

İslam dünyasının Suriye ile imtihanı
Osman Atalay'ın yazısı...
Suriye'de 48 yıllık Baas diktatörlüğü olağanüstü hal kanunları ile ülkeyi yönetti. 1982'de Hama olayları sonucunda 30 bin insan katledilirken, 25 bin insanın hâlâ cesedine ulaşılamadı. 28 yıl sonra bugün Suriye, aynı Baas diktatörlüğünün bir kez daha acımasızca katliamlarına sahne oluyor.
18 Mart'tan bu yana Deraa'da başlayan olaylar, Suriye'nin bütün büyük şehirlerine sıçradı. Banyas, Lazkiye ve Deraa'da katliamlar dördüncü haftasına giriyor. Sokaklarda sürüklenen cesetlerden, yararlıların evlerde ve camilerde tedavi edilmesi ile ilgili haberleri sadece cep telefon kayıtları ile internete atılan görüntülerden öğreniyoruz. 1982'de dünyada iletişim bugünkü gibi değildi, cep telefonları, internet siteleri, uydu kanalları yok idi. İletişim sadece gazeteler vasıtası ile yürütülüyordu.
Bugün teknolojinin en hızlı ve gelişmiş çağında yaşıyoruz. Mısır, Tunus, Yemen, Bahreyn ve Libya'da olup bitenleri El Cezire ile ya da internet ortamlarında rahatlık ile izlerken, maalesef Suriye'de yaşananlardan haberdar olamıyoruz. Suriye hâlâ 1982 yıllarını yaşıyor. Ülkede tam bir karartma uygulanmaktadır. Dün baba Esad. Bugün oğul Esad zulmediyor. Zavallı Suriye halkı, uluslararası politik menfaat hesaplarının kurbanı oluyor. Bu kez raconu Müslümanlar kesiyor, Müslümanların sözde maslahatı adına dün batının yaptığını, bugün İslam dünyasının lider adayı ülkeleri yapıyor.
Müslüman halkları enayi yerine koyuyorlar ama yeni jenerasyonun iletişim araçları ile yoğrulan öfke patlamasını İslamcı sosyal bilimciler analiz etmeye çekiniyorlar.
Bir aydır durmak bilmeyen gösteriler rejim tarafından kanla bastırılmaya devam ediyor. On binler sokaklara çıkarken İslam dünyasının meşhur kanalı El Cezire Suriye konusunda karartma uyguluyor. Gazze'de, Irak'ta, Libya'da Bahreyn'de Yemen'de ateş altında yayın yapan El Cezire, Suriye ile ilgili tek bir yayın yapmıyor. Suriye'de öldürülen, katledilen insanlar Müslüman değil mi? Facebook'ta gençler bunları konuşuyor ve bir kenara yazıyorlar.
Arap dünyasına yayın yapan TRT Arap Televizyonu Müdürü Sefer Turan'ın Şam'dan canlı yayını Cumhurbaşkanı danışmanı ve Baasçılığı ile ün salmış gazeteci Hüsnü Mahalli ile yapması da Arap dünyasında hayal kırıklığı oluşturdu. İran'ın Suriye'de yaşanan olaylar karşısında Beşşar Esad'dan yana tavır alması ve olayların dış güçlerce kışkırtıldığı yaklaşımı İslam dünyası için çok acı bir sürecin içerİsinde olduğumuzu göstermektedir. Orta doğunun meşhur ve saygın Hamas, Hizbullah ve İslami Cihat gibi gruplarının da, Beşşar Esad'ın Müslüman Suriye halkına karşı giriştiği katliamlar karşısındaki pragmatist ve maslahatçı yaklaşımları da ne yazık ki İslam dünyası gençliğinin, yeni kuşak aydınların ve siyasilerin kafasını karıştırmaktadır. Adalet ve vicdan ile reel politik arasında bocalayan İslam dünyası Suriye ile imtihan oluyor. Baas rejimi yüzde 10 Nusayri azınlık ile Filistin davasını kullanarak, yüzde 70 Müslüman Suriye halkını 28 yıldır katletmektedir. Bosna'da, Çeçenistan'da, Halepçe'de, Afganistan'da, Irak'ta ve Filistin'de yaşanan katliamlara ses veren İslam dünyasının saygın liderleri, aydınları niçin Suriye karşısında susarlar.
Modern zaman dindarlığı İslam'ın vicdan ve adalet kavramını reel politiğe kurban etmektedir. İnanç eksenli politik duruş yerini seküler pragmatik siyasete devşirirken, din eksenli ideolojik söylemin geçersizliği karşısında bireysel dindarlığın rüzgarı kuvvetlenmektedir.
Suriye'nin komşularının, siyasi ekonomik jeopolitik menfaatleri Suriye halkının kanından daha mı kıymetlidir. Ya da bir ülkenin geleceği Suriye halkının geleceğinden daha mı ehvendir. Tarih bugünleri kaydederken. İslam dünyası Suriye ile olan imtihanını kaybetmektedir. Ama modern zamanların iletişim düşkünü gençleri artık reel politik palavralarına kanmayacak kadar zekiler. Suriye'de yaşananlara sessiz kalan cephe, adalet vicdan ve merhamet karşısında yenilgiye uğramıştır...
Milli Gazete
|
Ankara
7 / 24
|
Antalya
15 / 24
|
Bursa
11 / 22
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























