

Keşan Camii'ndeki konuşma
NEBEONLINE, Şehit Hüccetülislam Murtezâ Radmehr'in ibret dolu hayat hikayesini, şehidin bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve Afganistan'da uçak kazasında hayatını kaybeden İHH çalışanlarından Faruk Aktaş tarafından Türkçe'ye çevrilen "Nura Yolculuk"u bölümler halinde yayınlıyor.
Önceki bölüm: Ayetullah Vahid Horasanî ve Ayetullah Estâdi’yle Görüşme
Keşan Yolculuğu ve Keşan Camii'ndeki Konuşma
Bir ara ben ve arkadaşım Ali Riza Muhammedî, arabamla Keşan’a gittik. Bu yolculuktaki hedefimiz, Keşan’da ilim havzasının başında bulunan Ayetullah Medeni’nin oğlunun yanına gitmek ve orada bir konuşma yapabilmek için ondan izin istemekti.
Aslında bu davranışın bizim açımızdan iyi olmayacağı ve bu yüzden başımıza birçok problemin geleceği, belki de hayatımıza mal olabileceğinin farkındaydık. Şia mezhebine bağlılık konusunda taassubuyla meşhur olmuş böyle bir şehirde akidevi konuları gündem edinmek kolay bir şey değildi. Ancak içimizdeki yeni inanç, onun bize verdiği muazzam heyecan tarif edilebilir gibi değildi.
Uzun araştırmalar sonucu elde ettiğimiz hakikatleri en zor yerlere bile ulaştırmak, onu insanlara açıklamak istiyorduk. Aslında bu hamasi duygularımızın olumsuz etkileri olduğunu da düşünmüyor değilim. Çünkü içimizdeki aşırı heyecandan, hamasi duygulardan dolayı, yapacağımız bazı eylemlerin sonuçları üzerinde iyice düşünme ve içinde bulunduğumuz sosyal ortamı iyice gözlemleme imkânımız olmadı. Bundan dolayı bulunduğumuz toplumda izleyeceğimiz bir davet yöntemi belirlemeden yola koyulduk.
Keşan’a varır varmaz, Ayetullah Medenî’nin oğlunun evine gittik. Seyyid Medenî’yle eskiden tanışıyorduk. Ona bir konuşma yapmak istediğimizi ve bu konuda bize yardımcı olmasını istedik. Seyyid Medenî bizimle ilgili son gelişmelerden haberdar değildi. Bundan dolayı ilk fırsatta Keşan’daki büyük bir camide konuşma yapmamız için ortam hazırladı. Büyük camideki konuşmada uzun araştırmalar sonucu ulaştığımız tüm hakikatleri anlattık. Konuşma yapacağımız zaman, arkadaşım Ali Rıza’nın dilinde kekemelik olduğu için konuşmayı benim yapmamı istedi.
Konuşmamın başlangıcında biraz daha genel konular konuşmaya, İslam’ın temel prensiplerini ön plana çıkarmaya, böylece insanların inançlarını eleştirmemeye özen gösterdim. Ancak konuşmanın mecrası daha sonra beni farklı noktalara götürdü ve hakikat adına bildiğim ne varsa her şeyi bir bir anlatım.
Konuşmam, Şia mezhebinin temel inançlarını kökünden sarsacak soru işaretleriyle doluydu. Örneğin konuşma sürecinde Ömer (r.a), onun hakkında bize ulaşan menkıbeler ve onun sahabe arasındaki değeri üzerine konuştum. Hatta konuşmamda daha da ileri giderek, Ali (r.a)’ın Rasûlullah (sav)’in diğer arkadaşlarından farklı bir yönü olmadığını, Rasûlullah (sav)’ın evinde, O'nun (sav) terbiyesiyle yetişmiş bir insanın Rasûlullah (sav)’in ahlakıyla ahlaklanması kadar doğal bir şey olamayacağını ve iman ettiği zaman daha küçük bir çocuk olduğunu söyledim.
Daha sonra konuşmama devam ederek şöyle dedim: “Ömer (r.a)’ın hayatını incelediğimizde onun olağanüstü değişimler geçirdiğini, onun iman etmesinin İslam’a birçok açıdan faydalar getirdiğini görürüz. İlla da birilerinin imanıyla övünmek istiyorsak, halife olduktan sonra dünyadaki dengeleri İslam âleminin lehine değiştiren bir şahsiyet olan Ömer (r.a)’ın daha çok ön plana çıkarılması gerekir…”
Zannedersem dinleyiciler, o ana kadar bu şekilde yapılmış bir konuşmaya şahit olmamış ve Şia âleminin kalbinde böyle bir konuşmanın yapılabileceğini de tahmin etmemişlerdi. Bundan dolayı camideki herkes yıldırım çarpmış gibi olduğu yerde durmuş, hareket etmeden beni dinliyordu. Herkes şaşkınlık içinde ağzını açmış, kulaklarıyla duyduklarına gözleriyle inanmıyormuşçasına bana bakıyorlardı. Belki de herkes içinden, “Bu Şii âlime ne olmuş böyle! Acaba delirdi mi?” diyordu.
Bir ara dinleyiciler arasında, şüphe uyandıracak bazı hareketlilikler gözüme ilişince konuşmamı toparlamam ve son noktayı koymamın iyi olacağını düşündüm. Konuşmamı bitirir bitirmez hızlı bir şekilde camiden çıktık ve arabamıza binerek Tahran’a doğru yola koyulduk.
Çok kısa bir zaman geçmeden, Keşan’da olan olay her tarafa yayılmaya başladı. Bizim okulda bile, Sünnilerden bir grup Vahhabi âlimin, Şia imamlarının elbiselerini giyerek camilerimizde hutbeler verdikleri ve bu yöntemle mezhebimize saldırdıklarına dair haberler dolaşıyordu.
Bize ulaşan haberler genelde, Keşan’daki Cuma imamının yaptığı konuşmanın yankılarıydı. Bu olaya çok kızan Keşan’daki Cuma imamı, hutbesinde bu konu üzerinde durmuş, görevini hakkıyla yerine getiremediği için istihbarat birimlerini eleştirmişti. İmama göre yetkililer, görevlerini hakkıyla yerine getiremedikleri için iki tane Vahhabi, bundan cesaret alarak Şia imamlarının kılığına girerek imamlarımıza dil uzatmış, Ehli Beyt'in düşmanlarını Şia minberinden savunmuşlardı.
Bu haber uzun süre gündemde kaldı. Okuldaki öğrenciler bile uzun süre bu konu hakkında ileri geri konuşuyor, bu işi yapanları lanetliyor veya kendilerince yorumlar yapıyorlardı.
Okulda bu türden tartışmalar devam ederken, istihbarat tarafından tutuklandığı günden beri haberini alamadığımız Sünni öğrenci Muhammed Rıza Musayi’nin işkence altında akli dengesini yitirdiğine ve bundan dolayı deliler hastanesine kaldırıldığına dair bir haber aldık. Söylentilere göre Rıza Musayi, yapılan manevi baskılar ve verilen elektrik şoklarına karşı daha fazla dayanamamış ve akli dengesini yitirmişti.
Arkadaşım Muhammedî’yle beraber hastaneye gittiğimizde Musayi’nin tamamıyla akli dengesini yitirdiğini, etrafındaki olaylardan habersiz bir köşede beklediğini gördük. Musayi bizi bile tanımıyordu. Yarım saate yakın uğraştıksa da bir sonuç alamadık. Musayi sadece bize bakıyor ve yüksek sesle gülüyordu.
Gördüğümüz manzara karşısında çok üzülmüştük, üzüntüden ölecek gibiydik. Musayi gerçekten çok zeki ve olgun bir insandı, hayatım boyunca onun gibisini görmedim diyebilirim. Okulun en başarılı öğecilerindendi ve bana kalırsa tıp alanında olağanüstü başarılar gerçekleştirecek biriydi.
Kısa bir süre sonra Musayi’nin vefat haberi geldi. “İnna lillahi ve inna ileyhi raci’un.” Allah’tan dileğim, onun günahlarını bağışlaması, onu şehitler kervanından sayması, bizi cennetinde buluşturması ve bu ümmete ondan daha hayırlısını vermesidir.
Devam edecek...
Önceki bölümler:
Ayetullah Vahid Horasanî ve Ayetullah Estâdi’yle Görüşme
İstihbarat'ın işkencesiyle tanışma
Park yapmak için yıkılan Sünni camisi
Sünni alim karşısında alınan yenilgi
Sevgi diyarı Beluçistan’a yolculuk
Kankan'da alınan unutulmaz ders
Sünnilere karşı kazanılan sahte zafer
Haksızlığa karşı öğrencileri destekledi
Başka bir dünyanın varlığını keşfetti
Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye
Gelecek bölüm: Üniversiteden atılma
NEBEONLINE - ÖZEL
|
Ankara
11 / 24
|
Antalya
15 / 24
|
Bursa
13 / 22
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























