

Sevgi diyarı Beluçistan’a yolculuk
NEBEONLINE, Şehit Hüccetülislam Murtezâ Radmehr'in ibret dolu hayat hikayesini, şehidin bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve Afganistan'da uçak kazasında hayatını kaybeden İHH çalışanlarından Faruk Aktaş tarafından Türkçe'ye çevrilen "Nura Yolculuk"u bölümler halinde yayınlıyor.
Önceki bölüm: Kankan'da alınan unutulmaz ders
Sevgi Diyarı Beluçistan’a Yolculuk
Kankan’a yaptığımız yolculuğun üzerinden daha beş altı ay geçmeden medresemiz, Beluçistan’ın İranşehir bölgesine bir davet heyeti gönderme kararı aldı. Medrese bu yolculuk için özellikle daha önceki davet etkinliklerinde iyi çalışma yapan, tartışma yeteneğine sahip olan en iyi öğrencileri seçmeye özen gösterdi.
Yolculuğumuzun görünürdeki hedefi, bu bölgede daha önce “Ehli Sünnet ve Şia arasında yakınlaşma” adı altında düzenlenen sempozyumun bıraktığı olumlu ve olumsuz etkileri araştırmaktı. Ancak gerçek hedefimiz, Beluçistan’da önde gelen; zühdü, sadeliği ve ihlâsıyla meşhur ve yöre halkı üzerinde güçlü etkisi bulunan Sünni bir âlimle bir tartışma ortamı hazırlamaktı.
Kum’daki ileri gelenler, bu adamla özellikle ilgileniyorlardı. Çünkü bu adam, Şia konusunda bazı durumlarda çok sert bir tutum takınmasıyla meşhurdu. Bundan dolayı Kum’daki ileri gelenler, onu Vahhabilerin liderlerinden sayıyorlardı. Bu adam toplumdan uzak yaşayan, siyasetle alakası olmayan bir adamdı.
Bizim bu yolculuktaki asıl hedefimiz, bu adamın zayıf noktalarını tespit etmek, onun kitaplarını nasıl yayınladığı, kimden maddi yardım aldığı, medresesinin ihtiyaçlarını kimin karşıladığı gibi konuları araştırmaktı.
Heyetimiz altı kişiden oluşuyordu:
1- Seyyid Ebu Zer Fatimî
2- Ali Rıza Muhammedî
3- Seyyid Ebu Talib Hüseynî
4- Muhammed Rizayî
5- Abdulhüseyn Celaliyan
6- Murteza Radmehr
Seyyid Ebu Zer Fatimî, heyetimizin reisiydi. Hepimiz Kum’da Ayetullah Vahid Horasanî’nin ofisinde toplandık. Toplantıya Seyyid Ğulam Rıza Kardan ve Ayetullah Estadî de katılmışlardı. Son toplantıda emirler, tavsiyeler ve sorumluluklarımız detaylı bir şekilde hatırlatıldı. Ayetullah Vahid Horasanî, bu yolculuğun önemini, hedeflerini detaylı bir şekilde anlattıktan sonra, bu Sünni âlimle “Mezhepler arası yakınlaşma” sempozyumunda karşılaştıklarını söyledi.
Gerekli talimatları aldıktan sonra Kum’dan ayrıldık. Tahran’a geldik, oradan Zahedan’a ve Zahedan’dan Sünni âlimin yaşadığı bölgeye geçtik. Bize verilen direktifler doğrultusunda sadece Seyyid Fatimî, Şia âlimlerinin elbiselerini giyerken diğer heyet üyeleri normal günlük kıyafetler giymişti.
Gittiğimiz bölgede ben ve Ali Rıza Muhammedî (Allah rahmet etsin) Sünnilere ait bir mescide girdik. Bölgedeki halkın elbisesini giyen bir adama yaklaştık. Adama daha önce Şii olduğumuzu, Şiiliği bırakarak Ehli Sünnet'e geçtiğimizi ancak bu mezhep hakkında bilgiye ihtiyacımız olduğunu, bu konuda bize yardımcı olacak bir âlim bilip bilmediğini sorduk.
Adam söylediklerimize inandı, bizimle gayet güzel ilgilendi, daha sonra kendisiyle görüşmek istediğimiz Sünni âlimin adresini verdi. Adam adresi verdikten sonra, bu âlimin ismini başka kimseye bildirmememiz konusunda tavsiyede bulundu.
Ezan okunduktan sonra aynı camide Sünniler gibi ellerimizi bağlayarak namaz kıldık. Bu şekilde gerçekten de değiştiğimiz imajını vermeye çalışıyorduk. Namazdan sonra hemen çıktık ve aldığımız adresi araştırmaya başladık. Aldığımız adres bize, Kum’da verilen adresle tamamen aynıydı.
Daha sonra İranşehir’deki Şii Cuma imamının yanına gidip birlikte olduğumuz heyetle beraber onlarla görüştük. Onlara bölgenin durumunu anlattık ve edindiğimiz bilgileri aktardıktan sonra programımızın seyrini kararlaştırdık.
İkinci gün Devrim Rehberi Ofisi'nin arabasıyla bir rehber eşliğinde Sünni âlimin evine doğru yola çıktık. Oraya vardıktan sonra arabanın şoförüne bir hafta sonra gelip bizi aynı yerden almasını söyledik.
Akşama doğru medrese öğrencilerinden biri, bizi medresedeki misafir odasına götürdü ve yerlerimizi hazırladı. Kısa bir süre sonra bize akşam yemeğini getirdiler. Yemekte sadece ekmek ile ayran vardı ve bu öğrenciler için hazırlanan akşam yemeğiydi.
Bizi bu şekilde misafir etmelerine çok şaşırmıştık, çünkü kendimizi biraz daha özel misafirler olarak görüyorduk. Biz bir grup âlimdik ve uzak mesafeden gelmiştik, buna rağmen bize sadece ekmek ve ayran ikram ediyorlardı. Bu davranışlarına çok kızdık ve bunu bize yapılmış kasıtlı bir davranış olarak kabul ettik. Ancak daha sonra, onların herkese aynı muamelede bulunduklarını, hiç kimse arasında ayrım yapmadıklarını ve gelen misafirin konumu ne olursa olsun ona, öğrencilere hazırlanan yemekten ikram edildiğini öğrendik.
Yemekten sonra yatsı namazını eda etmek üzere camiye gittik. Camide, kendisiyle görüşmek istediğimiz Sünni âlim bize namaz kıldırdı, böylece onu ilk defa görme imkânı bulduk. Ona Mevlana diyorlardı. Namazdan hemen sonra imam çıktı ve kendisiyle tanışma imkânı bulamadık. Elbiselerimiz, özellikle de Seyyid Fatimî’nin elbiseleri, bizim bölge halkından olmadığımıza ve bizim orada misafir olarak bulunduğumuza işaret ediyordu.
Bizimle çok fazla ilgilenen olmadı, sadece birkaç kişi bize selam verip gitti. Yüz ifadelerine bakınca, camidekiler için bizim çok da yabancı olmadığımız ve bizim gibi insanların buraya sıkça geldiği izlenimi ediniliyordu. Bundan dolayı bizim varlığımız pek de dikkat çekmiyordu.
Namazdan sonra misafirhaneye döndük, oldukça üzüntülü ve sinirliydik. Gittiğimiz her yerde bize sıradan misafirlermiş gibi davranmaları çok zorumuza gitmişti. Hâlbuki özel misafirler olduğumuzu anlamaları ve makamımıza yakışır bir şekilde bizimle ilgilenmeleri gerekiyordu.
İkinci gün sabah namazını kıldıktan sonra Şeyh Mevlana’yla görüşme imkânı bulduk. Şeyh, namazdan sonra düzenli olarak yaptığı tefsir dersini yapıyordu. Dersin o günkü konusu Nur Suresi'ydi. Şeyh Mevlana o gün, Nur Suresi'nde geçen ifk olayını, ifk olayında Allah Teâlâ’nın mü’minlerin annesi Ayşe (r.anha)’nın beraatına dair indirdiği ayetin hikâyesini ve münafıkların iftiralarını nasıl boşa çıkardığını anlattı. Şeyh Mevlana daha sonra konuşmasına devam ederek, güvenilir delillere rağmen bazı “miskinlerin” mü’minlerin annesine hakaret ettiklerini ve saygıda kusur ettiklerini ifade etti.
Ders bittikten sonra, Şeyh Mevlana’yla beraber kahvaltı yapmak için misafir odasına gittik. Şeyhin yüzünde ihlâs ve samimiyetin pırıltıları, eksilmeyen hoş bir gülümseme vardı. Bize sevgi dolu bir ses tonuyla şöyle dedi: “Eğer yanılmıyorsam dün sizin için pek de rahat bir gece değildi ve bundan dolayı kusurumuza bakmayın. İçinde bulunduğumuz maddi sıkıntılar, misafirlerimize gerektiği gibi ikram etmemize olanak tanımıyor”.
İlk görüşmemiz yemek sofrasında, bir saatten az bir süre kadar devam etti ve bu vakit daha çok bir tanışma şeklinde geçti. Daha sonra Şeyh, derse hazırlık için bizden izin isteyerek çıktı.
Bu kısa tanışma süresinde, bize Kum’da tanıtılan şahsiyetle karşımızdaki şahsiyetin kişiliğinin ve bilgisinin hiçbir şekilde uyuşmadığını fark ettim. Biz sıradan bir âlim beklerken, karşımıza ilmi ve takvasıyla dağ gibi bir adam çıkmıştı ve bizim onunla başa çıkmamız çok zor gibiydi. Çünkü adam ilmi açıdan bizden kat kat üstün bir seviyedeydi. Doğal olarak, bizim bu adamla tartışmamız ve onu dize getirmemiz imkânsız gibiydi.
Diğer taraftan, onunla gün içerisinde bir daha görüşme imkânımız yok gibiydi ve ikinci günün sabahını beklemekten başka çaremiz yoktu. Bunun üzerine kütüphaneye gitmeye karar verdik. Orada bu insanların beslendiği kaynakların neler olduğunu öğrenmek istiyorduk. Tek hedefimiz, her fırsatı değerlendirip iyi bilgi elde etmek ve görevimizi hakkıyla yerine getirebilmek için iyi bir sunum hazırlamaktı. Bu insanlara karşı delil olarak kullanabileceğimiz her şey bizim hedefimizdeydi.
Kütüphaneye gidince, medrese öğretmenlerinden biriyle karşılaştık ve orada tanıştık. Onunla yaptığımız konuşmada, onun medresenin ileri gelen hocalarından biri olduğunu anladık.
Kütüphanenin bir duvarında İslam’ın ilk dönemlerinde - Raşid Halifeler döneminde - fethedilen toprakları gösteren bir harita vardı. Haritaya yaklaştık ve aramızda formalite icabı bir tartışma başlattık. Tartışmamıza katılan hoca, her bir konuya, her sorumuza hiçbir yapmacık davranışta bulunma ihtiyacı duymadan, gayet doğal ve güzel bir şekilde tüm detaylarıyla cevap verdi. Hocanın her bir kelimesi üzerimizde olumlu bir etki bırakıyordu…
Fakirliğin ve mahrumiyetin hâkim olduğu böyle bir bölgede, bu şekilde bilgiyle yoğrulmuş insanlarla karşılaşacağımızı hiç tahmin etmemiştik. Aslında o, bizim Şia âlimlerinden olduğumuzu, oraya casusluk yapmaya geldiğimizi, bundan dolayı onlar için bazı sıkıntılara sebep olabileceğimizin farkındaydı. Buna rağmen cesur bir şekilde hiçbir tevile ihtiyaç duymadan, görüşlerini açık ve net bir şekilde söylüyordu.
Her şeye rağmen, kütüphanede işimize yarayacak, araştırmamızda kullanabileceğimiz bir şey bulamadık ve misafirhaneye geri döndük. Misafir odasında, o ana kadar gördüklerimizi değerlendirmek için aramızda bir toplantı yaptık.
Toplantıda Şeyh Mevlana’yla bir gün önce yaptığımız kısa görüşmeyi tüm boyutlarıyla değerlendirdik. Aynı şekilde kütüphanede görüştüğümüz hoca ve onun tarihi olaylar hakkındaki yorumları hakkında bir değerlendirme yaptık. Daha sonra Şeyh Mevlana’yla ikinci görüşmeyi yapmaya karar verdik. Görüşme için sorularımızı hazırladık. Sorularımızı hazırlarken çok ihtilaflı konulara girmemeye özen gösterdik. Hedefimiz, biraz daha sakin bir tartışma ortamı oluşturmaktı. Ayrıca tartışacağımız konuları biraz daha detaylı görüşebilmek için, her gün bir ya da iki soruyla yetinme kararı aldık…
İkinci gün konuşmak istediğimiz konular; medrese, medresenin programı, takip edilen yöntem gibi konulardı. Bu konuları konuştuktan sonra, mezhepler arası yakınlaşma adı altında düzenlenen sempozyumlar, bu sempozyumların olumlu ya da olumsuz etkileri, yönetimin bu konudaki etkisi ve bölge halkının bu olaya bakışı gibi konuları konuşacaktık. Böylece, Şeyh Mevlana’nın olaylara bakışı, düşünce yapısı ve mezhepler arası yakınlaşma konusunda takip ettiği yöntem hakkında bilgi edinmeyi hedefliyorduk.
Devam edecek...
Önceki bölümler:
Kankan'da alınan unutulmaz ders
Sünnilere karşı kazanılan sahte zafer
Haksızlığa karşı öğrencileri destekledi
Başka bir dünyanın varlığını keşfetti
Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye
Gelecek bölüm: Sünni alim karşısında alınan yenilgi
NEBEONLINE - ÖZEL
|
Ankara
11 / 21
|
Antalya
15 / 21
|
Bursa
12 / 22
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























