

Suriye meselesi sırları ifşa ediyor
Osman Bahadır Dinçer'in yazısı...
Suriye Meselesi, Açık Sırları İfşa Ediyor (1)
Suriye’de yüzlerce insan ölüyor. Hatay’daki kamplarda binlerce Suriyeli barınıyor. Tüm bu yaşananlara rağmen Türkiye’nin çok da etkili olamadığı görülüyor. Hemen yanı başımızda Suriye’de onlarca insan öldürülürken bir şey yapamıyor olmak, ideal anlamda büyük bir devlet olmadığımızı gösterir. Yaşananların farkında olduğumuz halde önüne geçemeyişimizi başka nasıl açıklayabiliriz?
Bu ifadeleri eleştirmek için kullanmıyorum. Sadece güç ve kabiliyetlerimizin ne kadar sınırlı olduğunun farkına varmamız gerektiğini ortaya koyabilmek için belirtiyorum. “Net tavır almanın riskleri var”, “sert söylem geliştirmenin ağır sonuçları olabilir” diyerek vakit kaybediyoruz. Gerçekten de reel politikaya bakan yönü itibarıyla durum böyle olabilir; ancak farklı bir açıdan durumu değerlendirmek gerekir. Demek ki yaşananlar karşısında sesimizi yükseltmenin getireceği sonuçları göze alabilecek güce ve iktidara sahip değiliz. Bu kısmi acziyet, yıllardan beri süregelen ihmalkârlığın, geç kalmışlığın bir ifadesidir. Daha da önemlisi bölgede kalıcı bir nüfuz oluşturamadığımızın göstergesidir.
Muhtelif risklerin varlığı sesimizin yükselmesini engelliyor olabilir, bu bir ölçüde anlaşılabilir bir durumdur. Ancak tavır almadığımız takdirde karşılaşacağımız diğer risklerin de hesaba katılması gerekir. Öldürülen onlarca gencin vebali var üzerimizde… Şu an dünyada hiç kimse onca vahşete rağmen Esed’e yönelik sert bir tavır alabilmiş değil. Bu durum da ister istemez rejime sadakatle bağlı olmayan, ancak muhalifler safına geçerek ciddi bir etki ortaya koyabilecek grupların tereddütte kalmalarına; hatta rejimi desteklemelerine zemin hazırlıyor.
Sahte reform vaatlerinin yerine gelmesini beklerken rejim, sessiz sedasız İran’daki farklı grupların da desteğiyle Suriye’nin geleceğini yok ediyor. Irak’ta yapılanların bir benzeri burada da uygulamaya konmuş durumda. Gözleri umutla parlayan, geleceğin mimarları olabilecek gençler teker teker öldürülüyor. Bu durum, “Suriye’nin altının oyulduğunu” göstermekten başka ne anlama gelir? Bu, statükonun en az bir on yıl daha devam etmesi demek değil midir?
“Diplomaside duygusallığa yer yoktur”, doğru. Fevri davranmamak, uzun uzun hesaplamalar yapmak gerekir. Ancak bu bağlamda diğer bölgesel aktörlerin Türkiye’den daha başarılı olduğu görülüyor. İran, Türkiye’den daha uzun soluklu stratejiler geliştiriyor ve bekle gör felsefesiyle davranmıyor. Böylesi bir ortamda problem yaşamamak için “kendince” stratejilerini yıllar öncesinden belirlemiş. Bu, biz de İran gibi davranalım demek değildir. Zamanında doldurulmayan boşlukların nasıl başkaları tarafından doldurulduğunun ifadesidir. Biz ise hesaplanmış planların eksikliğini çekiyoruz. Oyun kurucu değiliz, çünkü sahaya hâkim olamamışız. Başkalarının belirlediği gündem üzerinden tartışmaya katılmak durumunda kalıyoruz. Suriye rejimi bile bizden daha iyi kart açıyor.
Elbette ki bu sadece bizim suçumuz değil. Bu kadar geç kalınca yapılanların yetersiz olması garipsenmemeli. Türkiye’nin bölgede etkili olma potansiyeli çok yüksek, ancak önümüzde kat etmemiz gereken uzun bir mesafe var. Türkiye’nin yüksek potansiyelinin gerçek hayatta kendini açığa vurması biraz daha vakit alacak gibi. Ancak sevindirici olan, şu an en azından bu eksiklikleri dillendirebiliyor olmamız. Bu bile aslında bu etkinliğin ilerleyen yıllarda gerçekleştirilebilir olduğunun umut verici bir göstergesi. Ancak mevcut durumda hem iç politikadaki yoğun gündem hem dış politikadaki puslu hava Türkiye’yi zorlayacağa benziyor.
Türkiye Çok Tehlikeli Bir Süreçten Geçiyor
Hemen yanı başımızda ciddi bir yangın varken, Türkiye olarak iç politik tartışmalara boğulmuş durumdayız. Gereksiz, sorumsuz ve kısır tartışmalar gündemi meşgul ederken Suriye’deki insan kıyımı bütün vahşeti ile devam ediyor. Siyasilerimiz bu kadar önemli bir noktayı nasıl kaçırırlar insanın aklı almıyor. Bilinçli bir şekilde Türkiye zora sokulmak istense ancak bu kadar başarılı olunur. Arapların Türklerden çok büyük beklentileri var. Ancak eğri oturup doğru konuşmak lazım. Arapların beklentilerine cevap vermek devlet olarak güçlü olmamıza bağlı. Problemlerimizin çözümü için yegâne adres olması gereken Meclis, bu ülkenin siyasileri tarafından boykot edilip, siyasi bir kriz çıkarılabiliyor. Bu Türkiye mi, bölgede etkili olacak vizyona ve kabiliyete sahip?
Şu an Türkiye’nin gündemini meşgul eden meseleler Suriye sorununu gölgede bırakıyor, ne medyanın ne de devletin esas gündem maddesi Suriye. Yaz rehavetinin de başlaması ile Suriye meselesi Türkiye için bitmiş gibi duruyor. Medyaya bir şeylerin yansımaması, Suriye’deki tansiyonun durulduğu anlamına gelmiyor. Aksine, hazır medya ilgisi ve uluslararası takip azalmışken yapacaklarını daha rahat ve hoyratça yapabiliyorlar. Gündem oluşmaması bizim işgüzarlığımızdan kaynaklanıyor. Elbette konuyu yakından takip eden ilgili kurumlar çalışıyor ancak bu durum topyekûn bir devlet aklının ortaya konması ve konsantre olmayla üstesinden gelinebilecek bir mesele.
Türk liderlerinin her hareketi Arapların yakın takibi altında. Başbakan Erdoğan’ın gittiği yerler, Cumhurbaşkanı Gül’ün yaptığı açıklamalar, hepsi ama hepsi noktasına virgülüne varıncaya kadar takip ediliyor. Liderlerimizin yaptığı tatiller bile esefle karşılanabiliyor. Özellikle Suriye’nin Türkiye’den beklentisi çok fazla. O yüzden kullanılan kelimeler, ortaya konan tavırlar daha da önemli bir hal almış durumda…
Bir Afrika atasözünde geçtiği gibi “yılan soktuktan sonra büyünün faydası yoktur”. Basiretli davranılmadığı takdirde iş içten geçmiş olacak ve ne yazık ki daha büyük problemlerle karşı karşıya kalınacak. Olay yeri inceleme ekibi mantığıyla dış politikanın artık götürülemeyeceği, yaşanan son gelişmelerle birlikte daha yakından anlaşıldı sanıyorum. Zira olayların neticelenmesinin ardından ortaya çıkacak durumlara göre planların belirlenmesi çok da fazla bir işe yaramıyor. Olaylar çıkmadan neler olabileceğinin kestirilmesi ve ona göre stratejilerin belirlenmesi gerekiyor. Ancak bu eksiklik sadece hariciyeyi ilgilendiren bir problem değil. Toplumun ve devletin gelişmişliği ile doğrudan alakalı bir durum. Sağlam bir istihbarat, güçlü bir ordu, kırılgan olmayan bir ekonomi olmadan, belki de en önemlisi iyi yetişmiş bir insan sermayesi ortaya çıkmadan başarılı politikalar üretebilmek zor. An itibariyle elimiz kolumuz bağlı. “Bekle gör” mantığından başka izleyebileceğimiz bir stratejimiz ne yazık ki yok. Ancak yaşanan bu son olaylar bize sadece hükümet olarak değil, devlet olarak, daha geniş ifadesiyle Türkiye olarak eksikliklerimizin neler olduğunu da göstermiş oluyor. Umarız, sağlıklı dersler çıkarılır ve daha yoğun bir çalışma temposuyla gerçek güçlü bir Türkiye inşa edilebilir.
www.usakgundem.com
|
Ankara
11 / 21
|
Antalya
15 / 21
|
Bursa
12 / 22
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























