Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
02 Kasım 2010 Salı 16:53

"Türk rolü"ne binmek

Türkiye hızlı bir şekilde ilerlerken ayağına kurşun sıkan biz olursak başkalarını ne kadar suçlayabiliriz ki?!.

Türkiye'nin Ortadoğu'da hızla yükselişi iki bölge ülkesini fevkalade rahatsız etti.

Biri İsrail, diğeri İran...

Söylemleriyle ve politikalarıyla birbirini besleyen bu iki ülke "Yeni Türkiye"nin oyunu bozmasından kaygılı...

Arap rejimleri ise rekabet meydanından çoktan çekildikleri ve koltuklarını koruma sevdasında oldukları için kendilerini doğrudan tehdit etmediği sürece Türkiye'nin yükselişinden rahatsız olacak halde değiller.

Çünkü Türkiye'nin yönetimleri hedef alan bir söylemi ve politikası yok.

İsrail'in rahatsızlığı malum...

İran'ın rahatsızlığını ise -yakından takip edenler bilse de- Türk kamuoyu ilk kez Hamaney'in torununun makalesiyle öğrendi.

Bölgenin ve İslam Dünyası'nın liderliği için yıllardır büyük çabalar harcayan İran, Türkiye'nin yükselişiyle bugüne kadar elde ettiği kazanımları da hızlı bir şekilde kaybetmeye başladı.

Suriye sessiz sedasız Türkiye'nin yanına kayıverdi.

Filistin'de neredeyse Filistin bayrağı kadar Türk bayrağı dalgalanıyor.

Araplar çocuklarına Ahmedinejad değil Erdoğan ismini koyuyor.

İslam Dünyası'nda kanaat önderleri tarafından Türk malları satın alınması çağrıları yapılıyor.

Onlarca Sünni-Şii İslam alimi Türkiye'ye destek için İstanbul'da toplandı.

Aralarında İran'dan gelenler de var.

Onları oraya Türkiye toplamadı.

Kendileri gönüllü geldiler.

Dün İstanbul'da basın toplantısı düzenleyen Yusuf El-Karadavi, "Arapların da birkaç Erdoğan'a ihtiyacı var" dedi.

Bunlar bölgenin ve İslam Dünyası'nın lider ülkesi olmak isteyen İran için kıskanılmayacak şeyler değil.

Vakit gazetesi yazarı D. Mehmet Doğan son iki yazısında Tahran'da düzenlenen ve davetli olarak bizzat katıldığı "İslam Dünyası Yayıncılar Konferansı" ile ilgili izlenimlerini aktardı.

Doğan'ın "Büyük emek ve masraflarla düzenlenen toplantı propaganda faaliyetine dönüştürülmese idi daha faydalı ve tesirli olurdu" dediği ve İran propagandası için organize edilen konferansta katılımcıların ilgisinin Türkiye'ye kaymaması için kendilerine konuşma hakkı verilmediğini anlattığı bu iki yazıyı mutlaka okuyun.

Okuyun ki, Tahran'daki "Türkiye kaygısı"nın "Siyonistlerin ortaya attığı fitne" olmadığını, bilakis gerçeğin ta kendisi olduğunu görün.

Bu arada İran ile Türkiye'nin Irak'ta da kıyasıya bir rekabet içinde olduğunu, Suriye'nin de bu rekabette Türkiye'nin tarafında yer aldığını not edelim.

İçeride Ergenekon, yargı müdahalesi, PKK terörü ve benzeri bin türlü sorunla boğuşan mevcut Türkiye'nin bu sorunlardan kurtulduğunda bölgenin ve İslam Dünyası'nın tek lideri konumuna geleceğini ve kendi hayallerinin tümüyle suya düşeceğini çok iyi bilen Tahran rejiminin bugünlerde herhalde tek bir temennisi vardır:

AK Parti Hükümeti'nin düşmesi ve bu kâbustan kurtulmak...

İktidar partisi, bir "acem oyunu"na kurban gitmemek için dikkatli olmalı ve İran'ın kolunun uzun olduğunu unutmamalı...

Değilse hiç beklemediği yerden uzanan eller ayaklarının altındaki halıyı çekiverir, Allah korusun...

Türkiye'de yönetimin ve kamuoyunun dikkat etmesi gereken bir başka nokta da, İran rejimi adına lobi faaliyetinde bulunan Arap yazarlar...

Bir kısmı eski Arap milliyetçisi ve yeni Arap-İslam sentezcisi bu yazarların Türkiye'nin önlenemez yükselişi ve İran'ın bir türlü istediği başarıyı sağlayamaması karşısında propaganda için başvurdukları taktik hayli ilginç...

Adeta dört nala koşmakta olan bir ata benzeyen "Türk rolü"ne binerek hedefe ulaşmak...

Türkiye'yi İran ile aynı çizgide gösterebilmek ve hatta mümkünse o çizgiye çekebilmek için -İsrail ve yandaşlarının değirmenine su taşıma pahasına- hem Arap kamuoyunu hem de Türk kamuoyunu yanıltmaktan kaçınmıyorlar.

Bu isimlerden biri de yazıları sürekli Türkçe'ye çevrilen Lübnanlı yazar Muhammed Nureddin...

İran'a yeni yaptırım paketine BM Güvenlik Konseyi'nde Türkiye'nin "Hayır" oyu vermesi ve Lübnan'ın çekimser kalması üzerine yazdığı ve 10 Haziran'da Es-Sefir gazetesinde yayınlanan "Lübnan'ın çekimserliği.. Türkiye'ye karşı stratejik hata" başlıklı makalesinde örneğin, Lübnan'ın çekimser kalmasının İran ile ilişkilerine değil Türkiye ile ilişkilerine zarar vereceğini öne sürüyor ve şöyle diyor:

"Lübnan'ın yaptırımlarla ilgili çekimser oy kullanması İran ile ilişkilerine zarar verdiği gibi aynı şekilde daima Lübnan'ın yanında duran ve iç sorunlarının çözümüne katkıda bulunan Türkiye'yle ilişkilerine de zarar verecektir."

"Lübnan, 'imanın en zayıfı' bâbından en azından yaptırımların oylamaya sunulmasını bekleyebilir ve Lübnan için yaptığı onca iyiliğe karşılık Türkiye'yle hareket edebilirdi. Ankara'nın yaptırımlar karşısında benimsediği tavrı benimseyebilirdi. Karşı çıkarsa onunla birlikte karşı çıkabilir, çekimser kalırsa onunla birlikte çekimser kalabilirdi."

Yani Muhammed Nureddin'e göre Lübnan, Güvenlik Konseyi'nde Türkiye'ye ihanet etti.

Bu kadarla da yetinmiyor, hızını alamayıp devam ediyor:

"Türkiye'nin tavrının hilafına Lübnan'ın çekimser kalması, Türk-Lübnan ilişkilerini güçlendirmek için ortaya çıkan tarihi fırsatın kaçmasına neden olmuştur. Türkiye aceleci davranmasa ve intikam mantığıyla hareket etmese de, Lübnan'ın çekimser tavrının, hükümetinin şartları bir yana, Türkiye'nin Lübnan'a karşı davranışı ve Türk-Lübnan ilişkileri üzerinde mutlaka olumsuz etkisi olacaktır."

Peki, durum gerçekten de böyle mi?

Dilerseniz şimdi de Dışişleri Bakanı Ahmed Davutoğlu'nun Lübnan'ın çekimser kalmasıyla ilgili söylediklerine bir bakalım:

"Davutoğlu, Lübnan'ın oturumda ne oy kullanacağı konusunda yaklaşık 3 saat süren bir telefon diplomasisi yürütüldüğünü söyledi. Davutoğlu, hem kendisinin hem de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başta Lübnan Başbakanı Said Hariri olmak üzere Lübnanlı liderlerle görüştüğünü belirtirken, bu görüşmelerin kritik oturumun 1 saat geç başlamasına neden olduğunu söyledi.

Davutoğlu, 'Türkiye'nin çabalarıyla sağlanan Lübnan barışının çökmemesi için bu ülkenin çekimser oy kullanması gerektiğini' söyledi. Davutoğlu, Lübnan'ın 'hayır' veya 'evet' oyu vermesi halinde bu ülke hükümetinin çökelebileceğini belirtti ve gerçekleştirilen telefon görüşmeleri sonucunda Lübnan'ın çekimser oy kullanmasının sağlandığını ifade etti."

Gördüğünüz gibi Muhammed Nureddin'in iddiasıyla yüzde yüz çelişen bir durum sözkonusu...

İran yanlısı Lübnanlı yazar "Türkiye Lübnan'ın bu ihanetini affetmez" derken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Lübnan'ın çekimser oy kullanmasını Türkiye'nin istediğini açıklıyor.

Hatta Cengiz Çandar, Davutoğlu'na dayandırarak verdiği bilgide BM Güvenlik Konseyi üyesi bir başka İslam ülkesinin de Türkiye'ye danışarak yaptırımlara "Evet" dediğini yazdı.

Çok iyi Türkçe bilen ve Türk basınını yakından takip eden Muhammed Nureddin'in Davutoğlu'nun Lübnan'ın çekimser kalmasıyla ilgili açıklamalarından habersiz olması mümkün değil...

Öyleyse gerçek apaçık ortadayken niye tam tersini savunuyor, bunun üzerinde ciddi şekilde düşünülmeli...

En kötüsü de galiba Muhammed Nureddin'in Sefer Turan yönetimindeki TRT Arapça'nın başyorumcusu olması...

Türkiye hızlı bir şekilde ilerlerken ayağına kurşun sıkan biz olursak başkalarını ne kadar suçlayabiliriz ki?!.


HaBertaraf - 26 Haziran 2010

 

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
FOTO GALERİ
ANKET
Arap dünyasında yaşanan protesto gösterileri köklü değişimlere yol açabilecek mi?
HAVA DURUMU
Ankara
8 / 21
Antalya
15 / 21
Bursa
12 / 22
İstanbul
15 / 21
İzmir
13 / 22