

İsrail-İran: Garip ittifak!..
Adnan Zentürk'ün yazısı...
Zamanında konuyu, merhum Bülent Ecevit’le tartışacak yeterli zamanı bulmuş, ortak zeminde buluşmuştuk: 1974 Kıbrıs Harekatı, yalnız Doğu Akdeniz’in Kıbrıs adasının kaderini değil, Lübnan’ın da bugüne uzanan çalkantısını doğurdu. Türk harekatı, Kıbrıs Rum’unun nefesini kesince Doğu Akdeniz’deki “doğal müttefikleri” Lübnan’daki Hıristiyanlar’ın ellerinin kollarının düşmesine neden oldu. Lübnan iç savaşının 1975 yılında patlak vermesi bir tesadüf olarak kabul edilebilir mi? Hıristiyan Falanjlar’ın Filistin ve Şii milisler karşısında zor durumda kalması, devamında Amerika’nın bölgeye asker çıkartıp, İsrail’in işgal harekatı düzenlemesi...Sabra ve Şatila Filistin mülteci kamplarında yaşanılan korkunç katliamlar ve ülkenin güney bölgesinin uzun yıllar boyu İsrail işgali altında kalması...
Lübnan o yıllarda, İsrail-Suriye askeri hesaplaşmasının arenasıydı. Bugün, Suriye ve İsrail askeri varlığı yok Lübnan’da...Kim var?..İran kontrolündeki Hizbullah!..
Garip değil mi?
İran’ı kim kayırıyor?
Amerika’nın Cumhuriyetçi George W.Bush döneminde Savunma Bakanlığı makamına oturmuş, Demokrat Barack Obama döneminde de aynen çalışmalarını sürdüren Robert Gates’in, 1980’li yılların başlarında dünyayı sarsan ünlü İrangate Skandalı’nın (hani, Irak’la savaşan İran’a İsrail üzerinden silah satışı ve elde edilen paranın da Nikaragua’daki sağcı gerillalara aktarılması) önemli karakterlerinden biri olduğunu bildiğim için, Ortadoğu’yu şekillendiren “İran-İsrail krizi”ne başka pencerelerden bakmaya çalışıyorum...
İçimdeki “şeytanın avukatı” hareketlenmiş durumda...
Amerika-İsrail ittifakı 1980’lerde Lübnan’a askeri işgal harekatı düzenledi, ülkenin güneyi İran kontrolünde!..
Amerika Irak’ı işgal etti, ülkenin güneyi İran kontrolünde!..
Amerika Afganistan’ı işgal etti, ülkenin Herat bölgesi İran kontrolünde!..
Amerika Filistin’e müdahale edip, Abbas yönetimini destekledi, Gazze İran kontrolünde!..
Bu nasıl bir denklem: Süper güç Amerika ile en yakın müttefiki “mini süper güç” İsrail, bir yerlerde bir şeyler çeviriyorlar, o bölgenin yarısı İran’ın kontrolüne geçiyor...
En son örnek: Amerikan Kongresi’ndeki Yahudi lobisinin,Lübnan ordusuna ve Filistin güvenlik güçlerine dönük Amerikan askeri yardımını engelleme çabaları. Eğer başarılı olurlarsa, Lübnan ordusu, İran desteğindeki Hizbullah, Filistin güçleri de yine İran tarafından desteklenen Hamas karşısında zayıf, çaresiz ve hareketsiz kalacak!..
Bu nasıl mantık?..
Sünni-Şii savaşı!..
Tabii ki, hiçbir şey tesadüf olamaz. Bakın, koskoca İslam alemi, bu Ramazan ayını da, Müslüman coğrafyasının dört bir yanından gelen Şii-Sünni çatışmalarıyla idrak etti...
Ortadoğu, Suudi Arabistan-Ürdün-Mısır üçgeninde kurulmuş Sünni Arap cephesinin, “İran tehditi” karşısında Filistin’i bir kenara bırakıp, hatta Gazze’yi bile unutarak İsrail ile yakınlaştığı bir dönemden geçiyor.
Demek, Amerika ile İsrail’in müdahale ettikleri her yerde İran’ın güçlenerek çıkmasının perde arkasında İran yönetiminin olağanüstü olarak nitelenebilecek stratejik manevralarının çok ötesinde gerçekler var...
İsrail ve İran’ın, büyük bir silahlanma yarışı içinde, Ortadoğu’yu büyük hesaplaşmaya taşır göründükleri bugünlerde, her iki ülkedeki demokratik güçlerin baskı altında olması ve meydanın “savaş nutukları atan” radikallere kalması önemle not edilmesi gereken bir noktadır.
Bütün göstergeler, İsrail’in “faşist eğilimli” başbakanı Benyamin Netanyahu ile 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında ülkesindeki muhalefete acımasız güç kullanan İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın birbirlerinin varlığından memnun olduklarını göstermektedir.
“Demokrat Türkiye” gerçeği...
Eğer, Mavi Marmara, menziline varabilseydi, bu, bir demokrasi gücünün sivil inisyatif ile çağdışı askeri bir ablukayı kırabileceğini gösterecek ve radikal fırtınalar esen bir coğrafyaya çağdaş demokrasinin rüzgarını taşıyacaktı. Ne, Mavi Marmara’nın kanlı bir askeri pusuyla durdurulması, ne de Ortadoğu’da tırmanan radikal eğilimler “plansız sonuç” olarak değerlendirilemez. Mavi Marmara’da esas olarak demokrasi kaybetti, kazanan ise “savaş lobisi” oldu.Dış politikasını “barış” zeminine oturtan “demokrasi gücü” Türkiye, “savaş lobisini” rahatsız ediyor.
Varlıklarını savaş sloganlarına dayandıran radikaller ve silah tüccarları...Türkiye’yi pek sevmiyorlar!..
Star
|
Ankara
-6 / 3
|
Antalya
5 / 12
|
Bursa
-2 / 2
|
İstanbul
1 / 4
|
İzmir
1 / 9
|


























