

'Türk rolü'nü kim temsil edecek?
“Batı, Fethullah Gülen’e olumlu bakıyor. Bir, Selefi cihadist İslam var. Bir de İran’daki radikal Şia var. Şimdi bunlara karşı bir de moderniteyle İslam’ın uyum sağlamasını uygun gören biri var.”
Siyaset bilimci ve sosyolog Doğu Ergil, Taraf gazetesinden Neşe Düzel'e verdiği röportajda söylüyor bunları...
18 Aralık 2002'de Alasr.ws sitesinde yayınlanan makalemde Fethullah Gülen Cemaati'nin Orta Asya'ya, Balkanlar'a ve hatta Afrika'ya uzanan nüfuzunun Türkiye destekli ve Amerika onaylı olduğunu, Şii ve Selefi akımlarla rekabet etmek üzere Sufi ve Türk milliyetçisi karışımı "ılımlı" üçüncü bir İslami anlayışın oluşturulmak istendiğini yazmıştım.
27 Mart 2004'te yine aynı sitede yayınlanan "Cemaatu Fethullah Gulen ve El-İslam Et-Turki" başlıklı yazımda ise şöyle demiştim:
"Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Amerika'nın ve Türkiye'nin çıkarlarına aykırı olmayacak bir İslami düşüncenin yayılması alanında Amerikan-Türk işbirliği bugün ortaya çıkan bir olay değil. Bilakis Sufizm ve Türk milliyetçiliğiyle karışık bir "Türk İslamı" oluşturma ve İran tarafından desteklenen Şii akımla Körfez ülkeleri hayır kurumları tarafından desteklenen (Vahhabi olarak adlandırılan) Sünni akım ile rekabet edecek üçüncü bir akım olarak davet sahasına sürme deneyimi var. Türkiye'deki Sufi cemaatler arasında bu misyonun başını Türk hükümetlerinin desteğiyle ve Amerikan Yönetimi'nin onayıyla kurucu lideri Fethullah Gülen'in adıyla anılan Nurcu bir cemaat üstleniyor."
Bunu "Bakın, ben söylemiştim" demek için değil, bilakis Doğu Ergil'in söylediklerinin yeni birşey olmadığına dikkat çekmek için yazıyorum.
Yani bütün bu tespitler takip edenler için en başından beri bilinen şeyler...
Fethullah Hoca'nın sınırları aşan projesi bugün bölgemizde ve dünyada yükselişte olduğunu söylediğimiz 'Türk rolü'yle örtüşüyor.
Kim ne derse desin, 'Türk rolü'nün bugünkü yükselişinde Fethullah Hoca'nın ve cemaatinin de payı var.
Hatta mevcut iktidar, AK Parti ile cemaatin koalisyonu kabul edilebilir.
Her koalisyon hükümetinde olduğu gibi bu koalisyonun da adı konulmamış bir protokolü var.
Fethullah Hoca'nın uyarısı da Hükümet'e koalisyon protokolünden sapmaması için yapılmış ciddi bir uyarı niteliğindedir.
Bu arada şunu da unutmamak gerekir.
AK Parti'yi kuranlar, Erbakan'ın "İslam Birliği", "İslam Ortak Pazarı" ve benzeri söylemlerini gerçekçi bulmayan, Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını ilan eden ve pragmatizmi benimsediklerini söyleyen kişilerdir.
Fethullah Hoca'nın da Milli Görüş çizgisinden daima uzak durduğu bilinmektedir.
AK Parti'nin Milli Görüş'ü anımsatır söylemlere başvurmasının Fethullah Hoca'yı rahatsız etmesi doğaldır.
Daha da ötesi, "Madem aynı söylemi benimseyecektiniz, niye Milli Görüş'ü ve Erbakan'ı terkettiniz?" sorusunu akla getirecektir.
Ortadoğu'da Amerika'nın kaybetmesi ve Arapların sahadan tamamen çekilmesiyle oluşan boşluk 'Türk rolü'nün yükselişini hızlandırmıştır.
Fakat yükselen bu rolün kimliği tam olarak net değildir.
Araplar arasında birbiriyle kanlı bıçaklı kavgalı olan laiklerin, liberallerin ve İslamcıların, sağcısının, solcusunun ve radikal İslamcısının aynı sempatiyle ve coşkuyla 'Türk rolü'ne alkış tutmasının nedeni de bu belirsizliktir.
Her kesim Türkiye'den kendisi için birşeyler beklemektedir.
Fethullah Hoca'nın son çıkışı içeride de 'Türk rolü' üzerinde derinden derine bir rekabetin yaşandığının işaretidir.
Şii ve Selefi akımlarla rekabet için sahaya çıkan cemaatin yıllar boyu oluşturmak için çaba sarfettiği 'Türk rolü'nün Şii ve Selefi akımlar veya onlara yakın kesimler tarafından kullanılmasına kayıtsız kalması düşünülemez.
***
Gazze'ye insani yardım götürmek için yola çıkacak İran gemilerinden birinin İstanbul'a uğrayacağı söyleniyor.
Çok ilginç bir durumla karşı karşıyayız.
İstanbul, İran'dan Gazze'ye giden yolun üzerinde değil.
Gazze'yi teğet geçip İstanbul'a kadar gelmenin ve daha sonra Gazze'ye dönmenin bir amacı olmalı...
O gemi İstanbul'a gelirse, vaziyeti izah için Amerika'ya heyet gönderen Hükümet'i zor durumda bırakacaktır.
Eksen tartışmalarını kızıştıracak ve 'Türkiye, İran ile birlikte hareket ediyor' diyenlerin eline koz verecektir.
Türkiye'nin gemiye negatif yaklaşması halinde ise Erdoğan'ın gönülleri fetheden sözlerinin samimiyeti tartışma konusu olacaktır.
Kafalara takılan bir sürü soru var.
İran gemileri Gazze Limanı'na ulaşmak için ısrarcı olacaklar mı?
Yoksa rotayı Mısır'a mı çevirecekler?
Gazze'ye gitmek isterlerse, İsrail komandoları Mavi Marmara'ya müdahale ettikleri gibi İran gemilerine de müdahale edecek mi?
Müdahale olursa gemilerde direniş olacak mı?
'İsrail müdahale ederse Hizbullah da devreye girer' deniliyor.
Özgürlük Filosu yola çıkmadan önce de gemilere saldırı olursa Hizbullah'ın müdahale edeceği söyleniyordu ama olmadı.
Türkiye'nin İsrail'e savaş ilan etmesini isteyenler İran'dan da aynı şeyi bekleyecekler mi?
Yoksa "Düşmanlarının saldırmak için bahane aradığı bir dönemde çatışmadan uzak durmalı" mı diyecekler?
Bekleyip göreceğiz....
HaBertaraf - 17 Haziran 2010
|
Ankara
8 / 21
|
Antalya
15 / 21
|
Bursa
12 / 22
|
İstanbul
15 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























