Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
11 Eylül 2010 Cumartesi 17:25

Kurtulmuş'a göre Erbakan'dan farkı

Saadet Partisi'nin olaylı kongresi çok gerilerde kaldı ama yankıları halen devam ediyor. Numan Kurtulmuş kendisine karşı başlatılan hareketi sakin güç olarak geri püskürtme havasında. Erbakan ile farkını ise şöyle açıklıyor.

Ali Adakoğlu'nun röportajı

TAKDİM: Okuyacağınız bu söyleşi, derbi maçları sonrasında TRT ekranlarında yayınlanan 10 dakikalık geniş özetler gibi.

90 dakika boyunca çok renkli konuşmalar gerçekleştirdik Numan Bey’le. Ancak yerimiz fazlasıyla bile bu kadar. Ne yapalım, özetini verebildik…

Geniş özeti hazırlarken, nasıl ki Numan Bey, sohbetimiz sırasında her kelimesini tartarak kullandıysa biz de aynı hassasiyetle davrandık.

Malum konu netameli. Ama şundan emin olmalısınız 90 dakikayı bütün önemli pozisyonları, önemli cümle ve çıkışlarıyla 10 dakikaya eksiksiz sığdırdık. Beğenerek okuyacağınızı ümit ediyorum…

Sohbetimize kitabın ortasından başlamak istiyorum. Erbakan Hoca sizin için ne anlam ifade ediyor?
Erbakan hoca bizim siyasi hareketimizin öncüsüdür, kurucusudur. Hepimizin kendisinden çok şey öğrendiği değerli bir büyüğümüzdür. Tecrübelerinden her zaman istifade ettiğimiz büyük bir siyaset adamıdır.

Peki, Milli Görüş?
Milli Görüş, Türkiye’de Sultan Alparslan’dan bu yana gelen siyasi mücadelenin özetidir. Milli Görüş hareketi bu topraklardaki hak-hukuk, adalet-özgürlük mücadelesinin adıdır. Ve bu topraklarda kıyamete kadar da var olacaktır.

Sizin Milli Görüş’ten anladığınızla Erbakan’ın anladığı  aynı şey mi?
Milli Görüş’ün özeti 3 sloganla ifade edilebilir. Birincisi, “önce Ahlak-maneviyat” sloganıyla özetleyebileceğimiz bizim medeniyetimizin değerlerine sahip çıkmaktır. İkincisi, “Yeniden Büyük Türkiye” sözü altında söylediğimiz, dış politikadan ekonomiye kadar, sosyal politikadan eğitim politikalarına kadar “güçlü Türkiye”yi oluşturma idealidir. Üçüncüsü de, yeni ve adil bir dünyayı kurma mücadelesidir. Erbakan Hoca’mızla aramızdaki fark ise; bu temel prensipleri bugünün siyaset lisanıyla, üslubuyla ve bugünün önceliklerini esas alarak anlatmaya gayret etmem olabilir.

Sizle Hoca arasında bir söylem farklılığı var o zaman?
Bir üslup, yöntem farklılığı  olduğu ortadadır. Ancak muhteva bakımından, ana vurgular bakımından aynı değerlere ilkelere dayandığımız da açıktır.

Siyasete ilk girdiğinizde FP İstanbul il başkanıydınız, Erbakan’ın varisi olarak gösterildiniz. Bugünkü tablo hiç aklınıza gelir miydi?
Siyasette veraset diye bir şey olmaz. Bu büyük bir mücadeledir. Bu mücadelenin son 150 yıllık tarihi süreci içerisinde birinci halkayı oluşturan Mehmet Akif, Şehbenderzade, Said Halim Paşa, Hüseyin Avni Ulaş’tır. İkinci halkasını oluşturan Cemil Meriç, Sezai Karakoç, Necip Fazıl, Eşref Edip,  Ali Fuat Başgil’lerdir. Bütün bu fikri-siyasi izlek içerisinde Erbakan hoca 1969’da ortaya çıkarak bunu siyaseten ete kemiğe büründürmüştür. Biz de bu siyasi halkanın dördüncüsünü oluşturuyoruz. Amacımız bunu alıp daha ileriye götürmektir.

Siyaseti bir kişiyle ya da bir grupla kısıtlarsak yanlış yapar kaybederiz. Biz siyaseti büyük bir fikri siyasi izlek olarak görüyoruz. Son 150 yıllık mücadelemizin özeti bir cümledir. Bizim medeniyetimiz yenilmedi. Saydığım isimlerin hepsi aynı cümle etrafında mücadele ettiler. Söylemleri, yöntemleri farklı olabilir ama hepsinin amacı birdir. 12 yıldır aktif olarak siyasetin içindeyim. Benim için Milli Görüş, sadece bir partinin adı değildir. Sadece bir siyaset mücadelesinin adı değildir. Milli Görüş bir medeniyet mücadelesinin adıdır. Benim vazifem de bizim medeniyetimizi yeniden ihya ve inşa etmektir.

Milli Görüş lideri olmak gibi bir hayaliniz yok öyleyse?
Bizim meselemiz kuru bir cihangirlik davası veya adımızın nerede yazıldığı değildir. Meselemiz bize bahşedilen hayat süresince üzerimize düşen vazifeleri yapmak, kendi medeniyetimizi ihya ve inşa mücadelesine katkıda bulunmak ve bu katkı karşılığında hem milletin nezdinde hem Allah’ın nezdinde bir karşılık bulmaktır, itibar bulmaktır. Biz bu meseleyi kendi şahsımızla ya da başka insanların şahsıyla ilgili bir mesele olarak görmüyoruz.

Sıfat olarak “Saadet Partisi Genel Başkanlığı” size yetiyor mu?
Hiçbir sıfata ihtiyacım yok. Ben bu milletin davası uğruna mücadele eden bir nefer olmayı  her şeyden önemli bulurum.

Kongreden sonra yaşanan tartışmaları sadece parti kavgası  olarak mı görmeliyiz?
Kongreyle ilgili konuşmamaya gayret ediyorum. Her şey milletin gözü önünde oldu. Hiçbir şey gizli kapaklı olmadı. Neyin nasıl geliştiğini milletimiz biliyor, bu konudaki kararı da milletimiz verecektir.

NUMAN KURTULMUŞ  DA FANİ

Partide “Numancılar” diye anılan bir grubun olması  sizi rahatsız ediyor mu?
Böyle bir grup yoktur. Hiçbir kimsenin şahsıyla ilgili bir mesele yoktur. Numan Kurtulmuş  da fanidir. Böyle bir isimlendirme yapılması beni fevkalade rencide eder. Milli Görüş’te sadakat ilke ve prensipleredir, şahısların üzerinden sadakat olmaz. Şahıslar prensiplere bağlı kaldığı oranda bu hareketin içerisinde yer alırlar ve güçlenirler.

Yaşanan süreçte üç mihenk taşı var. Şevket Beyin Önder Sav’la görüşmesi, partiye yapılan polis baskını  ve iftar baskını. Bunların içerisinde sizi en çok üzen hangisi?
Bunların hepsi fevkalade üzücü  hadiseler ve hepsi milletin önünde olmuştur. Ama özellikle iftar olayı sadece benim zihnime değil, milletimizin zihnine kalın harflerle kazınmıştır. Bütün İslam dünyasının zihnine kazınmıştır. Göz göre göre, önceden insanları kışkırtarak ortaya konulan bir provokasyondur. Hiç tanımadığımız insanları  bile iftar sofralarına davet edip ağırlamak durumundayız. İftar sofrasında kırk yılın kırgınlıkları unutulur. Ama o gün, Allah’ın kelamı okunurken üç kez kesildi ve misafirlerimiz sofrayı terk etmek zorunda kaldı.

Çok açık bir provokasyondu.  Ne Milli Görüş’e, ne İslam’a, ne insanlığa yakıştı. Ayrıca, “Kötü oldu ama..” diye cümleye başlayan herkes o iftar baskınının birinci derece failidir.

Diğer taraftan bakarsak, bunca muhalefete rağmen kongreye gitmediniz. Bu da sizin hatanız değil mi?
Kongreye gitmeme nedenlerimizden birisi de ortalığın bu kadar gerilmesiydi. Bu kadar gergin ortam ve böylesine kışkırtılmış bir takım insanların işin içinde olacağı bir kongre Milli Görüş camiasına yıllarca üzerinden atamayacağı büyük veballer yükler. Kongre yapmak kolay, ama böylesi bir kongrenin sonuçlarının izlerini silmek zor.

11 Temmuz’da o 11 kişi listeye girseydi ne olurdu, kıyamet mi kopardı?
Kıyamet kopmazdı ama kongrede bir düzenleme yapıldı. Partimize uzun yıllar hizmet etmiş  ağabeylerimizin istişare heyetinde yer alması yönünde hazırlıklarımızı  yaptık. Mühim olan ağabeylerin bize tecrübelerini aktarması  bizim istifade etmemizdi. Yapılan istişare sonucu bu ağabeylerin aynı zamanda genel idare kurulunda yer almamaları yönünde ortak bir kanaat oluştu. Yapılan budur. Peki, soruyu tersinden soralım: altı kişi listede olmayınca niye bu kadar kıyamet koparılıyor?

Size göre dava kişiler için mi kullanıldı?
Milli Görüş, bu topraklarda 1071’den beri başlamış bir dava ve hiçbirimizin şahsıyla kaim değil. Bu anlamda hiç kimse vazgeçilmez değildir, kimsenin şahsi malı davası değildir. Hiç kimsenin babasının malı da değildir. Bu dava bütün milletin malıdır.

Bundan sonraki yol haritanız nedir?
Baştan beri söylediğimiz şey, ihtirası olan böler, iddiası olan bütünleştirir. Amacımız, seçilmiş genel başkan ve genel idare kurulu olarak camianın birlik bütünlüğünü koruyarak yolumuza devam etmektir. Bu tartışmalar ortaya bir şey koyuyor. Niye son seçimlerde aldığı oy oranı belli olan bir siyasi parti, oy oranı itibariyle sanki Türkiye’nin en büyük siyasi partisiymiş gibi herkes tarafından ilgiyle, dikkatle seyrediliyor. Bunun bir karşılığı var: Saadet Partisi şimdiden Türkiye siyasetinin, bundan sonraki iktidarın, muktedir bir siyasetin alternatifidir. Bizim görmemiz gereken sonuç budur. Benim yapmaya çalıştığım hem içeride birliği sağlamak hem de toplumun geniş kesimlerinde var olan sempatiyi, alakayı oya ve siyasi birlikteliğe çevirerek bundan sonraki iktidar merkezini inşa etmektir.

VESAYET ALGISI KALKTI

11 Temmuz kongresini genel başkanlıktan liderliğe geçiş  süreci gibi mi gördünüz?
Öyle görmedim ama kamuoyunda böyle bir algı ortaya çıktı. İki yıldır sürekli olarak kamuoyunda bir vesayet algısı vardı. Böyle bir gerçek olmasa da böyle bir algı kamuoyunda vardı. O algının ortadan kalktığını görüyorum. Yani gelinen nokta, planlanan bir şey değildi.

2011 seçimleri öncesinde kongre olacak mı?
Şartlar neyi gerektiriyor bunu bilmiyoruz ama kongre tartışması bizim için teknik bir tartışmadan ibarettir. Bir kongre, kongre olsun diye yapılmaz, siyasi şartlarının oluşması önemlidir.

2011 seçimlerinde partiniz için ne öngörüyorsunuz?
İki yıllık süreçte Saadet Partisi, her konuda görüşlerini açık şekilde kamuoyuyla paylaştı. Basit siyasi polemiklerin, anlamsız tartışmaların, kamplaşmaların tarafı olmadı. Saadet Partisi’nin ne dediği belli. Demokratik açılım sürecinde, mayın tasarısı sürecinde, en net görüşleri Saadet Partisi orta koydu. Gazze işgalinde ve Doğu Türkistan’da yaşananlarla ilgili tavrı netti. Mavi Marmara katliamından sonra çok etkili hale geldi. Anayasa sürecinde görüşleri çok net olan parti de bizdik. Geldiğimiz noktada, insanlar, partimizi desteklemeseler bile Saadet Partisi’nin şu görüşleri doğrudur demeye başladı. Bu bir parti için fevkalade önemli bir adımdır.

Bunun oya dönüşümü  ne oranda olur?
Oya dönüşümü ne kadar olur ne zaman olur bilmiyorum. Bir siyasi hareket için iktidara gelmenin en önemli adımı atılmıştır. 29 Mart 2009 seçimlerinde “fark var” sloganıyla ortaya koyduğumuz bu tavır, millet tarafından görülmüştür. Bu tavra, siyaset üslubuna millet prim vermiştir.

Siyasiler vaatleriyle iktidara gelirler. Siz, iki anahtar, ev, araba vaat etmiyorsunuz bize. Nasıl iktidara geleceksiniz?
Biz bu topluma üç şey yapmayı vaat ediyoruz. Bunlar, bu topraklarda yaşayan herkesin özgürlüğünü sağlamak için mücadele edeceğiz, bu topraklarda yaşayan herkesin adaletini temin etmek için gayret edeceğiz ve bu topraklarda yaşayan herkesin refahtan pay alması için mücadele edeceğiz. Buna uygun programları projeleri sürekli oluşturuyoruz.

Acaba, çiftçi Ahmet amcanın umurunda mı  bu saydıklarınız?
Onu da Ahmet amcanın anlayacağı  şekilde anlatıyoruz. Adıyaman’da, Samsun’da AB’nin ve Türk hükümetinin yanlış tarım politikalarını anlattık. Niçin tütün ekilemediğini anlattık. Philip Morris burada zengin olsun diye bu memleketin insanlarının nasıl tütün ekmekten uzaklaştırıldığını  anlattık. Kargil şirketi gelsin burada tatlandırıcı satsın diye nasıl şeker üzerine kotalar konulduğunu anlattık. Genel umdeler olarak söyledim. Özgürlük, adalet, refah. Bunun dışında bizim hiçbir tabumuz olmayacak. Bunun dışında insanlara belli bir hayat tarzı dikte etmek, siyasi ve iktisadi elit oluşturmak gibi bir gündemimiz olmayacak. Üç tane şeyi de yapmayacağız. Firavunluşmayacağız, Karunlaşmayacağız, belamlaşmayacağız.

SIKILMIŞ  YUMRUĞU AÇMAK ZORUNDA

Referanduma kerhen mi evet dediniz?
12 Eylül referandumunda gönüllü  olarak evet diyoruz. Fakat bu yapılan değişiklik yetmez diyoruz. Daha büyük bir anayasa değişikliği yapana kadar biz bu anayasa değişikliği paketine destek veriyoruz. Gönlümüz arzu ederdi ki çok kapsamlı bir reform paketi olsaydı ama olmadı. Buna rağmen, sistemin demokratikleşmesi, millet egemenliğinin önünün açılması yolunda önemli adımlar içerdiği için evet diyoruz. Ama “Şimdilik evet” diyoruz, 12 Eylül’e kadar.

Tayyip bey de zaten size bu noktada sitem etti.  Neden 12 Eylül’e kadar?
Sayın Başbakan yanlış anladı. 13 Eylül’de daha kapsamlı bir anayasa değişikliği yapılabilmesi için hükümeti teşvik etmekten bahsediyoruz. Bu milletin hükümete vermiş olduğu büyük desteğin arkasındaki en önemli neden, yeni bir anayasa yapılması talebidir. Bu değişiklik, nihayetinde çok kapsamlı bir değişiklik paketi değil, bir iyileştirmedir. Bu gömlek bu ülkeye dar geliyor. Biz yeni, çağdaş, katılımcı  bir anayasa yapmak zorundayız. Bunların içeriklerinin ne olduğunu, 13 Eylül’den itibaren çok daha yoğun bir şekilde anlatacağız ve dönüp millete diyeceğiz ki: “Ey milletim buyur kendi anayasanı  kendin yap.” 

Peki, reel politika buna müsaade eder mi?
Tam da reel politika bunu zorunlu kılmaktadır. Eğer AKP’nin siyasi kararlılığı müsait olsaydı, ne yapacağını biliyor olsaydı, Anayasa Mahkemesi’nin 2007’de 411 milletvekili oyuna karşılık verdiği iptal kararından sonra bunu gündeme getirir ve bu çalışmayı yapardı.

Neden beceremiyorlar sizce, AK Parti’yi referandum sürecinde de başarısız buldunuz.
Hazırlıksızlık olabilir. Referanduma toplumun geniş kesimlerinde “evet” yönünde çok büyük bir destek vardı. Ama maalesef bu desteği AKP, belki de muhalefet partilerinin tezgâhına gelerek, bir siyasi kamplaşmaya döndürdüğü için yeteri kadar elinde tutamadı. Yürütülen kampanyalar bir seçim kampanyası gibi algılandı. Hükümete güvenoyu gibi algılandı ya da hükümeti iş başından indirme süreci gibi anlatıldı muhalefet tarafından. Anayasalar sadece bir partinin anayasası olmaz.

AKP’nin, Saadet Partisi’nin anayasası olmaz. Partilerin anayasa teklifleri olur ve partiler bu anayasa tekliflerini gündeme getirirlerken, yapılacak olan şey toplumda olumlu bir siyasal atmosfer oluşturmaktır. Bu olumlu siyasal atmosferin oluşturulabilmesi için de, bütün karşıt fikirlerin sürece dâhil edildiği olgun bir tartışma zemininin oluşması lazım. Ne yazık ki AKP bu süreçlerde böyle bir zeminin oluşmasını sağlayamamıştır.

Tayyip Beyin tabiriyle,  “Sıkılmış yumrukla “ nasıl bir araya gelebilirsiniz ki?
Hükümetin vazifesi sıkılmış yumruğu bir el haline getirip, onunla tokalaşmaktır. Zaten CHP ve MHP’nin vazifesi; kendileri açısından buna müsaade etmemekti. AKP üniversiteleri, baroları, sivil toplum kuruluşlarını, farklı siyasi kanatlardan insanları, farklı siyasi partileri CHP’yi, MHP’yi BDP’yi bile sürecin içersine sokmayı başarmak durumundaydı. Yapamadı.

Numan Kurtulmuş’un genel başkan olmasıyla Saadet Partisi ile AKP arasındaki soğuk rüzgârlar biraz ılık esmeye başladı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

TAYYİP BEY KORKUYOR
Kullandığımız siyasal üslûba ve yönteme bağlıyorum. AKP hükümetine karşı yapılmış en keskin muhalefet bizim muhalefetimizdir. Ancak biz üslûbu son derece olumlu, yapıcı, ama içeriği son derece sert, son derece açık bir siyaset dilini tercih ettik. Gazze Mitinginde çok net tavrımızı ortaya koymasaydık ve hükümete, sanki biz hükümetteymişiz gibi tekliflerde bulunmasaydık hükümet, DAVOS’daki cesareti gösteremeyecekti. Yine AKP, Saadet Partisi’nden korktuğu için hala IMF ile anlaşma imzalamadı.

Hakikaten, Tayyip Erdoğan korkuyor mu sizden?
Bu doğrudan doğruya Saadet Partisi’nin etkisidir. Tabii ki çekiniyor. Çünkü biz makul çoğunluğun kabul edebileceği sözleri söylüyoruz. Makul çoğunluğun kabul edeceği sözleri de tabii ki bütün herkesin dikkate alması  gerekir.

Tayyip Beyin samimi olduğuna inanıyor musunuz?
Biz herkesin samimi olduğuna inanmak durumundayız. Elimizde insanların samimi olup olmadığını  ölçecek bir araç yok. Biz siyasetçileri, yaptığı işlerle değerlendiririz. Bakış açıları yanlış olabilir, siyasetleri yanlış olabilir. Fakat insanların üstüne hemen bir boyayla samimiyetsiz ve hain damgasını vurmak doğru da değil, tutarlı  da değil.

Çok konuşulan bir senaryo var. Numan Bey genel başkanlığı kaybederse, AK Parti’nin başına geçecek, Erdoğan Cumhurbaşkanı, Kurtulmuş Başbakan olacak.
2007 şartlarında bana yapılmış olan tekliflerin binde biri, bunu muhalefet amacıyla bana söyleyen arkadaşlara yapılsaydı 50 takla atarak AKP ye gidelerdi. Dolayısıyla Numan Kurtulmuş’un siyasi geçmişi sadece faraziyeden ibaret değildir. Fiili bir durumdur. Kaldı ki, bize dikte edilen bir senaryonun aktörü veya figüranı olmayız. Ayrıca, “aman bize de bir rol gelsin” diye sahnenin kenarında bekleyen birisi değiliz. Tam tersine, yazılan senaryoları değiştirecek, milletin senaryosunu yazacak bir vizyon öngörüyoruz. Böyle baktığımız zaman biz oyuncuların değil, bizatihi oyunun kendisinin alternatifiyiz.

Siz bir iktisat profesörüsünüz ve birikiminiz takdire şayan. “Keşke”  dediğiniz oluyor mu, geçmişe baktığınızda pişmanlığınız var mı?

YÜK OLMADAN ÖLMEK İSTİYORUM
Şimdiye kadar hayatımda ne siyasetle ilgili ne başka bir şey için “keşke” dediğim olmamıştır. Keşke şeytan işidir. Çok acil karar vermem, kendi hayatımda da böyledir, siyasi hayatımda da böyledir, üniversitedeyken de böyleydi. Karşımdakini kırmamaya dökmemeye gayret ederim. Ama karar verdiğim zaman da azimli bir şekilde yoluma devam ederim. Bu anlamda hiç keşke dediğim olmadı. 

En çok üzüldüğünüz nokta?
Çocuklarıma, özellikle de oğullarıma çok vakit ayıramadım. Tam onların ergenlik çağlarında, babaya ihtiyacı olduğu dönemlerde biz neredeyse hiç evde olmadık. Birkaç sene önce en küçük çocuğumuz Emir’in dersleri ile ilgili bir şey konuşuyorduk annesiyle. Emir de kenardan dinliyor bir taraftan bir şeyler yapıyor. Döndü dedi ki; “baba, niye ilgileniyormuş gibi yapıyorsun. Sen benim Allah bilir hangi sınıfta olduğumu bile bilmezsin.” Bu içimde hala ukdedir.

Eşiniz Sevgi Hanım nasıl karşılıyor bu yoğunluğu?
En memnun olmayan Sevgi Hanım. Çünkü bütün işler, ben siyasete atıldıktan sonra tamamen Sevgi Hanımın üstüne kaldı.

Sevgi Hanımla en son ne zaman yemeğe çıktınız?
Yakınlarda gittik. Yaz ayları  içerisinde yemeğe gittiğimizi hatırlıyorum.

Markete gitmeyeli ne kadar oldu?
Çok oldu herhalde. Nadiren de olsa gitmeye gayret ediyorum.

Ekmeğin fiyatını  biliyor musunuz?
Biliyorum tabii canım. Ekmek aldığım, pide aldığım oluyor.

Siyaset dışında hayatınızda hiç pişmanlığınız var mı?
Zannetmiyorum. Nihayetinde kader, takdir. Biz kendi imkânlarımızla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ama her şey nihayetinde olacağına varıyor. Geçmişe baktığımda beni rahatsız eden, keşke şöyle olsaydı diyeceğim hiçbir şey hatırlamıyorum.

Tekrar siyasete döneceğiz ama, Tayyip Beyin teklifini kabul etmediğinize pişman mısınız?
Hayır. O da dâhil söylüyorum. Siyasette ve özel hayatımdaki her şeyi kastediyorum. Çünkü  biliyorum ki her şey olması gerektiği zaman, olması gerektiği  şekilde, olması gerektiği yerde olur.

Nasıl bir yaşlılık hayal ediyorsunuz?
Son üç-dört senedir şu duayı çok sık ediyorum: “Yarabbi yaşlılığın rezilliğinden sana sığınırım.” Hz. Peygamber’in duasıdır bu. Yani eskilerin üç gün yatak dördüncü gün toprak dediği, elden ayaktan düşen, zihni melekelerini kaybeden, insanlara yük olan veya yük olduğunu hisseden bir yaşlılık olmamasını temenni ederim. Yine insanların içinde, kitapların içinde, bu ülke için, insanlık için bir şey yapmaya gayret eden bir yaşlılık isterim. Bunun için de Allah’tan zihni melekelerimizin son anımıza kadar yerinde olduğu bir yaşlılığı temenni ediyorum.

Ailede en büyük muhalifiniz kim?
Siyasete girmeme karşı  çıkan annemle, eşim oldu. Annemin şu sözünü hiç unutmuyorum, “Sen çocukluğunda bile bize yalan söylemedin. Sen hile hurda bilmezsin, ne işin var hile hurda demek olan politikanın içinde?” Ben de anneme söz verdim ve dedim ki: “merak etme, sizin dediğiniz gibi değil. Biz hilesiz, hurdasız, düzgün, hayatımız nasılsa o şekilde siyasete devam edeceğiz.” Annem zaman zaman sıkıntıları gördüğünde hala eleştirilerini yapıyor. Sevgi Hanım başta çok ısrarla karşı çıkanlardan birisiydi ama sonra bunları hiç söylemedi, yardımcı olmaya gayret ediyor.

Kendinizi hangi sıfatla tanımlıyorsunuz?
İyi bir Müslüman olmaya çalışan Allah’ın kulu olarak tanımlıyorum.

Peki, bunun bir sıfatı  yok mu?
Onu da Cenab-ı Allah takdir etsin.

Gerçek Hayat Dergisi

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
11 / 24
Antalya
15 / 22
Bursa
13 / 21
İstanbul
15 / 21
İzmir
13 / 22