

Suud’un şeyhleri ve faşistleri
Uzun süredir bu konuyu yazmak istiyordum, bugüne nasipmiş...
Dünya Bülteni’nde Mustafa Özcan ağabeyin “Vatan ile Taraf gazetesi” başlıklı yazısını görünce gündemde ne kadar önemli konular olursa olsun artık daha fazla ertelememem gerektiğine karar verdim.
Mustafa ağabey, Suudi Arabistan’da yayınlanan El-Vatan gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Cemal Kaşıkçı ile Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan’ı birbirlerine benzetiyor.
Sanırım Mustafa ağabeyi Cemal Kaşıkçı ve benzerlerinin “liberal” olarak tanınmaları yanılttı.
Oysa Cemal Kaşıkçı, Tarık Humeyd, Abdurrahman Er-Raşid ve benzerleri liberallik maskesi taksalar da gerçekte birinci dereceden faşistler...
Türkiye’de birilerine benzetmemiz gerekirse, “postalseverler”e benzetebiliriz.
11 Eylül sonrası Suudi Arabistan’ın benimsediği çizgide alimleri eleştirmek en kolay iş...
Suud’un faşistleri de bu fırsatı değerlendirerek zaman zaman şeyhleri hedef tahtasına oturtuyorlar.
Özellikle günümüzde din adına konuşan insanların sözleri ve fetvaları tartışılmaz değil elbette...
Hatta bazen aşırı derecede saçmaladıkları oluyor.
Fakat Suud’un faşistlerinin amacı üzüm yemek değil bağcıyı dövmek...
Son örneğe bakalım:
Suudi Arabistan’ın ismi çok fazla bilinmeyen alimlerinden Yusuf El-Ahmed, tavaftaki izdihamın ve kadın-erkek birlikte tavafın önlenmesi için Osmanlı revakları da dahil Kabe’nin çevresinin yıkılarak daire şeklinde yeniden inşa edilmesini istemiş...
Kaşıkçı’nın başında bulunduğu El-Vatan gazetesi Yusuf El-Ahmed’in bu sözleri üzerine sanki Kabe’nin yıkılmasını istiyormuş gibi büyük bir gürültü kopardı.
Oysa revakların yıkılması ve tavaf alanının genişletilmesi Suudi Arabistan Hükümeti’nin kararı...
Bu, kısa bir süre önce Türk medyasında da gündeme geldi ve hatta revakların Türkiye’ye getirilmesi için çağrılar yapıldı.
Yusuf El-Ahmed’in kadın-erkek birlikte ve izdiham içinde tavaf yapmaması için tavaf alanının genişletilmesini istemesi karşısında ortalığı velveleye veren Cemal Kaşıkçı ve gazetesi, yarın Suudi Arabistan Hükümeti revakları yıkıp tavaf alanını genişletmeye başladığında “Hadimu’l-Haremeyn’in hacıların ve umrecilerin rahatını ne kadar düşündüğünü ve genişletme kararının çok isabetli bir karar olduğunu” yazacak...
Bundan adım gibi eminim.
Geçenlerde Abu Dhabi televizyonunda yayınlanan “Milyonların Şairi” yarışmasında din adamlarının fetvalarını eleştiren Suudi Arabistanlı kadın şair Hıssa Hilal’in finale kalmasıyla ilgili haberler vardı medyada...
Suudi Arabistanlı kadın şairin ve şiirinin gördüğü ilgi Turgut Özakman’ın satış rekorları kıran “Şu Çılgın Türkler” kitabını hatırlattı bana nedense...
Keşke Hıssa Hilal resmi kampanya haline getirilen bir konu yerine hayatın gerçeklerinden bahsetseydi.
Örneğin ülkesinde çalışan yabancı işçilerin her türlü sosyal haktan yoksun olduğunu anlatsaydı şiirinde...
Bu işçilerden bir kısmının “hamam böcekleri” kadar değerlerinin olmadığına dikkat çekseydi.
Suudi Arabistanlı gençler arasında işsizliğin niçin tavan yaptığını, yolsuzluk ve rüşvet iddialarını, yargının durumunu, özgürlüklerin ne halde olduğunu ve benzeri konuları anlatsaydı.
Paranın ve petrolün bol olduğu bir ülkede Mescidi Nebevi’ye iki adım uzaklıktaki yerlerde neden hâlâ kanalizasyon olmadığını ve foseptik çukurundan taşan pisliğin nehir olup caddelerde aktığını sorsaydı.
Statükonun arkasına saklanarak ve statükonun desteğiyle savunmasız kalan zavallı insanlara çakmak mıdır liberallik?
Keşke Suudi Arabistan’ın liberalleri de birer Ahmet Altan veya Gülay Göktürk olabilseler...
Ama nerede!.
Alimlere gelince...
Suudi Arabistan’ın alimleri bugüne kadar devlet desteğini arkalarında hissederek hareket ediyorlardı.
Şimdi ise o destekten yoksunlar...
Suudi Arabistan monarşist selefilikten jakoben laikliğe doğru hızla yol alırken ve Suud toplumuna habire ulusalcılık pompalanırken artık o desteğe “liberal” olarak pazarlanan faşistler sahip...
Bu durumda alimlerin önünde üç yol var:
Arka arkaya yedikleri tokatlara rağmen susup itaate devam etmek...
Ya da başkaldırmak...
Başkaldırırlarsa “veliyyu’l-emre itaat” diye diye kendi elleriyle büyüttükleri dev karşısında yenilmeye mahkumlar.
Kazanma şansları neredeyse hiç yok...
Üçüncü yol ise dünyayı ve ülkenin gidişatını doğru okumak ve konumunu gözden geçirmek...
Özgürlüğün sadece çıplaklık olmadığını farkedip, özgürlükleri ve insan haklarını savunan, zulmün her türlüsüne karşı çıkan daha evrensel bir söylemi benimsemek...
Şayet bunu yapabilirlerse ve kendilerini ifade için yeni bir dil geliştirebilirlerse Kaşıkçı gibi şımarık faşistlerin maskesini düşürebilirler ve ayakta kalma şansları olur.
Mevcut din adamlarının kahir ekseriyetinin bu değişimi başarabileceğini sanmıyorum.
Yine umut gençlerde...
HaBertaraf –29 Mart 2010
|
Ankara
11 / 21
|
Antalya
15 / 21
|
Bursa
12 / 22
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























