Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
20 Ocak 2011 Perşembe 18:47

Kirmanşah Hapishanesi'de ağır işkence

Üç ay kadar işkence ateşi arasında kaldım ve tek suçum “Allah’ı birlemek, O’nun dinini hakkıyla tanıyıp yaşamaya çalışmak" idi.

NEBEONLINE, Şehit Hüccetülislam Murtezâ Radmehr'in ibret dolu hayat hikayesini, şehidin bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve Afganistan'da uçak kazasında hayatını kaybeden İHH çalışanlarından Faruk Aktaş tarafından Türkçe'ye çevrilen "Nura Yolculuk"u bölümler halinde yayınlıyor.

Önceki bölüm: Ali Rıza Muhammedi’nin şehadeti

Kardeşim Aristo Radmehr’in Şehadeti

Muhammedî’nin şehadetinden sonra istihbarat birimleri beni her tarafta aramaya devam ettiler. Ben ise bu süre içinde akraba ve arkadaşlarımın evlerinde kalıyor ve sık sık ev değiştiriyordum. Hiçbir şekilde evime gitmiyor ve ailemle görüşmüyordum. Annem ve babam çok üzülüyorlardı. Belki de üzüntünün ağırlığından, benim tutuklanmamı ve bu durumdan kurtulmayı diliyorlardı. İstihbarat birimleri ise boş durmuyor, ailemi sıkı gözlem altında tutuyor ve onlar vasıtasıyla bana ulaşmaya çalışıyorlardı.

Bu zor durumda, tüm genişliğine rağmen dünya bana dar gelmeye başlamıştı ve bu süreçte yanımda bulunup beni teselli etmeye çalışan, bana yardımcı olan tek kişi kardeşim Aristo’ydu. Aslında kardeşim benim fikirlerimi kabul etmiyordu. Ancak akrabalık bağı ve aramızdaki doğal sevgi onu bana bağlıyor ve bu sıkıntıdan kurtulmam için elinden gelen her şeyi yapmaya itiyordu.

Bu dönemler, elimden geldiğince boş durmamaya gayret ediyor ve bir şeyler yazmaya çalışıyordum. Bu dönemde yazdığım makaleleri “Ziyan Edilmiş Nesil” adı altında bir kitap halinde toparladım. Bu kitapta, İran toplumunda gençlerin devrimden sonraki bakış açıları ve düşünceleri üzerinde durdum. Bu yazıların bir kısmını hapishanede diğer bir kısmını da istihbarat casuslarından gizlenmeye çalışırken yazmış ve kitabı basması için Suruş Yayınevi'ne vermiştim.

Bir ara yayınevine uğrayarak kitabın durumunu sormaya karar verdim. Anlaşıldığı kadarıyla ben çıktıktan sonra kardeşim benim yokluğumu ve istihbarat birimlerinin tuzağına düştüğümü fark etmiş. Kardeşim bir şekilde benim yayınevine gittiğimi öğrenmiş ve hemen bana ulaşmaya çalışmış.

Ben Suruş Yayınevi'ndeyken aniden kardeşim nefes nefese kalmış bir şekilde  içeri girdi. Kardeşimin yanında Dr. Hidayet de vardı. Göründüğü kadarıyla Dr. Hidayet ne olduğundan habersiz onunla beraber içeri girmişti. Kardeşim dedi ki: “İstihbarat senin yerini tespit etmiş, çabuk buradan çıkalım.”

Kardeşimle beraber hemen dışarı çıktık ve kardeşimin arabasına binerek hızlıca hareket ettik. Ancak aynı esnada istihbarata bağlı askerler bizi fark ettiler ve peşimizden gelmeye başladılar. Kum’a doğru ilerliyorduk ve istihbarat arabası bizi takip etmeye devam ediyordu. Bir ara istihbarat arabası bize hızlıca yaklaştı ve üzerimize yaylım ateşi açıldı. Üzerimize yağan kurşunlardan biri kardeşimin başına diğeri ise boynuna isabet etti. Kardeşim olay yerinde vefat etti. Arabanın kaportasının birçok yeri mermilerin etkisinden param parça olmuştu. İstihbarat arabası hızlıca bizden uzaklaştı.

Kardeşimi aynı arabayla eve götürdüm. Kapı zilinin megafonundan her şeyi babama anlattım ve kardeşimin cesedini orada bırakarak uzaklaştım. Kardeşimin cenazesine bile katılma imkânım olmadı. Artık İran’da durmam mümkün değildi. Bunun üzerine Türkiye’ye geçmeye karar verdim ancak, buna imkânım olmadı. Kirmanşah şehrine gittim. Bir süre korku içinde birçok yer değiştirdim ve sonunda yakayı ele verdim. Hapis ve işkence günleri yeniden başladı.

Bu dönem benim için gerçekten de zor bir dönemdi. Hatıralarımı kısaca yazdığım bu kitapta o dönemde yaşadıklarımı ifade etmem mümkün değil. O acı hatıraları şu an yazmayı çok zorunlu görmediğim için geçiyorum. O günlerle ilgili olarak sadece şunları söyleyebilirim: Kapkaranlık, iğne deliği kadar daralmış bir dünyada, işkencenin her türlüsüne karşı dayanmaya çalışıyordum. Asıl zor olan, tüm sıkıntılarda tek başıma olmamdı. Yanımda duran, bana destek olan bir kişiyi daha kaybetmiştim. Kardeşim Aristo’da bu dünyadan, düğününü bile yapamadan ayrılmıştı. Mutluluğun düşmanları, ona bunu bile çok görmüşlerdi. Kardeşim şehit edildiğinde, ayın yirmi altısıydı ve ailem ayın yirmi dokuzunda onun düğününü yapmayı planlıyordu.

Kirmanşah Hapishanesi

Kardeşim Aristo’nun da vefatıyla artık çocukluğumun ve hayallerimin şehri olan büyük Tahran, beni barındıramayan küçük bir odaya dönüşmüştü. Artık ailemi bile görmek istemiyordum. Bundan dolayı kısa bir süre içinde, Kürdistan’a geçmek için Kirmanşah’a gittim. Kirmanşah’ta bana neler oldu? Oradaki günlerim nasıl geçti? Tüm bunlar, şu aşamada anlatılması zor uzun bir hikâyedir. Zannedersem, orada çok zor günler geçirdiğimi, orada geçirdiğim her günün, benim için bin yıl mesabesinde olduğunu ve orada aylarca kaldığımı söylemem yeter.

Benim nasibime eşiyle aralarında problem olan bir adam düşmüştü. Evinde kaldığım adamın eşiyle arası hiç iyi değildi. Bir akşam ikisi arasındaki kavga şiddetlenince, adamın eşi gidip polisi aradı ve eşinin kanundan kaçan, yönetime muhalif birini barındırdığını haber verdi. Askerler yıldırım gibi üzerimize üşüşene kadar bizim bir şeyden haberimiz yoktu.

Böylece, tahammül edilmesi güç, anlatılması imkânsız işkence çeşitleriyle yeniden yüzleşmeye başladım. Kirmanşah’taki Dizelabad Hapishanesi'nde zor günler geçirdikten sonra beni uçakla Tahran’a, önceki lanetli yerime naklettiler.

Bu sefer uyguladıkları işkence, diğerine göre çok daha aşırıydı. Benim o işkenceleri tarif etmem mümkün değil. O günleri her hatırlayışımda tüylerim diken diken oluyor. Üç ay kadar işkence ateşi arasında kaldım ve tek suçum “Allah’ı birlemek, O’nun dinini hakkıyla tanıyıp yaşamaya çalışmak" idi. Üç ay sonra beni, âlimlere has mahkemeye götürdüler ve mahkeme kararıyla Tahran’daki Evin Hapishanesi'ne götürüldüm. Bir süre sonra beni Tahran’daki Kasr Hapishanesi'ne, daha sonra Erak Hapishanesi'ne götürdüler. Bir süre geçtikten sonra tekrar Evin Hapishanesi'ne geri getirildim.

Evin Hapishanesi'nde kalmaya başladıktan sonra beni rahat bırakmayan Dr. Hakâkyân, bir kez daha ortaya çıkarak ziyaretime geldi. Kötülük yapmaktan zevk alan bu adam, bir şekilde benim olayımı ailemle ilişkilendirerek onları da zor durumda bırakmanın peşindeydi. Adamın bu defa hedefinde, benim eşimden boşanmam vardı. Defalarca beni ziyaret ediyor, eşimin mahkemeye başvurarak boşanma davası açtığını söylüyor, diğer taraftan eşime gidip, “Artık eşinden umut yok, o hapisten ancak idam edildikten sonra çıkabilir” diyerek onu boşanma davası açmaya teşvik ediyordu.

Adam aramızda gidip gelerek, eşimle aramızda gergin bir hava oluşturdu. Benim hiç bir şekilde haberim olmadan ve ben herhangi bir girişimde bulunmadan mahkemeden eşimin boşandığına dair karar çıktı.

Hapishanede bir grup aydınla görüşüp tanışma olanağı buldum. Onlarla olan ilişkilerim beni biraz rahatlattı. Bu arada beni savunması için bir avukat tutulmuştu. Neler olduğunu, avukatın beni savunmak için neler yaptığını bilmiyorum. Defalarca mahkemeye gidip geldikten sonra idam kararım çıktı. Avukat idam kararını aileme iletti. Son ana kadar mahkemenin bu kararından haberim yoktu.

Bir gün mahkeme beni çağırdı, bir grup asker beni hâkimin bürosuna götürdüler. İçeri girdiğimizde hâkimle bir adam arasında şiddetli bir tartışma vardı. Sonunda sözlü tartışma kavgaya dönüştü. Yanımdaki görevli iki askerin elleri elimdeki kelepçeye bağlıydı. Askerler kavgayı durdurmak için ellerindeki bağları çözmek zorunda kaldılar. Aniden elime hiç beklemediğim bir fırsat geçti. Hemen dışarı çıkarak kalabalığın içine daldım.

Nasıl kaçtığımı anlatmam mümkün değil, çünkü Allah’ın yardımı olmadan oradan kaçmam mümkün olamazdı. Onlar idam kararımı verseler de Allah Teâlâ bir müddet daha yaşamamı dilemiş ve onların eliyle kurtulmamı sağlamıştı. Böylece işkence odalarında ve hapishanelerde geçirdiğim dokuz aylık bir süreden sonra kaçıp kurtulma imkânı buldum.

İlk iş olarak eşimin yanına gidip olayın iç yüzünü haber vermek istedim. Ancak o benden ve problemlerimden uzak sessiz bir hayata başladığını söyleyerek kendisini rahat bırakmamı istedi. Eşimin rahatı ve oğlumun mutluluğu için eşimle tüm ilişkilerimi kopardım. Allah’tan dileğim, her ikisinin de rahat, güvenli ve sıratı müstakim üzere yaşamasıdır.

Allah’ın yardımıyla, şu satırları yazdığım bu ana kadar (Miladi 2000) yaşamaya devam ediyorum. Tüm ailemle ilişkilerim koptu. Sadece bazı durumlarda annemi telefonla arama imkânım oluyor. Babama gelince, benimle hiçbir şekilde konuşmak istemiyor.

Hapisten kaçtıktan sonra uzun bir süre, başvurabileceğim tek bir insan bile olmadan tek başıma yaşadım. Allah Teâlâ dışında sığınabileceğim tek bir güç yoktu ve O, beni hiç beklemediğim yerden rızıklandırıyordu.

Devam edecek...

Önceki bölümler:

Ali Rıza Muhammedi’nin şehadeti

Hayalet evi veya işkence odaları

Tıp Fakültesi'nin son sınıfından atıldı

Ayetullah Vahid Horasanî ve Ayetullah Estâdi’yle Görüşme

İstihbarat'ın işkencesiyle tanışma

Park yapmak için yıkılan Sünni camisi

Irak dönüşü görülen rüya

Suriye yolculuğu

Allah'ın Evi'ne yolculuk

Sünni alim karşısında alınan yenilgi

Sevgi diyarı Beluçistan’a yolculuk

Kankan'da alınan unutulmaz ders

Sünnilere karşı kazanılan sahte zafer

Mut'anın gerçek yüzünü gördü 

Haksızlığa karşı öğrencileri destekledi

Başka bir dünyanın varlığını keşfetti

Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye

Gelecek bölüm: Pakistan'a hicret ve suikast girişimleri

NEBEONLINE - ÖZEL

 

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
11 / 24
Antalya
15 / 24
Bursa
13 / 22
İstanbul
15 / 21
İzmir
13 / 22