bakanı olmadığı, Erdoğan’a danışmanlık yaptığı günlerde Irak ile ilgili bir değerlendirmesini dinlemiştim televizyonda...
Bugün gibi hatırlıyorum.
Irak’ı Sünni Arapların yönetmesi gerektiğinden bahsediyordu özetle...
Sünni Arapların Şii Araplarla “Araplık” ve Sünni Kürtlerle de “Sünnilik” ortak paydasının olduğunu söylüyordu.
Türkiye’nin Saddam sonrası Irak’a yönelik politikalarında da temelde bu stratejik bakışı benimsediğini görüyoruz.
Sünni Araplar’ın bir tür hamisi gibi davrandı Ankara...
Anayasa oylamasına katılmaya ikna etti ve siyasi sürece eklemlenmelerini sağladı.
Başta Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi olmak üzere Sünni Arapların liderleri Ankara’yı su yolu haline getirdiler.
Davutoğlu’nun o günkü düşüncesinin bugün de devam ettiğine inanıyorum.
Türkiye’nin son seçimlerde Allavi’nin başkanlığındaki El-Irakıyye listesine destek vemesi ve bu destekle El-Irakiyye’nin seçimlerden birinci çıkması hep bu stratejinin ürünüdür.
Ankara’nın Sünni Araplar’a sahip çıkmasının temelinde “mezhep” faktöründen daha çok onları bir nevi Irak’ın çimentosu olarak görmesi yatıyor.
Bunun dışında Irak’taki tüm gruplara eşit mesafede duruyor.
Davutoğlu’nun şu sözleri bunun en iyi kanıtı:
“Hangi etnik köken, hangi dini veya mezhebi kökenden gelirse gelsin, bütün Iraklı kardeşlerimizi bağrımıza basıyoruz ve onların her birinin tek tek ve topluca güvenliklerini Türk halkının güvenliği gibi aziz görüyoruz.”
Irak’ta halihazırda birbiriyle çarpışan iki proje var:
Birincisi; etnik ve mezhebi olarak bölünmüş gruplardan oluşan ve yönetimi bu dengeler üzerine kurulu bir Irak projesi...
İkincisi ise; etnik ve mezhebi kimliğin ikinci planda kaldığı ulusal bir yönetim oluşturma projesi...
Birinci projenin en büyük destekçisi İran...
Çünkü bu mezhep kartını kullanan İran’a etnik gruplar arasında hükmetme ve nihayetinde Irak’ta birinci derecede belirleyici olma imkanı sağlıyor.
İkinci projeyi ise Türkiye destekliyor.
Irak’ın birlik ve bütünlüğü, güvenlik ve istikrarı için...
Fakat bu Irak’ın işgaliyle tüpten çıkan macunu yeniden tüpe sokmak gibi bir şey...
Son seçimlerde Türkiye bu proje için Allavi’yi destekledi.
Allavi, Şii Arap...
Listesinin omurgasını ise Sünni Araplar oluşturuyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ankara’nın Iyad Allavi’ye desteğini El-Irakiyye listesi liderinin Türkiye ziyareti sırasında açıkça ifade etti.
Allavi’yle birlikte düzenlediği basın toplantısında “Allavi'nin tecrübesinin Irak'ın geleceğine çok büyük katkı yapacağına olan inancını dile getirdi.
Fakat Tahran’ın önceki günkü hamlesiyle Allavi’nin önü kesildi.
Seçimlerden ikinci çıkan ve yenilgiyi bir türlü kabullenemeyen Maliki’nin listesiyle Mukteda El-Sadr ve Ammar El-Hekim’in başını çektiği Irak Ulusal Listesi yeni bir blok oluşturduklarını ilan etti.
Şiilik zemininde bir araya gelen bu yeni oluşumun mimarının İran olduğunu söylemeye sanırım gerek yok...
Tahran nükleer faaliyetleriyle ilgili krizde Batı’yla arasında arabulucu olarak Brezilya’yı ilan etti ve Türkiye’ye ikinci darbeyi vurdu.
Şimdi hiç kimse çıkıp da “Brezilya ile Türkiye eşgüdümlü hareket edecek” vesaire demesin ve kendini kandırmasın.
İran, tercihini -kendi açısından haklı olarak- bölgedeki en büyük rakibinden yana değil Brezilya’dan yana kullandı.
Irak’ta İran kazandı, Türkiye kaybetti.
Tabii ki şimdilik...
Sünni Araplar’ı çeşitli vaatlerle siyasi sürece dahil olmaya ikna eden Türkiye’nin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmek için nasıl bir politika izleyeceğini bekleyip göreceğiz.
HaBertaraf –08 Mayıs 2010
|
Ankara
10 / 22
|
Antalya
16 / 22
|
Bursa
11 / 20
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
12 / 25
|


























