

"Yeni Osmanlıcılık" tartışması ve bir diktatörün sonu
Erdoğan'ın Kuveyt ve Katar ziyaretleri sırasında Körfez'de tam anlamıyla Türkiye rüzgarları esti.
Bu ziyaretlerin Kuveyt ayağını izledim.
Erdoğan'a Şeyh Şehit Fahd El-Ahmed Hayır Ödülü'nün verildiği törene ve Arap-Türk İlişkileri Sempozyumu'na davetliydim.
Pazartesi akşamı yapılan ödül töreninde Erdoğan özellikle bir noktanın altını çizdi.
"Biz hükmetmek için değil hizmet etmek için geliyoruz."
Kuşkusuz Başbakan'ın bu sözleri, Türkiye'nin bölgeye yönelik ilgisi hakkında uyandırılan şüpheleri ve "Yeni Osmanlıcılık" söyleminin yaratabileceği kaygıları gidermek amacını taşıyordu.
Çünkü Arap milliyetçileri ve laikleri "Osmanlı vurgusu" ndan hoşnut değil...
Bizdeki sahil kesimi gibi onların da AK Parti iktidarıyla ilgili bazı endişeleri var.
Çarşamba akşamı Arap-Türk İlişkileri Sempozyumu'nun kapanış oturumunda salonda bulunan Arap gazetecilerle konuştum.
"Kuveytli gazeteciler" demiyorum dikkat ederseniz...
Çünkü Kuveyt gazete ve televizyonlarında çalışıyorlar ama çoğunlukla ya Mısırlılar veya Lübnanlı...
Aralarından Mısırlı bir gazeteci "Size bir sorum var. Osmanlılar gökten inmiş melekler miydi?" dedi.
Anlaşılan iki gün boyunca Osmanlı Devleti'nden sürekli övgüyle bahsedilmesinden fevkalade rahatsız olmuş...
"Osmanlı bir işgal devletiydi" dedi ve ekledi: "Ama iyi işgaldi."
Osmanlı'yı bir işgalci olarak görmediğimi belirttikten sonra masada oturan Arap gazetecilere Arap-Türk ilişkileri konusunda kendi düşüncemi anlattım.
Osmanlı döneminin hatasıyla ve sevabıyla geride kaldığını ve artık bugün Türkiye'nin, Kuveyt'in, Mısır'ın, Bahreyn'in, Katar'ın ve benzeri diğer Arap ülkelerinin olduğunu, küçük-büyük demeden her ülkenin egemenliğine ve özelliklerine saygı duyulması gerektiğini ifade ettim.
"Araplar ve Türkler arasında yakınlaşma sadece İslamcılar ile sınırlı kalmamalı" dedim.
Halkların tüm kesimleriyle birbirine yakınlaşmasının daha sağlıklı olacağını ve Arap liberallerinin Türk liberallerle, Arap solcularının Türk solcularla tanışıp diyalog kurması gerektiğini söyledim.
Perşembe akşamı Kuveyt'ten Riyad'a dönerken uçakta gözattığım El-Hayat gazetesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Yusuf Eş-Şerif'e yaptığı açıklamalar dikkatimi çekti.
Kılıçdaroğlu'nun Arap dünyasının önemini kavraması olumlu bir gelişme...
Örneğin Türkiye'nin kendi çevresinden soyutlanması döneminin geride kaldığını ve Arap-Türk yakınlaşmasının geri dönüşü olmadığını söylüyor, CHP Genel Başkanı...
CHP'nin de Arap ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek için çalışacağını ve solcu bir hükümet döneminde Ankara'nın Arap ülkeleriyle ilişkilerinin daha iyi ve daha sağlam olacağını öne sürüyor.
Şunu da ekliyor:
"Fakat biz Arap ülkeleriyle ilişkilerimizde dini istismar etmeyeceğiz."
Kılıçdaroğlu'nun söyleminin de Arap dünyasında elbette bir karşılığı var.
Ancak Arap milliyetçileri ve laikleri –sesleri çok çıksa da- Arap toplumlarında azınlıklar.
Buna karşılık Arap halklarının genel çoğunluğu Osmanlı ve din vurgusundan hiç de rahatsız değil...
Hatta bazıları Türklerin "Yeni Osmanlıcılık" ifadesinden korkmasını eleştiriyor ve ısrarla bu ifadenin kullanılmasını istiyor.
Onlardan biri de Kuveyt'teki Arap-Türk İlişkileri Sempozyumu'nun konuşmacılarından Rebi' El-Hafız...
Osmanlıcılığın sadece Türklere has olmadığını ve Araplar dahil birçok milleti içinde barındırdığını söyleyen Rebi' El-Hafız'a göre, resmi yetkililer anlaşılabilir nedenlerle bu ifadeyi kullanmaktan kaçınsa da yazarlar ve entelektüeller "Yeni Osmanlıcılık" kavramından korkmamalı...
Kılıçdaroğlu'nun da dediği gibi Türk-Arap yakınlaşması geri dönüşü olmayan bir süreç...
Bu süreçte daha böyle çok tartışmalar yaşayacağız.
Kuveyt'te edindiğim izlenimleri aktarmaya devam edeceğim.
***
Tunus'ta nihayet halk iradesi diktatörü devirdi.
Halkın direnişi meyvesini verdi.
Zeynelabidin Bin Ali ülkeyi terketti.
Sıkıyönetim ilan edildi ve Başbakan Muhammed El-Ğannuşi geçici olarak yönetimi devraldı.
Bin Ali'nin ailesi ve dostları da ülkeden kaçmaya çalışıyor.
Az önce Tunus'ta görev yapan bir arkadaşımla konuştum.
"Halk gerçekten ciddi direniş gösterdi" dedi.
Bin Ali'nin akrabalarına ait işyerlerinin ve bankaların yağmalandığını, sokağa çıkma yasağı olduğu için yatsı namazını evde kıldığını ve dışarıdan yer yer ıslık sesleri geldiğini söyledi ve ekledi:
"Çok ani oldu fakat halk çok sıkıntılıydı ve sıkıntıları yüzlerinden okunuyordu."
Hiç şüphesiz Bin Ali'nin gidişi sadece Tunus için değil, Kuzey Afrika ve hatta Arap ülkeleri için çok önemli bir gelişme...
Kuveyt'te görüştüğümüz Arap düşünürlerinin de ifade ettiği gibi Bin Ali rejiminin yerine gelecek hiçbir rejim onun kadar kötü olamaz.
Dilerim Bin Ali'nin sonu diğer diktatörlere de ders olur.
HaBertaraf - 15 Ocak 2011
|
Ankara
8 / 22
|
Antalya
15 / 22
|
Bursa
12 / 22
|
İstanbul
13 / 21
|
İzmir
13 / 22
|


























