

Pakistan'a hicret ve suikast girişimleri
NEBEONLINE, Şehit Hüccetülislam Murtezâ Radmehr'in ibret dolu hayat hikayesini, şehidin bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve Afganistan'da uçak kazasında hayatını kaybeden İHH çalışanlarından Faruk Aktaş tarafından Türkçe'ye çevrilen "Nura Yolculuk"u bölümler halinde yayınlıyor.
Önceki bölüm: Kirmanşah Hapishanesi'de ağır işkence
Pakistan’a Hicret ve Suikast Girişimleri
Hapishaneden kaçtıktan sonra, artık İran’da çalabileceğim tek bir kapı kalmamıştı. Bunun üzerine İran Beluçistan’ına oradan da Pakistan Beluçistan’ına geçmeye karar verdim. Bu yolculuğumun her safhası tehlike ve zorluklarla doluydu.
Pakistan’a vardığımda gidebileceğim hiç kimse olmadığı gibi, insanlarla iletişim kurabilmek için Urduca, Beluçice veya Peştuca bir tek kelime de bilmiyordum. Diğer taraftan Amerika’nın Taliban ve el-Kaide’ye yönelik başlattığı savaştan dolayı Pakistan’da çok sıkı güvenlik önlemleri vardı. Tüm bunlar ise benim için işi daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmişti.
Hangi dini medresenin kapısını okumak için çalsam beni geri çeviriyorlardı. Hatta bazı durumlarda benim camide oturup dinlenmeme bile izin vermiyorlardı. Onların dilini bilmediğim için derdimi anlatmam da mümkün olmuyordu. Bundan dolayı, günlerce Pakistan ve İran arasındaki çöllerde, dağlarda yaşamak zorunda kaldım. Bu süre içinde tek arkadaşım kurt, tilki gibi dağdaki vahşi hayvanlardı.
Pakistan ve İran sınırındaki köyleri bir bir dolaşıyordum. Bazen istihbarat güçlerinin beni takip ettikleri hissine kapılıyor, tekrar dağlara sığınıyordum. Dağlardaki vahşi hayvanlar bile istihbarat ve lanetli işkence odalarından daha güvenliydi. Böylece, günlerce zorluk içinde dolaşıp durdum.
Pakistan’da uzun bir süre kaldıktan ve dolanıp durduktan sonra İran’daki eski bir arkadaşımı aradım, ona içinde bulunduğum zor durumu sıhhi problemlerimi anlattıktan sonra adresimi vererek bana yardımcı olabilmesi için bir şeyler yapmasını istedim.
Ancak arkadaşım beni hayal kırıklığına uğrattı. Bunu neden yaptığını bilmiyorum, acaba baskı altında mıydı? İstihbarat adına mı çalışıyordu?! Ya da ona büyük bir miktar para mı verildi?! Bunların hiç birini bilmiyorum. Arkadaşım, benim verdiğim tüm bilgileri İran istihbaratına vermiş ve benim tüm anlattıklarımı onlara bildirmiş. Bunun üzerine istihbarat da üzerine düşeni yaparak bana suikast düzenlemek üzere bir grup adamını üzerime göndermişti.
Benim hiçbir şeyden haberim yoktu. Bir akşam kendisine sığındığım camide namaz kılmak için abdest alırken Afganlı biri içeri girdi ve bana selam verdikten sonra: “Sen İranlı mısın?” dedi. Bana yardımcı olacak birini bulduğumu düşünerek, biraz konuştuktan sonra kendimi tanıttım ve Afganlı gence işkencelerin hediyesi olan sağlık problemlerimi, kullandığım ilaçların bittiğini haber verdim.
Afganlı genç ilaçları alabileceğimiz bir yer bildiğini söyledi. Dışarıda ticari bir taksi, birkaç yolcusuyla beraber bekliyordu ve hava oldukça karanlıktı. Bundan dolayı, arabadakileri gözlemleme imkânım olmadı. Biraz ilerledikten sonra arakmdan bir ses: “Seyyid Radmehr! Tahran’dan seni almak için geldim. Bana bir problem çıkarma ve adam gibi benimle gel…” dedi.
Arkamda duyduğum ses amcam Ferşid Radmehr’in sesiydi. Tuzağa düşürüldüğümü anladım. Bunun üzerine kaçmak için bir fırsat bulurum umuduyla onlarla kavga etmeye başladım. Bu esnada amcam elindeki bıçağı bana saplayarak şöyle dedi: “Baban dedi ki; "Eğer onu diri getiremezseniz bana onun başını getirin.” Daha sonra amcam üzerime yakıcı bir asit döktü. Amcamın bıçak darbeleri sonucu elimi yaralamış ve boynumdan ağır bir yara almıştım. Buna rağmen onlarla kavga etmeye devam ettim. Bir ara şoföre vurdum, bunun üzerine araba yoldan çıktı ve bir yere çarparak durdu. Araba durunca dışarı çıktım ve onlarla sokak ortasında kavgaya tutuştum. Sokak ortasında kavgaya tutuşunca insanlar etrafımızda toplanmaya başladılar. Bunun üzerine Urduca'dan öğrendiğim birkaç kelimeyle “Ben Sünniyim ve bunlar Şiiler, beni öldürmeye çalışıyorlar” dedim. Orada bulunan insanlar araya girerek beni kurtardılar ve onlar hemen olay yerinden kaçarak uzaklaştılar.
Oradaki insanlar beni hemen hastaneye götürdüler. Hastanede uzun süre yoğun bakımda kaldım ve yaralarım iyileşince hastaneden çıktım. Ancak bu saldırı üzerimde çok olumsuz etkiler bıraktı. Devamlı bir şekilde bayılıyordum ve sağlık durumum gittikçe kötüye gidiyordu. Sık sık sağlık merkezlerine gitsem de param olmadığı için beni pek önemsemiyor ve gerekli tedaviyi yapmıyorlardı. Uzun uğraşlar sonucu yaptırabildiğim tahlillerde beynimde tümör olduğu tespit edildi.
İran ve Pakistan Beluçistanlarında yaşadıklarım, sağlık problemlerim, içinde bulunduğum psikolojik durum, acı ve sayfalarca yazı gerektiren zor günlerdi. Bundan dolayı, bu kadarıyla yetinerek hayat hikâyemi burada bırakıyorum. Umarım Kıyamet Günü amel defterlerimiz verildiğinde bu zorlu günler yolumu aydınlatan birer nur olur ve o gün övünerek Rabbimin şu ayetlerini okurum: “Alın, kitabımı okuyun. Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum” dedikten sonra şu safhaya geçerim: “Artık o, hoşnut kalacağı bir hayat içindedir, Yüce bir cennettedir. O cennetin meyveleri sarkmış haldedir. (Onlara) geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yiyin, için (denilir).” (Hakka: 19–24)
Devam edecek...
Önceki bölümler:
18- Kirmanşah Hapishanesi'de ağır işkence
17- Ali Rıza Muhammedi’nin şehadeti
16- Hayalet evi veya işkence odaları
15- Tıp Fakültesi'nin son sınıfından atıldı
14- Ayetullah Vahid Horasanî ve Ayetullah Estâdi’yle Görüşme
13- İstihbarat'ın işkencesiyle tanışma
12- Park yapmak için yıkılan Sünni camisi
10- Suriye yolculuğu
8- Sünni alim karşısında alınan yenilgi
7- Sevgi diyarı Beluçistan’a yolculuk
6- Kankan'da alınan unutulmaz ders
5- Sünnilere karşı kazanılan sahte zafer
4- Mut'anın gerçek yüzünü gördü
3- Haksızlığa karşı öğrencileri destekledi
2- Başka bir dünyanın varlığını keşfetti
1- Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye
Gelecek bölüm: Son söz
NEBEONLINE - ÖZEL
|
Ankara
11 / 23
|
Antalya
15 / 22
|
Bursa
13 / 22
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























