Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
22 Nisan 2010 Perşembe 13:35

Sahabe-i Kiram tasvirinde iki zıt tablo

Bu kitapta örnek İslam tarihi, yani risalet ve sahabe dönemi tasvir edilmektedir.

NEBEONLINE, Hindistanlı büyük İslam alimi Ebu'l-Hasen En-Nedvi'nin Türkçe'ye kazandırılan dev eseri "İki Zıt Tablo"yu bölümler halinde yayınlıyor.

En-Nedvi eserinde, Ehli Sünnet ve Şia'nın sahabeye bakışını irdeleyerek iki bakış arasındaki zıtlığa değiniyor ve doğru bakışı delilleriyle ispat ediyor.

Kitap Hakkında

Hamd yalnızca Allah'adır. Kendisinden sonra peygamber olmayan (Muhammed)'e salât ve selam olsun.

Bundan sonra: Okuyucuların elindeki bu kitap inançla ilgili sözlü atışma veya dini münazara kitabı değildir. Özel olarak bir dini mezhebi onaylayan, belirli bir fikri akıma destek veren veya bir grubun ve cemaatin inançlarını çürüten bir kitap değildir. Bu kitabı bu gözle okuyan hiçbir şey elde edemez. Diğer dinleri eleştirme ve onlara reddiye verme konusunda Müslümanlar için çeşitli dillerde –özellikle de Arapça, Farsça ve Urduca- yazılmış geniş bir kitaplık vardır ve bu kitaplık, hepsini zikretmek bir yana, kolaylıkla göz önüne getirilemeyecek bilgilerle ve konularla doludur.

Bu küçük kitapta ise; İslami öğretilerin etkisi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in eğitim ve davet yönünde gösterdiği gayretlerin sonucu ve örnek İslam tarihi, yani risalet ve sahabe dönemi tasvir edilmektedir. Nebilerin efendisi ve rasullerin en şereflisi (Muhammed) sallallahu aleyhi ve sellem'i, çeşitli çağlarda ve kendi alanlarında ıslah ve eğitim rolünü üstlenmiş ve övgüye layık belirli bir başarı sağlayan dünya davetçilerinden, ıslahatçılarından ve eğitimcilerinden ayıran özellik açıklanmıştır.

Bu kitap, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in davetinin ve tek başına gerçekleştirdiği eğitimin filizi olan ilk İslam toplumunun durumunu, güvenilir tarih bilgileri ışığında anlatır. Rasul-ü Âzam sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiği, Allah'ın son Kitabı'nı ve insan hayatının ebedi düsturunu koruyan eşsiz ilahi düzeni açıklar.

Bu kitapta; hükümetler kuran ve devrimlere çağıranların, ailelerine karşı takındıkları tavır ile, insanlık Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem'in akrabaları, ailesi ve ev halkı ile ilişkileri arasındaki temel farkı açıklamaya yönelik samimi bir çaba vardır. Bununla birlikte; O'nun ev halkının ve ailesinin, O'na bağlananların sahip oldukları ahlak ve onları diğer büyük insanların, hükümetler kuranların, toplum önderlerinin ve liderlerinin ailelerinden ayıran nitelikler de açıklanmıştır.

Yine bu kitapta, tek peygamberde birleşmenin ve ümmetin tümüyle görüş birliği ettiği O'nun son peygamber olduğuna inanmanın, İslam'ın ortaya çıkmasından Kıyamet'e kadar O'nun şeriat koyucu ve itaat edilmesi gereken olduğuna iman etmenin önemine ışık tutulmaktadır.
Bütün bunların karşısında ise, Peygamber'in davet ve eğitim çabalarının sonucu hakkında; İslam öğretilerinin daimi örneği, o öğretilerle gönderilen ve onlara çağıranın başarı ölçeği örnek nesil hakkında İmamiye Şiası'nın inandıkları vardır. Bu fırka, bu kapkaranlık ve olumsuz bakışı cemaatlerinin ve fırkalarının sembolü edinmiştir. Bütün bu bilgiler, Şia imamlarının ve bu fırkanın güvendiği büyük alimlerin yazdıkları ve ilk kurucusundan Humeyni'ye kadar onlar tarafından güvenilir kabul edilen eserlerde yazılanlar üzerine tesis etmiştir. Aynı şekilde Ehli Sünnet'e dayandırdığımız inançlar ve görüşler, onlardan tevatür ve icma yoluyla gelmiştir. İslam tarihi, sahabe dönemi ve Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatı hakkında aktarılan ilmi ve tarihi gerçekler ise, tarafsız tarih kitaplarına, Müslümanların ve insaf sahibi, araştırmacı gayrimüslimlerin şahitliklerine dayanmaktadır.
İnsanlık tarihindeki en büyük yol gösterici, en büyük eğitimci ve ıslahatçı Peygamber'in, şânına yakışan tasvir ve anlatımın seçimini, bozulmamış fıtrata, sağlıklı anlayışa ve her zaman varolan kuşatıcı akla bıraktık. O Peygamber ki, en başarılı Peygamber olduğuna Kur'an ayetleri ve tarih şahitlik etmiştir. Bu; davetçiler ve eğitimciler bir yana, nebiler ve rasuller arasında bile O'nu seçkin kılan eşsiz özelliklerin doğal ve zorunlu sonucudur. Müslüman ve gayrımüslim tarihçilerin şahitlikleri de bunu desteklemektedir.

Bundan sonra kendi kendimize şöyle sorduk: İmamiye Şiası'nın, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ve ilk örnek neslin çabaları hakkında ısrarla yaptıkları tasvir ile, hep birlikte söylediklerinin ve kesin bir dille belirlediklerinin gereği ile tüm insanlığa hidayet, saadet, sevgi ve fedakarlık mesajı yönelten; her çağda ve her nesilde öğretilerine sarılan insanın davranışında ve ahlakında mutlaka derin ve köklü değişikler gerçekleştiren; onu hayvanlığın en alt noktasından kurtarıp insanlığın en yüksek zirvesine çıkarma sorumluluğunu üstlenen bir din aynı olabilir mi?!.

Bu kitabın aslı Urduca yazılmıştır. Daha sonra "İslami Diriliş" dergisi genel yayın yönetmeni Üstad Said el-A'zami en-Nedvi onu Arapça'ya çevirmiş ve müellif kendi eliyle ona bir takım değerli eklemeler yapmıştır. Müellif, kitabı Arapça'ya çeviren Üstad Said el-A'zami en-Nedvi'ye teşekkürlerini sunar.

Ebu'l-Hasen Ali el-Haseni en-Nedvi
Lucknow İslam Akademisi – Hindistan
19.02.1405 h. – 14.11.1984 m.

Ölümsüz ve Evrensel Dinin Dört Şartı

1- Yeni bir insan kimliği sunmak ve henüz Peygamber hayattayken eşsiz bir nesil ortaya çıkarmak.

2- Bu dinin Peygamberi'nin siyasi yöneticilerden ve ülkeler fetheden savaşçılardan farklı olması.

3- Allah Subhânehu'nun bu dinin Kitabı'nı koruması ve himayesine alması.

4- Peygamber'in bizzat kendisinin hidayet ve komuta merkezi olması.

Beşeri ıslah ve evrensel devrim sancağı taşıyan, ölümsüz ve evrensel dinin dört şartı

Giriş

Aklı selim ile hüküm vermek, beşeri fıtratı ve dinler tarihini geniş ve yorumlayarak araştırmak, milletlerin ve dini cemaatlerin psikolojisine derinlemesine vakıf olmak; aynı şekilde insanlık tarihindeki çabaları, ıslah ve devrim hareketlerini ve bunların tarih sayfalarında kayıtlı neticelerini özgürce göz önünde canlandırmak; bütün bunlar, tüm insan türünü muhatap alan; onu sağlıklı inanç, salih amel, faziletli ahlak, kapsamlı ıslah ve köklü devrime bağlı kalmaya davet eden; toplumu iman ve takva temeli üzerine kurma ve uygarlığı nebevi ölçülerle yeniden düzenleme iddiasında bulunan dinde mutlaka dört sıfat ve özelliğin bir arada bulunması gerektiğini ispat eder. Böylece bu din; Allah'ın kusursuz dini ve çağrılarının en sonuncusu olmayı, Kıyamet gününe kadar ölümsüz kalmayı hak eder. Çeşitli zamanlarda ve mekanlarda, farklı ortamlarda ve tabakalarda eğitim, öğretim, davet ve irşat görevini yerine getirebilir.

Birinci şart:

A- Bilinen yollara ve yaygın metotlara dayanmadan yeni bir insan kimliği sunmak:

Semavi dinlerin yapısı ve o dinleri yüklenenlerin tarihini araştırmak, insanı yeniden doğuyormuşçasına şekillendirme mucizesinin gerçekleştiğini gösterir. Onların davetinin ve onlara eşlik etmenin öyle bir etkisi ve eşyanın tabiatını tersine çevirme gücü var ki, ona karşılık efsanevi iksirden bahsedilse, bu durum, tarihsel gerçekleri bilmemeye delalet eder ve peygamberliğe ve peygamberlere hakaret kabul edilir.

Aynı şekilde; olağan dışı bu sonuç hikmetli ve kültürlü tabakanın, ahlak hocalarının, eğitim uzmanlarının ve siyasi liderlerin kullandığı, eğitim kurumlarının ve kurnaz hükümetlerin itimat ettiği eğitim ve medya araçlarına ve metotlarına dayanmamalıdır. Bilim ve sanatın geniş bir şekilde kaydedilmesi, muhteşem kitapların telif edilmesi, büyüleyici konuşmaların yapılması, çokça okulların inşa edilmesi, edebiyat ve şiirin kullanılması, düşüncenin yerleşmesi ve sevilmesi için gerçeklere ve manalara vücut verilmesi; ödüller, yüksek makam ve görevler dağıtılması ve benzeri etkileyici yollar ve hikmetli metotlara dayanmamalıdır.
Sonra; bütün ilim ortamlarından uzakta ve tamamen ümmi, buna ilave olarak bazı sorunlara ve engellere karşı yalnız, halklarının eğitim ve öğretimi ile meşgul olanların genelde sahip olduğu araçlardan yoksun Peygamber'in eğitimi ve arkadaşlığı ile normal öğreticilerin ve liderlerin eğitiminin karşılaştırılması iki etki ve inkılâp türü arasındaki büyük farka ve kaynaklarının faklılığına açıkça delâlet eder. Çünkü Rasul'ün öğretileri gölgesinde inançlarda, eğilimlerde, yaşantı ve ahlakta gerçekleşen dönüşüm, Allah'ın gözetimi ve ilahi desteğinden kaynaklanmaktadır. Bunu, "nübüvvet nuru" ve "sahabe olmanın bereketi" kelimelerinden başkası ifade edemez.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in eğitimi ve arkadaşlığıyla mutlu olanların hayatı, sağlam bir bağla Allah'a; ihlasa, ibadete, tevazuya, fedakarlığa, nefsi yenmeye ve ibadetten zevk almaya, dünyanın geçici nimetlerinden yüz çevirip ahirete özen göstermeye, nefsi ince bir hesaptan geçirmeye ve din üzere dosdoğru yaşamaya bağlanır. Bu da; eğitimlerini hikmetli insanlardan, filozoflardan, eğitim uzmanlarından ve ahlak öğretmenlerinden alanların ulaşamayacakları ve ulaşmayı dahi ümit etmedikleri iman ve ahlakın zirvesidir.

Kur'an-ı Kerim, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in eliyle gerçekleşen bu nebevi eğitimi ve köklü devrimi tasvir ederek Cuma Suresi'nde şöyle buyurur: (Ümmilere içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler.)(1)

Allah azze ve celle şöyle buyurur: (Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir.) (2)

Ve şöyle buyurur: (Allah da elçisine ve müminlere sükunet ve güvenini indirdi, onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar buna layık ve ehil kimselerdi.) (3)

Ve yine şöyle buyurur: (Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükuya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kafirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükafat vadetmiştir.) (4)

B- Davetin, Peygamberin kendisi hayattayken meyvesini vermesi ve geçmiş nesillere benzemeyen, geri dönmeyi kabul etmeyen yeni bir nesil üretmesi zarureti:

Peygamber sallallahu aleyhi ve selem hayattayken hidayet ve etki mucizesinin görülmesi, ahlakta ve inançlarda devrim görülmesi ve  tarihin şahit olduğu en harika ve en güzel insani örneklerin pratik olarak ortaya çıkması İslam'ın yolunu açar, etkisi ve üstünlüğü nedeniyle milletler ve ülkeler kendilerini İslam'ın kucağına atar. Her yönden örnek sayılan canlı ve mükemmel bir toplum oluşur.

Bütün bunların Peygamber'in hayatında ve vefatından hemen sonra gerçekleşmesi gerekir. Çünkü ilk davetçisi ve mesajını taşıyan henüz hayattayken dünyaya geçerli sayıda başarılı ve yapıcı, pratik örnekler ve örnek bir toplum sunamayan din, başarılı sayılmaz. Tıpkı gençlik yıllarında ve bahar mevsiminde, olgun ve tatlı meyveler vermeyen, hoş kokulu ve güzel çiçekler açmayan ağacın meyve veren sağlıklı bir ağaç sayılmadığı gibi… Şia inancına göre, bu davetin ve dinin davetçileri ve nübüvvet döneminin sonradan gelen temsilcileri, peygamberlik öğretilerini en doğru şekilde temsil edecek ve başarısına delil olacak yeni bir ümmet ve örnek bir nesil inşası yolunda canlı örnekler sunmaktan acizdiler. Oysa İslam'ın ilk döneminde ortaya konulan çabalara ait akıllara durgunluk verecek örnekler çıkarmış ve bu örnekler, tarihçiler tarafından kabul edilmiştir. Böyle bir inanca sahip olanın çağdaş nesilleri ve modern dünyayı, imana ve ibadete, hep birlikte barışa katılmaya ve hayatını bütünüyle değiştirmeye çağırması nasıl mümkün olabilir?
 
İkinci şart:

Nesilden nesile miras kalacak bir ülke kurma ve bu ülkenin gelişmesi konusunda, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in diğer hükümet kuruculardan ve materyalist liderlerden farklı davranması:

Yine; bu ilk davetçinin, Allah'ın elçisinin ve O'nun mesajını taşıyanın yapısının, zevklerinin, davranışlarının, ilminin, amaçlarının ve etkilerinin hükümdarlardan, ülkeler fethedenlerden, savaşçılardan, siyasi önderlerden ve materyalist liderlerden çok açık bir şekilde farklı olması ve onunla diğerleri arasında tezat bulunması gerektiği şüphe götürmez gerçeklerdendir.
Tamahkâr ve şansını deneyen hükümdarların, ülkeler fethedenlerin ve dünya liderlerinin harcadıkları çabaların ekseni ve en yüksek hedefi, ya da en azından çabalarının doğal sonucu, kendilerine ait bir ülke kurmak ve babadan oğula geçecek bir hükümet tesis etmektir.

Bu, çağlar ve nesiller boyu görülen tarihsel bir gerçek ve doğal bir fenomendir. Roma ve Bizans imparatorluklarının, Sasaniler ve Kiyaniler'in, Sorc Bensi ve Cender Bensi ailelerinin (5) yükseliş dönemleri buna şahitlik eder.

Zorunlu bir neden dolayısıyla kabilesel veya evrensel bir devlet kurulamazsa bile, o hükümet kurucular, fatihler, savaşçılar ve girişimlerinde başarı sağlamış siyasi liderler en azından belli bir üstünlüğe, aşırı zenginliğe, geniş zevk ve sefa imkanlarına sahip olurlar. Nimetler içerisinde yüzerler, altın ve gümüş salıncaklarda sallanırlar. Bu açıdan, kendisi için avlanan ve avının kalıntısından yüzlerce vahşi hayvan beslenen ormandaki aslana benzerler.

Roma'da ve  Kiyaniye devletinde, tahta çıkanların ailelerinin yaşadığı bolluğun ve lüks hayatın hikayesi, bunları destekleyen akla uygun tarihsel şahitlikler olmasa, hayal ürünü hikayelere  ve peri masallarına benzer. (6) Kisra'nın sarayında yaşanan o büyük şaşaaya, tarihçilerin bahar sergisi (7) hakkında verdikleri müthiş ayrıntılara; Roma, Fars ve Hint devletlerinde hüküm süren ailelere ve o ailelere mensup olanların yaşam tarzlarına ve akla gelmeyecek derecede tantanalı hayatlarına bakarak bunu tahmin etmek mümkündür.
Bütün bunların aksine, Allah tarafından gönderilen Peygamber babadan oğula geçen bir ülke kurmaz. Aile fertleri için uzun müddet sürecek bolluk ve lüks hayat imkanları sağlamaya çalışmaz. Ümmetin diğer tabakalarının aksine hayatın meşakkatlerinden ve sıkıntılarından uzak ve refah içinde bir yaşam sürmelerini sağlayacak çıkarlarıyla ilgilenmez.
Bilakis aile fertleri, onun hayatında ve ölümünden sonra, zühd  hayatı yaşarlar. Kanaatkar davranırlar ve fedakarlık yaparlar. Rahatlık ve refah faktörlerinin bir çoğundan vazgeçerler. Kişisel yeteneklerine ve çabalarına itimat ederler. Hindulardaki Brahmanların aileleri, Hıristiyanlardaki din adamları veya herhangi bir kutsal sayılan insan gibi başkalarının sırtından bolluk ve lüks hayat yaşamazlar. (8)

Üçüncü şart:

Peygambere indirilen kitap, korunmuş ve genelin anlayabileceği şekilde olmalıdır ve insanlar ona ulaşabilmelidir:

Üçüncü şart ise; peygambere indirilen semavi kitabın korunmasının Allah tarafından üstlenilmesidir. Bu kitap o peygamberin dininin temelidir. Davetinin ve öğretilerinin kaynağıdır. İnsanları ona bağlar ve onunla ilişkilerini güçlendirir. Kendisine uyanlar arasında samimi rabbaniyet duygularını harekete geçiren kuvvetli bir etkendir. Kıyamet gününe kadar inanç sınırlarını çizer ve özellikle de tevhid inancını açıklar, onu korur ve gözetir. Bu kitabın, bütün insanlığa hitap eden ve dünyaya yayılması Allah tarafından üstlenilen bir kitap olması gerekir. Bununla birlikte insanlar onu anlayabilmelidir. Allah Subhânehu ve Teâlâ onun çokça okunması ve ezberlenmesi için  dünyada bir benzeri olmayacak derecede gerekli fırsatları ve uygun ortamı hazırlamalıdır. Çünkü o, Allah'ın son kitabıdır ve insanlık için kurtuluş gemisidir.

Bu kitap her türlü insan tasarrufundan, değiştirmeden, ekleme ve çıkarmadan, her türlü tahrifat şüphesinden uzak olmalıdır. Çünkü bu olmadan insanlar bu kitaba imana çağrılamaz ve bu kitap dünyanın önüne şahit olarak sunulamaz. Aynı şekilde, ondan yararlanmak da mümkün olmaz.

Eski ve yeni çağlarda ortaya çıkan kitapların (Tevrat, İncil ve kutsal sayfaların) tarihi, bu kitapların ve kutsal sayfaların din düşmanlarının tasarruflarına, zalimlerin hücumlarına, materyalist ve art niyetli liderlerin maddi ve manevi tahrifatlarına maruz kaldığına; aşağılık amaçlar için geniş şekilde kullanıldığına ve insanların bunu görmezden geldiğine işaret eder. (9) Bu kitaplar ve kutsal sayfalar ile Kur'an arasındaki fark, bu bahsedilen kitapların korunmasını mensupları üstlendiği içindir. (Allah'ın Kitabı'nı korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş Rabbâniler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi.) Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi.) (10) Oysa Kur'an'ın korunmasını bizzat Allah kendisi üstlenmiştir. (11) Şöyle buyurur: (Kur'an'ı elbette biz indirdik; onu elbette yine biz koruyacağız.) (12)

Dördüncü şart:

Peygamberin bizzat kendisi tek hidayet merkezi, şeriat koyucu ve itaat edilen olmalıdır:

Dördüncü şart; peygamberin bizzat kendisinin hidayet kaynağı, komuta merkezi, ümmetin kalbî ilişkilerinin ve fikri eğiliminin ekseni olmasıdır. O'nun peygamberlerin sonuncusu, yolları aydınlatıcı ışık kaynağı ve herkese örnek olduğuna inanır. O'ndan sonra hiç kimsenin peygamberliğe ve mutlak şeriat belirlemeye ortak olmasına izin vermez. O'ndan başkasının masum olduğuna inanmaz ve O'ndan başkasına vahiy geldiğini kabul etmez.

Bu ümmetin birliği ve bütünlüğü, akidevi ve ameli bid'atlardan uzak durması, iç enerjisinin ve iman gücünün devamı; bütün bunların hepsi büyük oranda peygamberliğin sona erdiği inancına bağlıdır. (13) Peygamberliğe ortaklık inancı ise, peygamberliğin sonra erdiği inancı ile ters düşer. (14)

Şimdi bu dört şartı güvenilir tarih ile Müslüman ve gayrimüslim entelektüellerin şahitlikleri ışığında, güvenilir tarihçilerin naklettiği olaylara dayanarak birer birer ele alalım.

Dipnotlar:

1) 62/el-Cuma/2

2) 49/el-Hucurât/7 

3) 48/el-Fetih/26

4) 48/el-Fetih/29

5) İslam'dan önce Hindistan'da uzun süre hüküm sürmüş meşhur iki kraliyet ailesidir.

6) Bkz. İran fi Ahdi's-Sâsâniyyîn; Prof. Arthur Christensen; 9. Bâb ve Târihu İran; Şahin Karyus; sf. 90

7) Sonbahar günleri serilen ve üzerinde ilkbaharın hatıralarını yad etmek için içkili ve müzikli oturumlar düzenlenen sergidir.

8) İleriki sayfalarda ayrıntıları gelecek.

9) Daha ayrıntılı bilgi için müellifin "En-Nübüvve ve'l Enbiya fi Dav'i'l Kur'an / Kur'an Işığında Peygamberlik ve Peygamberler" isimli kitabının "İlim ve Tarih Terazisinde Geçmiş Kutsal Kitaplar ve Kur'an" faslına (sf. 198) bakınız.

10) 5/el-Mâide/44

11) Kur'an-ı Kerim'in korunmuş olduğuna dair gayrimüslimlerin şahitlikleri ileriki sayfalarda gelecektir.

12) 15/el-Hicr/9

13) Daha ayrıntılı bilgi için müellifin "En-Nübüvve ve'l Enbiya fi Dav'i'l Kur'an / Kur'an Işığında Peygamberlik ve Peygamberler" isimli kitabının "Peygamberliğin Son Bulması" bölümüne (sf. 221-261) bakınız.

14) Oniki İmam Şiası'ndaki imamet inancı, imam tarifi ve imamın özellikleri, peygamberliğin sona erdiği inancına ters düşmekte ve peygamberliğe ortak olma anlamına gelmektedir. Bu konunun ayrıntıları ileriki sayfalarda gelecektir.

Önceki bölüm:

Ebu'l-Hasen en-Nedvi'yi tanıyalım

NEBEONLINE-ÖZEL

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
11 / 21
Antalya
15 / 21
Bursa
12 / 22
İstanbul
15 / 21
İzmir
13 / 22