

Suriye yolculuğu
NEBEONLINE, Şehit Hüccetülislam Murtezâ Radmehr'in ibret dolu hayat hikayesini, şehidin bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve Afganistan'da uçak kazasında hayatını kaybeden İHH çalışanlarından Faruk Aktaş tarafından Türkçe'ye çevrilen "Nura Yolculuk"u bölümler halinde yayınlıyor.
Önceki bölüm: Allah'ın Evi'ne yolculuk
Suriye Yolculuğu
Beluçistan yolculuğu, Şeyh Mevlana’yla yaptığımız tartışmalar, içimde bir inkılâbın oluşmasına sebep olmuştu. Bundan dolayı, içimde Ehli Sünnet inancını araştırma isteği her gün gittikçe daha da artıyordu.
Ehli Sünnet inancına karşı içimde bir meyil vardı ama çok acele etmek de istemiyordum. Eğer eskiden sahip olduğum, onlarla büyüdüğüm düşünceleri bırakacak, yeni fikir ve düşüncelere sahip olacaksam, bunu üstün körü yapmamalı, bu konuda gerekli araştırmayı yapmalıydım.
Ben, gördüğü bir şeyi hemen beğenen, çok fazla araştırma yapmadan, ona dört elle sarılabilen biri değildim. Bundan dolayı da daha fazla araştırma yapmadan duramıyordum.
Tüm bu koşuşturmalar, kendi dünyamdaki yenilikler, yavaş yavaş dış dünyama, çevremdeki insanlarla olan ilişkilerime de yansımaya başlamıştı. Bendeki değişimi fark etmeye başlayan ailem, dostlarım, okul arkadaşlarım, öğretmenlerim ve üye olduğum davet heyetinin üyeleri beni gözlemliyor ve bana ne olduğunu kestirmeye çalışıyorlardı.
Ben kendi dünyamda farklı şeylerin kavgasını verirken, imtihanlar yaklaşmış ve derslere dört elle sarılma vaktim gelmişti. Ancak içimde zerre kadar ders çalışma isteği yoktu. Kendi dünyamda yaşıyor ve devamlı bir şekilde zihnimde bir şeylerin mücadelesini veriyordum. Üniversiteye gidip geliyor, koridorlarında dolaşıyor, sınıfta bedenen oturuyor, ancak kendi âlemimde farklı bir dünyada yaşıyordum.
İmtihan notlarındaki hızlı düşüş, okuldaki genel durumum, içinde bulunduğum durumu çok net bir şekilde ortaya koyuyordu. Artık o eski, hareketli adam değildim. İnsanlardan uzağa kaçıyor ve tek başıma kalmayı tercih ediyordum. Bu durumumu fark eden hocalarım, aileme içinde bulunduğum psikolojik çöküntüyü haber verdiler ve bana yardımcı olmaları için bir şeyler yapmalarını istediler.
İçimde yaşadığım sıkıntılar, okul veya eğitimimle alakalı olmadığı için ailem ve öğretmenlerimin tüm uğraşları bir sonuç vermedi. Tüm bu sıkıntıları yaşadığım bir dönemde, Suriye’ye gitmek için elime bir fırsat geçti. Aslında dönem sonu imtihanlarım yaklaşmıştı ve önceki imtihanlarımdan oldukça kötü not almıştım ancak yeni bir şeyler bulma umudu beni bu yolculuğa sürükledi.
Suriye yolcuğuna nasıl çıktığımı, işlerimi nasıl düzene koyduğumu bilmiyorum. Bir tek hatırladığım, babaannemin kutsal yerleri ziyaret etmek için yolculuğa çıkacağı ve ailemin onunla beraber gitmemi istediğiydi. Babaannem Zeynep (r.anha)’ın kabrini ziyaret etmek istiyordu. Ben ise bu yolculukta yeni bir şeyler bulabileceğim umuduyla çok mutluydum. Bana göre bu yolculuğun iki açıdan bana faydası olacaktı:
Birincisi; kısa süreliğine de olsa okulun sıkıcı ortamından, şüphe dolu, bir şeyler anlamaya çalışan bakışlardan uzaklaşacaktım.
İkincisi; Ehli Sünnet'in mezhebini, onların usullerini, inançlarını araştırmayı ve bu konuda yeni bir şeyler bulmayı umuyordum. İçimde bu yolculuğun bana yardımcı olacağına, araştırmamı derinleştirmem için yeni bir şeyler verebileceğine dair bir his vardı. Benim için güzel olan durumlardan biri de değerli arkadaşım Ali Rıza Muhammedî’nin (Allah rahmet etsin) bu yolculukta yanımda olmasıydı.
Suriye’de bulunduğumuz ilk günde, çok önemli olmasa da benim açımdan hoş olan bir olay yaşadık. Yolda ilerlerken bir grup İranlı kadının, lüks bir mağazanın sahibiyle tartıştıklarını gördük. Kadınlar bir şey satın almış ancak hoşlarına gitmediği için geri vermek istiyorlardı. Tartışmanın uzayacağını fark edince araya girdik ve olayı çözümledik. Bu olay, bizi sevmeye başlayan mağazanın sahibiyle aramızda bir yakınlığın oluşmasına sebep oldu.
Bu arada bir şeyi unutmadan hatırlatmakta fayda var. Ben ve arkadaşım Ali Rıza Muhammedî, Şii âlimlerden sayıldığımız için kafilenin başına sorumlu olarak tayin edilmiştik. Bundan dolayı mezheple ilgili her türlü ibadet merasimine katılıp, kafile üyelerini gerekli durumlarda bilgilendirmemiz gerekiyordu. Bu konuda yapacağımız her hangi bir ihmal kafile üyelerinin kızmalarına, özellikle de her şeyi mükemmel yapmamızı isteyen babaannemin gazabına sebep olabilirdi.
Yeni tanıştığımız mağazanın sahibinin yardımıyla, Ehli Sünnet âlimlerinden biriyle tanışma olanağı bulduk. Tanıştığımız âlime dedim ki: “Biz ikimiz Şia mezhebindendik, ancak bu mezhebi bırakarak Ehli Sünnet'e geçtik ve buraya gelişimizin tek sebebi daha fazla araştırma yapmaktır.” Ancak Şeyh Abdullah bize inanmadı, ne kadar ısrar ettiysek de Şeyh Abdullah’ı bir türlü ikna edemedik. Sonunda ellerimizi Kur’an’a basarak yemin etmek zorunda kaldık. Şeyh Abdullah hâlâ bize inanmayarak şöyle dedi: “Şia’dan olduğunu söyleyen bazı insanlar, elimizdeki Kur’an’a bile doğru dürüst inanmazken benden size inanmamı nasıl bekleyebilirsiniz?”
Her şeye rağmen ısrarımızdan vazgeçmeye niyetli değildik, sonunda Şeyh Abdullah’ı kısmi olarak ikna ettik ve orada kaldığımız kısa süre içinde fırsat buldukça onun yanına giderek zihnimizdeki soruları onunla tartıştık. Adam gerçekten sahili olmayan bir ilim denizi gibiydi. O ana kadar, Beluçistan’da karşılaştığımız âlim hariç, onun gibi ilim deryası olan biriyle karşılaşmadım.
Arap olduğu halde gayet güzel Farsça konuşan Şeyh Abdullah, iki yıl İran hapishanelerinde yattığını ve bunun sebebinin Şii âlimlerle yaptığı tartışmalar olduğunu söyledi. Şeyh aynı zamanda, İran İstihbaratı'nın kendisini öldürme girişiminde bulunduğunu ancak ateş edilen kurşunun kendisine isabet etmediğini ve Allah’ın yardımıyla kurtulduğunu söyledi.
Şeyh Abdullah’la yaptığımız tartışmalar bir hafta boyunca vaktimizin büyük bir kısmını aldı. Bundan dolayı kafilemizin kabirlerin ziyareti vb. düzenlediği birçok programa katılmadık. Aslında bu programlara katılmak da istemiyorduk.
Bir ara kafile reisi beni çağırarak, Hz. Zeyneb’in kabri başında geleneksel duayı okumamı istedi. Ancak Ehli Sünnet mezhebini araştırmalarımız sonucunda sadece Allah’tan yardım dilenebileceğini, Müslüman’ın Allah’ın dışında herhangi bir güçten yardım dilemesinin caiz olmadığını ve değeri ne kadar yüksek olursa olsun insanlardan olağanüstü şeyleri istemenin İslam’a göre uygun olmadığını, böyle bir davranışın yerine göre Allah’a şirk koşmakla eş değer olduğunu öğrenmiştik. Bundan dolayı kafilenin başkanına özür beyan ederek bu duayı yapamayacağımı söyledim.
Suriye’de geçirdiğimiz bu kısa zaman, bu süre içinde Şeyh Abdullah’la yaptığımız sohbetler, bizde var olan değişimi daha da hızlandırdı. Artık zihnimizde hiçbir şüphe kalmamış sanki başka insanlar olmuştuk.
Devam edecek...
Önceki bölümler:
Sünni alim karşısında alınan yenilgi
Sevgi diyarı Beluçistan’a yolculuk
Kankan'da alınan unutulmaz ders
Sünnilere karşı kazanılan sahte zafer
Haksızlığa karşı öğrencileri destekledi
Başka bir dünyanın varlığını keşfetti
Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye
Gelecek bölüm: Kürdistan'a yolculuk
NEBEONLINE - ÖZEL
|
Ankara
11 / 21
|
Antalya
15 / 21
|
Bursa
12 / 22
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























