Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
25 Ekim 2010 Pazartesi 13:13

Tahran'ın lüks semtinde başlayan hikaye

"Ben, Doktor Ferzâd Radmehr’in oğlu Murtezâ Radmehr, 1972 yılında İran’ın başkenti Tahran’ın güzel bir semtinde dünyaya geldim..."

NEBEONLINE, Şehit Hüccetülislam Murtezâ Radmehr'in ibret dolu hayat hikayesini, şehidin bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve Afganistan'da uçak kazasında hayatını kaybeden İHH çalışanlarından Faruk Aktaş tarafından Türkçe'ye çevrilen "Nura Yolculuk"u bölümler halinde yayınlıyor.

Nesep ve aile 

Ben, Doktor Ferzâd Radmehr’in oğlu Murtezâ Radmehr, 1972 yılında İran’ın başkenti Tahran’ın güzel bir semtinde dünyaya geldim. Babamın bildirdiği ve ailemizde yaygın olduğu kadarıyla benim ailemin geçmişi Kaçar krallarına dayanmaktadır. Babamın babası Kaçarların kralı Nasuriddin’in kardeşinin torunuydu. Bundan dolayı babamın ailesi şu ana kadar kraliyet ailesinden gelen gelenekleriyle övünmektedir.

Annem Dr. Seyyide Aliye Hüseynî ise nesep açısından Hüseynî ailesinden gelmektedir. Bundan dolayı annem mezhebi geleneklere sıkıca bağlı kalmaya, onları uygulamaya özen göstermektedir.

Babam ve annemin ailelerinin yaşam şekilleri birçok açıdan farklılık göstermektedir. Her iki ailenin de kendilerine has düşünceleri ve yaşam şekilleri var. Baba tarafım biraz daha batı kültürünü taklit eden bir aileyken, anne tarafım daha çok dini geleneklere bağlı, geleneksel bir ailedir.

Tüm farklılıklarına rağmen annem ve babamı bir çatı altında bir araya getiren etkenlere gelince, bunun sebepleri her ikisinin tıp fakültesinde okudukları yıllara dönmektedir. Annem ve babam aynı dönemde, aynı fakültede ve aynı uzmanlık alanında okuyorlardı. Her ikisi de oldukça başarılı öğrencilerdi ve genelde başarı sıralamasında ilk sıralardaydılar. Okuldaki başarı, eğitim ortamındaki birliktelik, ikisi arasında bir yakınlaşmanın oluşmasına sebep oldu.

Tabi her şey o kadar da kolay gerçekleşmedi. Genelde birçok evlilikte olduğu gibi, toplum içindeki farklılıklar burada da önemli bir rol oynadı. Babamın ailesi kendisini seçkin ve kültürlü bir aile olarak gördüğü için bu evliliğe karşı çıktı. Bunun üzerine karşı taraf da bu evliliğe yanaşmak istemedi. Her iki aile kendi kültürü ve geleneğiyle öğünüp diğer tarafı beğenmiyordu. Her şeye rağmen annem ve babam vazgeçmediler ve sonunda evlilik gerçekleşti. Bununla beraber evlilikten önce iki aile arasında yaşanan tartışmaların kırıntıları her zaman varlığını korumaya devam etti.

Bu tartışmaların gölgesinde annem ve babamın evliliği gerçekleşti ve annemle babam normal bir şekilde güncel hayatlarına devam etmeye başladılar. Ancak ailemi etkileyen başka bir olay uzun süre varlığını korumaya devam etti.

Eğitim yıllarında annemin yakın akrabalarından Dr. Mansur Hakakyan adında bir akrabası vardı. Bu adam annemle evlenmek istiyordu. Ancak annemle babam evlendiklerinde bu adamın tüm hayalleri suya düştü. Adam bu işin sorumlusu olarak babamı gördüğü için ona karşı kin beslemeye başladı. Dr. Mansur Hakakyan, iş ortamında babamla tartışmaya girebilmek için bahane arıyor ve onu kötülemek için her fırsatı değerlendiriyordu. Böylece babamdan intikam almaya çalışıyor veya en azından içindeki kini dışarı atıyordu.

Dr. Mansur Hakakyan, babama sülük gibi yapışmış, peşini bir türlü bırakmıyordu. Öyle ki, babam başarılı oluğu birçok alanda sadece bu adamdan uzak durmak için çalışma yapmamaya başladı. Babam üniversitede ilim heyetine üyeydi, tıp fakültesinde öğretmenlik yapıyordu ve laboratuarda araştırma görevlisiydi. Bu adam yüzünden tüm bu görevleri bıraktı ve hatta uzun bir süre ülkesini bile terk ederek başka bir ülkeye gitti.

Bu dönemde olan ilginç olaylardan biri de babamın akciğer kanserini tedavi eden bir ilaç keşfetmesiydi. Dr. Mansur bu olaydan haberdar olunca babamdan bu ilacın formülünü çalmak için uğraşmaya başladı, ancak tüm çabaları boşa çıktı. Bunun üzerine Dr. Mansur babama iftira kampanyalarını daha da hızlandırdı. Artık iş ortamı babam için çekilmez hale gelmişti. Bunun üzerine babam 1978 yılında beyin ve sinirler alanında yaptığı araştırmayı tamamlamak üzere Fransa’ya gitti.

Babam Fransa’da üç yıl kadar kaldı ve orada Dr. Marilla adında Hıristiyan bir bayanla evlendi. Bu bayan babamın Frishter adındaki öğretmeninin kızıydı. Fransa’da babamla tanışan Marilla bir gün babama nereli olduğunu sormuş. Babam da İranlı olduğunu söylemiş. Bunun üzerine Marilla babama Muhammedî (Ehli Sünnet) mi, yoksa Şii mi olduğunu sormuş. Marilla’nın sünnet ehline meylini bilen babam kendisinin Muhammedî olduğunu söylemiş. Daha sonra ikisi arasında yakınlaşma oluşmuş ve evlenmişler.

Evlilikten beli bir süre sonra Marilla babamın Muhammedî (Sünni) değil Şii olduğunu öğrenmiş ve boşanma talebinde bulunmuş. Babam onu ikna etmek için çok uğraşmış. Ancak Marilla tek kelimeyle babama şu karşılığı vermiş: “Sünnet ehli demek Muhammedi (sav) put haline getirmek ya da O'nu (sav) süs eşyası gibi evlerin süsü haline getirmek değildir. Muhammediler, hayatlarının her alanında Muhammed (sav) gibi yaşamaya çalışan insanlardır. Bundan dolayı da onları Ehli Sünnet ve'l Cemaat adı verilmiştir. Size gelince, kelimelerle oynuyor, gerçeği alt üst ediyorsunuz…”

Böylece Fransa’da başlayan evlilik kısa bir süre sonra sona erdi. Bu ayrılıktan sonra babam Fransa’dan ayrılarak Kanada’ya gitti. Babam on iki yıl ülke dışında kaldı. Bu süre içinde babamla devamlı bir şekilde telefonla görüşüyorduk. Bu süre içinde annem iki defa babamın yanına gitti. Babamın yokluğunda dedem bizimle ve evin işleriyle ilgileniyordu.
Dr. Mansur’a gelince her geçen gün daha da çirkinleşiyordu. Babamın ülke dışında olduğu süre içinde defalarca anneme babamdan boşanıp kendisiyle evlenme teklifinde bulundu. Ancak annem gerçek manada hayâ ve vefa örneği bir kadındı ve onunla hiçbir şekilde ilgilenmedi.

1991 yılında babam Tahran’a geri döndü. Babam eskiye oranla daha iyi bir bilgi birikimi ve donanımla geri gelmişti. Bundan dolayı üniversite ortamında söz sahibi olan şahsiyetlerden biri olarak göreve başladı.

Babam Tahran’a geldikten sonra boşandığı eşi Marilla evlendiği yeni eşiyle beraber kendisini ziyarete geldi. Ahlaki ölçüler içerisinde aralarında iyi bir diyalog vardı. Her ikisi de birbirlerine karşı saygılıydılar. Onun babama karşı gösterdiği vefa örneklerinden biri de, babamın eski evrakları arasında unutulmaya yüz tutan akciğer kanseri ilacının formülünü alıp bazı incelemelerden sonra yayınlatması ve onun bir nüshasını babama göndermesiydi. Babam her zaman bu konudaki başarısını eski Hıristiyan eşi Marilla’ya borçlu olduğunu söylerdi. Gerçi babam akciğer kanserinin ilacını bulan şahıs olarak kayıtlara geçmedi, fakat bununla birlikte böyle büyük bir buluşta payı olduğu için her zaman övünç duyardı.

Babamın uzun süre bizden ayrı olması bizim açımızdan pek kolay olmamıştı. Özellikle iki konuda çok büyük sıkıntılar çektik. Birincisi; başından beri bu evliliğe karşı çıkanlar devamlı bir şekilde üzerimize geldiler. Bu ise ev ortamına sıkıntı ve gerginlik olarak yansıdı. Daha önce de işaret ettiğim gibi annem ve babam çok farklı iki kültürden geliyorlardı, bundan dolayı evimiz iki farklı kültürün hâkim olduğu bir evdi. Başka bir ifadeyle evimizde iki farklı medeniyet vardı. Bir birleriyle uyuşmayan ve çoğu noktada birbirine zıt iki kültür bir araya gelmişti. Baba tarafım tamamıyla batıyı taklit eden onların kültürünü yansıtan bir yaşam şekline sahipti. Anne tarafım ise tam tersine geleneklerine bağlı, mezhebin kurallarından hiçbir şekilde taviz vermeyen bir aileydi.

Ekonomik açıdan hiçbir sıkıntımız yoktu. Gayet rahat bir hayatımız vardı ve hiçbir şeyin eksiliğini hissetmiyorduk. Biz üç kardeşiz; ikisi erkek, biri kız. Her ebeveyn gibi anne ve babamın en büyük istekleri çocuklarının sıhhatli bir şekilde büyümeleri ve her şeyin en iyisine sahip olmalarıydı.

Babam ve onun geniş ailesi benim alanında uzman iyi bir doktor olmamı istiyorlardı.  Anne tarafım ise benim din âlimi olmam için ısrar ediyorlardı.

Her ne kadar şu an anne ve babam tarafından dışlanmış olsam da annemin yüzüme kondurduğu o sıcak öpücükleri, bana karşı olan sevgisini, babamın o sevgi dolu bakışlarını unutmam mümkün değil. Allah biliyor ya, onların benim için özel bir yerleri var. Onlara karşı duyduğum sevgi hiçbir zaman azalmadı. Allah’a ve inancıma olan sevgimden sonra yeryüzünde onlar kadar sevdiğim hiçbir şey yoktur. Onların geçeklerden yüz çevirmeleri her zaman içimi yakan bir yara oldu. Her ikisi de benim yüzümden ülkelerini bırakıp gitmek zorunda kaldılar ve bundan dolayı ne kadar üzüldüğümü Allah bilir.

Devam edecek...

Gelecek bölüm: Çocukluk yılları

NEBEONLINE - ÖZEL

 

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
11 / 21
Antalya
15 / 21
Bursa
12 / 22
İstanbul
15 / 21
İzmir
13 / 22