

Karadavi cephesinde son durum
Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf El-Karadavi'nin Şia ve Şii yayılmacılığıyla ilgili açıklamalarıyla başlayan gerginlik ve taraftarları arasındaki tartışma genişleyerek devam ediyor.
Hakaret ve küfürleşme şeklinde dışa vuran bayağılığı bir tarafa bırakacak olursak, tartışmanın belli noktalarda yoğunlaştığını söyleyebiliriz.
Karadavi'nin açıklamalarından hemen sonra el altından Karadavi'ye karşı bir girişim başlatan Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Selim El-Avvâ, bu girişiminin El-Mısrıyyûn gazetesi tarafından deşifre edilmesiyle geri adım atmak zorunda kaldı.
Önceleri Karadavi'nin yanlış yaptığını söyleyen El-Avvâ, tepkiler üzerine ağız değiştirdi, Karadavi'ye övgüler yağdırdı, El-Mısrıyyûn gazetesi aleyhine dava açacağını söyledi.
Oysa Selim El-Avvâ daha önce de Karadavi'nin yine Şiilerle ilgili benzer bir açıklaması için aynı şekilde davranmış, Karadavi'nin uyarısını sıfırlamak için derhal öne çıkarak üstadın "sürçü lisan ettiğini" söylemiş ve Karadavi'ye rağmen, Karadavi adına adeta özür dilemiş, sözlerini geri almıştı.
O gün El-Avvâ'nın kendisini yalanlayan bu çıkışına ses çıkarmayan Karadavi, bu kez aynı olayın tekrarlanmasına izin vermemiş olacak ki, El-Avvâ, Karadavi'ye karşı başlattığı harekette daha ileriye gidemedi.
Selim El-Avvâ'nın girişimini deşifre ettiği için El-Mısrıyyûn aleyhine dava açacağını söyledikten sonra,Yusuf El-Karadavi, El-Mısrıyyûn yöneticilerini bizzat arayarak gazetenin yayın çizgisini övdü ve çalışmalarında başarılar diledi.
Karadavi cephesinden üstadlarına karşı çıkanlardan biri de Fehmi Huveydi oldu.
Huveydi, önce "Hata ettin üstâdım" başlıklı, daha sonra da "Taife mi, ümmet mi?" başlıklı iki makale yayımladı.
Birinci makalesinde Karadavi'nin ilminı ve fıkhını öven Huveydi, Mısırlı alimin "fıkhu'l evleviyyât"a (öncelikler fıkhı) aykırı hareket ettiğini ve yaptığının siyasi olarak yanlış olduğunu söyledi.
İkinci makalesinde ise Müslümanlar arasında iki bakış olduğunu, bir yanda mezhebini önceleyen taifeci bakışın, diğer yanda ise ümmetin birliğini önceleyen vahdetçi bakışın olduğunu yazdı.
İsim vermeden Karadavi'yi mezhepçi davranmakla ve siyaset bilmemekle suçladı.
Karadavi'ye yakın isimlerden ve tartışmaya dahil olanlardan biri de Raşid El-Ğannûşi…
Tunuslu düşünür ve siyasetçi, El-Avvâ ve Huveydi'nin aksine, "Hepimiz Yusuf El-Karadavi'yiz" başlıklı makalesiyle Karadavi'ye açık desteğini ilan etti.
El-Ezher Alimleri Cephesi de yayınladığı bir bildiriyle Karadavi'nin tavrını onayladı.
Tepkiler, açıklamalar, makaleler ve bildiriler arasında en dikkat çekici hiç şüphesiz El-Avvâ ve Huveydi'nin Karadavi'ye karşı çıkışlarıydı.
Çünkü ikili, Karadavi'ye en yakın isimlerden biliniyordu ve bulundukları konuma gelmelerinde Karadavi'nin de payı vardı.
Karadavi'yi eleştirmelerinden öte, üstâdlarına yapılan ağır hakaretlere kulak tıkayıp birkaç kelimeyle de olsa karşı tarafın bu davranışını eleştirmemeleri "vefâsızlık" olarak yorumlandı.
İslam Ümmeti'nin vahdetini öncelediklerini söyleyerek Karadavi'yi eleştiren El-Avvâ ve Huveydi ikilisine doğal olarak birçok karşı eleştiri geldi.
Bu eleştirilerin de genelde şu noktalarda toplandığı görülmektedir:
- Karadavi'nin Şiiler hakkındaki açıklamaları ve Şii yayılmacılığından sakındırması İslam Ümmeti'nin birliğine zarar veriyor ise, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'e söven ve Sünnilere ağır hakaretler içeren kitaplar dağıtmak ümmetin birliğine hizmet mi ediyor?
- Amerika ve yandaşlarının bölgeye yönelik planlarına karşı mücadele edilirken Karadavi'nin böyle bir açıklama yapmasının zamanı değildi ise, Hz. Aişe radıyallahu anha'ya zina iftirasında bulunan ve İfk ayetinin onun için inmediğini öne süren kitaplar dağıtmanın zamanı mı? Bu mu ümmetin önceliği? (Bu tür kitaplar bir çok dilde bedava dağıtıldığı gibi daha çok kişiye ulaşması için internette de ücretsiz yayınlanmaktadır ve Türkçesi de vardır.)
- Afganistan ve Irak'ın işgalinde İran Amerika'ya yardım etti. Bunu bizzat İranlı yetkililer kendi ağızlarıyla ve övünerek söylüyorlar. Tahran yönetiminin bu tavrını savunanlar da, İran'ın milli çıkarlarını korumak ve pazarlık gücünü artırmak için Amerika'yı Irak'ta köşeye sıkıştırdığını ifade ediyorlar. Milli çıkarlar için Afganistan'ın ve Irak'ın işgaline yardımcı olmak, Afgan ve Irak halklarının kanını pazarlıkta öne sürülecek bir kart olarak görmek ümmetin vahdetini önceleyen bir bakış mı? İran'a komşu ülkeler de yine Amerika'yı batağa saplamak, bölgesel güç haline gelmek, pazarlıkta elini güçlendirmek ve benzeri nedenlerle İran'ın işgaline yardımcı olması caiz olur mu? Başkasına haram olan İran'a caiz mi? (Raşid El-Ğannuşi, "Hepimiz Yusuf El-Karadavi'yiz" adlı makalesinde "Karadavi Afganistan ve Irak'ın işgaline yardımcı olmadı" diyerek anlamlı bir göndermede bulunmuştu.)
- Karadavi'yi siyaset bilmemekle suçlayanlar kendilerini siyasetin pîri ve tartışmasız otoritesi olarak mı görüyorlar? Yıllardır siyasal bir İslami harekete liderlik yapan Ğannuşi de mi siyaseti bilmiyor?
- Siyasetle dinin içiçe geçtiği, dinin ve mezhebin siyasi yayılmacılığa alet edildiği bir ortamda dini olanla siyasi olan birbirinden tamamen ayrılabilir mi? Böyle bir bakış laik bir bakış olmaz mı? (Nitekim; laik yazarlardan biri tartışmalara kendi açısından katılarak, "İster Sünni olun, ister Şii, ister Katolik olun, ister Protestan" başlıklı bir yazı kaleme alarak Karadavi'nin uyarısını din eksenli yapmasını eleştirmişti.)
- Karadavi'nin Şia ve Şii yayılmacılığıyla ilgili açıklamalarını aşırıların etkisiyle yaptığı söyleniyor ve hatta hakkında "Vahhabi, tekfirci" gibi suçlamalar yapılıyor. Oysa Karadavi'nden önce de alimler benzer uyarılarda bulunmuştu. "İki Zıt Tablo" kitabının yazarı Hindistanlı alim Ebu'l Hasen En-Nedvi ve "Humeynicilik" kitabının yazarı Suriyeli alim Said Havva da mı "Vahhabi ve tekfirci"? Onlar da mı mezhepçilik yaptılar?
- "İsteyen istediği mezhebi seçer ve propagandasını yapar, özgürlük var" diyorsanız, eleştiri hakkına da saygı göstereceksiniz ve "fitne çıkarıyor" diye "zıplamayacaksınız".
Daha uzun süre devam edecek gibi görünen tartışmada son durum; karşılıklı yazılanlar ve söylenenler bunlar…
Bilginiz olsun istedim.
Timeturk – 30 Eylül 2008
|
Ankara
11 / 24
|
Antalya
15 / 24
|
Bursa
13 / 22
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























