

Suud muhalefeti tek parça değil
Söyleşi: Taner Altun-SURİYE
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşananlar dünyanın gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Mısır ve Tunus’tan sonra şimdi de Libya ve Haliç ülkelerinde bir hayli hareketli günler yaşanıyor. Dünyanın gözünü çevirdiği bir başka ülke de Suudi Arabistan. Müslümanlar için kutsal mekânların bulunduğu Suudi Arabistan aslında siyasi olarak Türkiye’de pek fazla bilinmiyor. Biz de uzun zaman Suudi Arabistan’da yaşayan ve Arap dünyasını çok iyi bilen Gazeteci-Yazar İsmail Yaşa ile ufuk açıcı bir röportaj gerçekleştirdik. El Cezirenin Arapça sitesinde başta Filistin ve Türkiye olmak üzere bölgeyle ilgili yazılar yazan Yaşa, Arapların yakından takip ettiği Türk yazarların başında geliyor.
İlk önce Suudi Arabistan ile başlamak istiyorum. Suudi Arabistan'ı sadece basından tanıyoruz. Bize biraz Suud’u, yönetimini anlatır mısınız?
Suudi Arabistan, bildiğiniz gibi, krallıkla yönetilen bir ülke. İlk başlarda Âl Suud ile Muhammed bin Abdulvahhab'ın ekolünden âlimler arasında bir tür koalisyonla yönetiliyordu ve güç birliği vardı. Yani ülke krallıkla da yönetilse âlimler yönetimde belirli bir ağırlığa sahipti. Fakat sürekli din adamlarının aleyhine ve Âl Suud'un lehine aşındı. Âlimlerin otoritesi ve yönetim üzerindeki etkisi zayıfladı. 11 Eylül sonrası yaşanan değişim sürecinde ise bu etkinin sıfırlandığını söyleyebiliriz.
Kimin kral olacağı nasıl belirleniyor?
Suudi Arabistan'ın kurucusu Kral Abdulaziz'in vefatının ardından bugüne kadar krallar hep onun oğulları arasından seçildi. Yani babadan oğula değil kardeşten kardeşe geçti. Fakat Kral Abdülaziz'in oğulları bitmek üzere. Kral Abdullah'ın ardından gelen birinci adam veliaht Sultan bin Abdülaziz. Onun ardından da Nayif bin Abdülaziz geliyor. Hepsi de yaşlı. Dolayısıyla bir noktadan sonra krallık Abdülaziz'in oğullarından torunlarına geçecek. İşte bu geçiş son derece kritik olacak. Kral Abdülaziz'in hangi oğlunun oğlu kral olacak? Diğer bir deyişle kraliyet hangi aileyle devam edecek?
Herhangi bir kriz ve taht kavgası yaşanabilir mi?
Mevcut kral Abdullah bin Abdülaziz bu tehlikeyi farkederek resmi olarak Beyat Heyeti diye heyet kurdu. Bu heyet tabii ki Suud kraliyet ailesinin önde gelenlerinden oluşuyor. Kralın ve veliahtın seçimi bir takım kurallara bağlandı. Krallığın sürekliliğinin korunması ve geçiş süreçlerinde herhangi bir boşluk veya kriz yaşanmaması için. Fakat yine de az önce de belirttiğim gibi birinci nesilden ikinci nesile geçiş çok önemli bir eşik.
Ortadoğu’daki halk ayaklanmalarının Suud halkına ve yönetimine ne gibi etkisi oldu? Devrimlerden sonra yönetimde ne gibi değişimler görüldü?
Suudi Arabistan halkı da devrimleri radyolardan, televizyonlardan, gazetelerden ve internetten takip ediyor. Kral Abdullah devrimlerin yaşandığı süreçte ülke dışında tedavideydi. Üç aylık bir tedavi ve dinlenme döneminin ardından ülkeye döndü. Suudi Arabistan yönetimi bu dönüşü bir tür krala bağlılık gösterisine ve bayrama dönüştürdü. Tüm resmi kurumlar bir günlüğüne tatil edildi. Her yere kralın resimleri asıldı. Kral da hem bu vesileyle hem de devrimlerin verdiği kaygıyla kesenin ağzını açtı ve vatandaşlarının emlak alım-satımında, evliliklerinde ve iş kurma durumlarında kullandığı kalkınma fonuna 40 milyar riyal ek kaynak aktarılması emrini verdi.
Sizce halka bu şekilde para dağıtmak işe yarayacak mı?
Kalıcı bir çözüm değil. Para her şeyi çözmez. Örneğin insanlar daha çok özgürlük istiyor. Bir şekilde yönetime katılmak istiyor. Vatandaş olarak değerinin olduğunu, insan yerine konulduğunu görmek istiyor. İnternet çağında gençler artık dünyayı daha yakından izliyorlar. Araplar sokağında güçlü bir değişim arzusu var. Bu arzu öyle veya böyle her yerde kendisini gösterecek.
Ben biraz da Suud'daki muhalefeti merak ediyorum. Yönetime kimler muhalefet ediyor; bunların konumları ve güçleri neler?
Suudi Arabistan'da muhalefet olarak adlandırabileceğimiz bir kaç grup var. El-Kaide çizgisinde olanlar, Şiiler, İslamcı muhalifler ve liberal muhalifler. Bu grupların hiçbiri halkı arkasına alarak tek başına rejime karşı çıkabilecek güçte değil. Aralarında ittifak yapmaları da neredeyse imkânsız. Halkın genelinde ve genç nesilde yönetim tarzından rahatsızlık olsa da, bunlar organize bir muhalefete dönüşmüş durumda değil. Geçen ay bazı İslamcılar "İslam Ümmeti Partisi" adıyla bir parti kurduklarını ilan ederek Kral Abdullah'a başvuru dilekçesini gönderdiler. Arkasından liberallerin de benzer bir adım atacağı yönünde haberler yansıdı medyaya. Yönetimin bu taleplere nasıl yaklaşacağını bekleyip göreceğiz.
Suudi Arabistan'da yönetimden rahatsız olanlar ne istiyorlar?
Farklı beklentiler var. Örneğin halkın genelinin işsizliğe ve hayat pahalılığına çare, kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi gibi genel talepleri var. Cidde'de bir yağmur yağdı, büyük bir sel felaketi yaşandı. Aradan aylar geçti yine yağmur ve yine büyük bir felaket. Bu ne demek? Kızıldeniz'in incisi denilen Cidde gibi bir kentte altyapı sıfır demek. Belediye yan gelip yatmış, hiç çalışmamış demek. Medine'de ara sokaklarda öyle yollar var ki petrol ülkesinde böyle bir şeyin kabul edilebilmesi mümkün değil. Her adımda bir çukur. Belediye başkanı seçimle işbaşına gelse, en azından seçim öncesi tüm cadde ve sokakları asfaltlar. İnsanlar bunu protesto etmek istiyor. İşini iyi yapmayan yöneticilere öfkelerini dile getirmek istiyorlar. Fakat buna fırsat verilmiyor. Gösteri yapmak yasak. Hatta şu şekilde karikatürler yayınlanıyor internette.. Tunuslular "Nuriydu el-hurriyye", yani "Özgürlük istiyoruz" diyor. Mısırlılar "Avizin ed-demokratiyye", yani "Demokrasi istiyoruz" diyor. Ciddeliler ise "Nebğa el-bellua", yani "Kanalizasyon istiyoruz" diyor. Bunun yanında entelektüel kesim anayasal monarşi çağrısında bulunuyor. Ülkenin bir anayasasının olmasını istiyorlar. İnsanların düşüncelerinden dolayı sorgusuz sualsiz yıllarca hapsedilmemesini istiyorlar. Liberallerin ayrıca kadınlara yönelik talepleri var...
Bildiğimiz kadarıyla Suudi Arabistan'da kadınların araba kullanması da yasak...
Evet. Bu konu örneğin dışarıdan çok yanlış algılanan bir konu. Zannediliyor ki, din adamları karşı çıktığı için kadınlara ehliyet verilmiyor. Bu görüşte birçok din adamının olduğu doğru. Fakat yönetimin onların sözünü dinleyerek kadınların araba kullanmasına izin vermediğini söylemek çok büyük saflık olur. Suudi Arabistan'da Büyük Âlimler Heyeti var. Başkanı Suudi Arabistan Genel Müftüsü Abdülaziz Âlu'ş-Şeyh. Bu heyet Safa-Merve arasındaki sa'y alanının genişletilmesine onay vermedi. Fakat Suudi Arabistan Hükümeti, âlimlere sormadan projeye çoktan başlamıştı. Ayrıca Yusuf El-Karadavi ve hatta Fadlallah gibi âlimlerden fetvalar alarak projeyi tamamladı. Yani Suudi Arabistan'da kadınlara araba kullanma hakkı verilmemesinin ardında çok daha başka nedenler yatıyor. Örneğin kadın sürücülerin tacize uğramasından ve bu tacizlerin kabile yapısına sahip toplumda büyük kargaşalara neden olmasından korkuluyor.
Suud'da bir halk ayaklanması başlar mı? Mesela Suud'da güçlü bir Şii nüfusun olduğu ve bunların bir halk ayaklanması başlatacakları söyleniyor? Bu iddialar ne kadar doğru?
Suudi Arabistan'da Şiiler toplam nüfusun yaklaşık yüzde 10'u civarında ve daha çok Basra Körfezi'ne kıyı bölgelerde yoğunlaşmış durumda. Dolayısıyla güçlü bir muhalefet olduğu söylenemez. Şii nüfusun olduğu bölgede herhangi bir ayaklanma Suudi Arabistan halkının tümünün yönetim etrafında kenetlenmesine yol açar. Yönetim de bundan memnun olur. Suudi Arabistan halkı yönetiminden ne kadar şikayetçi olurlarsa olsunlar, Şiilerin başlatacağı bir harekette yer almazlar. Örneğin Bahreyn'de bunu gayet net bir şekilde görüyoruz.
Ben de tam size Bahreyn'i soracaktım.
Bahreyn'de biliyorsunuz Şiiler çoğunlukta. Nüfusun yüzde 55 ila 60'ını oluşturuyorlar. Fakat yönetim Sünni hanedanın elinde. Bahreyn'deki Sünniler arasında da yönetimden hoşnut olmayanlar var. Fakat hâlihazırdaki ayaklanmanın yapısına baktığımız zaman mezhepsel nitelikte olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Sünnilerin bu ayaklanmaya hiçbir şekilde katılmadığını görüyoruz. Ancak katılmamaları yönetimden her yönüyle memnun oldukları anlamına gelmez.
Suud yönetimi Bahreyn'e çok büyük önem veriyor ve yönetimin devamını istiyor. Özellikle Bahreyn yönetiminin Suudi Arabistan için önemi ne?
Bahreyn, Suudi Arabistan için hayati öneme sahip. Çünkü Bahreyn'de yaşanacak herhangi bir Sünni-Şii çatışması başta Suudi Arabistan olmak üzere tüm Körfez ülkelerini etkiler. Bu nedenle Suudi Arabistan, Bahreyn'e sonuna kadar her türlü desteği verecektir.
Bahreyn'deki halk ayaklanması sizce nasıl sonuçlanır?
Yaşadığımız süreç hiç şüphesiz sürprizlerle dolu. Bununla birlikte ben şu aşamada Bahreyn'de gerginliğin bir süre devam edeceğini ve Şii muhalefete verilecek bir takım tavizlerle krizin aşılmaya çalışılacağını düşünüyorum.
Yani Tunus ve Mısır gibi rejimin devrilmesi ihtimali yok mu?
Arap ülkeleri arasında birçok yönden benzerlikler olduğu gibi süreci doğrudan etkileyen farklılıklar da var. Örneğin Tunus'ta Zeynelabidin Bin Ali, ordunun açıkça halktan yana tavır almasıyla devrildi. Ordu Başkanlık Sarayı'nı kuşattı ve Zeynelabidin Bin Ali'ye "Ya git veya darbe yaparız" dedi. Mısır'da çok daha farklı bir süreç yaşandı. Mübarek fiili olarak miadını doldurmuştu. Halk uzun bir süreden beri yönetimi oğluna bırakma çabasına ciddi şekilde karşı çıkıyordu. Ordu tarafsız gibi göründü. Libya'da şu anda çok daha farklı bir süreç yaşanıyor. Tunus'ta etnik ve mezhebi farklılık yoktu. Mısır'da Hıristiyanlar ve Müslümanlar ayrım gözetmeden Mübarek'e karşı çıktılar. Fakat Bahreyn'de aynı durum sözkonusu değil. Ayrıca şu ana kadar devrimler, cumhuriyet rejimiyle yönetilen ülkelerde yaşandı. Krallıkla yönetilen ülkelerde bire bir benzerlik beklemek yanlış olur.
Biraz da Libya'yı merak ediyorum. Her şeye rağmen Muammer Kaddafi direniyor. Bu direniş daha ne zamana kadar devam edecek? Libya’daki halk isyanı başarıya ulaşır mı; yoksa ortaya bölünmüş bir Libya mı çıkar?
Libya'da bu saatten sonra Kaddafi için gelecek yok. Kaddafi'de Arapların ifadesiyle "Cunûnu'l-Azame" var. Yani kendini büyük görme hastalığı. Kendini hâşâ peygamberden üstün bir yerde görüyor. "Halkım bana tapıyor" diyor. "Kralların kralı" olduğunu ilan ediyor. Libya'nın iç bölgelerinde bugüne kadar parayla dostluğunu kazandığı bazı kabileler var. Onlara güveniyor. Bir de paralı askerlerine. Hâlâ da Afrika ülkelerinden Libya'ya uçaklarla paralı asker taşıyor. Bölünmüş Libya olmaz. Halk ayaklanması er ya da geç Kaddafi'yi devirecek. Fakat sonrasında ne olacak? Somali'ye mi benzeyecek? Bunu Kaddafi'nin devriliş süreci ve müdahale gibi bir takım etkenler belirleyecek.
Kaddafi sürekli olayların arkasında El-Kaide'nin olduğunu iddia ediyor. Bu iddia'nın doğruluk oranı ne? Libya direnişinin arkasında hangi hareketler var?
Bu Batı'nın desteğini almak ve Batı'yı korkutmak için ortaya atılan ucuz bir şantaj. Libya'daki ayaklanmanın arkasında bizzat halkın kendisi var. Artık psikopat bir deli tarafından yönetilmek istemiyorlar. Bir örnek vereyim. 1996 yılında Trablus yakınlarındaki Buselim Cezaevi'nde siyasi suçlardan alıkonan mahkûmlar cezaevinin dayanılmaz koşullarının iyileştirilmesi ve adil bir şekilde yargılanma için isyan başlattı. Kaddafi rejimi, iki-üç saat içerisinde 1200 mahkûmu vahşice katletti. Libya'daki ayaklanmanın arkasında örneğin o mahkûmların aileleri var. Kaddafi'nin servetinin sadece Libya halkını değil tüm Arapları 4 yıl doyuracak büyüklükte olduğu, Libya'nın yıllık bütçesinin altı katı olduğu söyleniyor. Refah içinde yaşayan bir petrol ülkesi olabilecek iken ülke kaynaklarının Beyonce'lere harcanmasına öfkeli olan halk var ayaklanmanın arkasında.. Şu anda da muhalefete Kaddafi yönetiminden ayrılıp halkın safına geçen vatansever insanlar önderlik ediyor.
Libya direnişinin başarısı Kuzey Afrika'da neleri değiştirir?
Kuzey Afrika şeridinde Libya'dan sonra bir devrim de Cezayir'de yaşanabilir. O bölgede artık bir daha Mübarek'ler, Zeynelabidin Bin Ali'ler, Kaddafi'ler olmayacak. Halkın sesine daha çok kulak veren yönetimlerin işbaşına geleceğini düşünüyorum. Siyasal İslamcı hareketler de bu süreçte eskisine oranla daha esnek olacaktır. En-Nahda Hareketi lideri Raşid El-Gannuşi'nin Türkiye'yi model aldıklarını söylemesi bu bakımdan oldukça anlamlı...
Mısır devriminde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Hüsnü Mübarek'in gitmesi yönünde telkinlerde bulundu. Fakat kanlı Libya olaylarında Türkiye çekimser davranıyor. Türkiye'nin bu davranışı birçok eleştirilere sebep oluyor. Sizce Türkiye neden böyle bir tavır sergiliyor? Bu tavır bölgede var olan Türkiye imajını nasıl etkiler?
Türkiye'nin Libya olaylarındaki tavrında oradaki işçilerimizin hayatını tehlikeye atmamayı ve onları kurtarmayı önceleyen bir politika benimsemesi anlaşılabilir. Fakat ben "Libya'ya müdahaleye karşıyız" tavrını anlamakta güçlük çekiyorum. Önümüzde Afganistan ve Irak gibi olumsuz örnekler var fakat bir yanda da Kaddafi gibi bir psikopat var. Kaddafi'nin paralı askerlerinin Libya halkına yönelik katliamlarını seyretmeye devam mı etmeliyiz? Ayaklanan halk ile Kaddafi'nin çatışmasını horoz dövüşü seyreder gibi seyredecek miyiz? Hangi taraf kazanırsa tavrımızı ona göre mi belirleyeceğiz? Tamam, Amerika müdahale etmesin. Fakat en azından Libya hava sahası uçuşa yasak bölge ilan edilsin. Bu şekilde Kaddafi'nin Çad'dan, Nijer'den paralı asker transferi engellenebilir. Kaddafi yanlılarının devrimcilerin ve sivil halkın üzerine bomba yağdırması önlenebilir.
Ortadoğuda yaşanan bütün bu değişim rüzgarları en sonunda Filistin-İsrail meselesine dokunuyor. Sizce bu değişimlerden sonra Filistin sorununu ve İsrail'i nasıl bir gelecek bekliyor?
Filistinli yazarların ve analistlerin de dediği gibi Arap dünyasında yaşanan değişimin en çok kaybedeni İsrail. İsrail, dostlarını kaybediyor. Ortadoğu'da halkların iradesine saygılı, sokağın sesine kulak veren hiçbir yönetim İsrail ile dost olamaz. Gelişmeler kesinlikle Filistin davasının lehine olacak. Bölgede bir türlü kabullenilmeyen, bünyeye yabancı ve zararlı bir unsur olarak görülen İsrail yaşam kaygısı taşıyordu. Bu kaygı devrimlerle birlikte daha da derinleşecek.
Arap dünyasında yaşananları kısaca özetlemenizi istesem ne dersiniz?
Arap halkının, sokaktaki insanın yönetimlerin gözünde hiçbir değeri yoktu. Yani irabda mahalli yoktu. Arap insanı birey olarak bir şeyleri değiştirebileceğini farketti. Ümitlendi. Önceleri değişimden neredeyse tümüyle umudunu kesmişti. Şimdi ise birşeyleri değiştirebileceğine inanıyor. Var olduğunu hissetti. Bir tür "Başkaldırıyorum o halde varım" durumu yaşıyoruz.
ÖZGÜN DURUŞ
|
Ankara
11 / 21
|
Antalya
15 / 21
|
Bursa
12 / 22
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























