Hemen heveslenmeyin... Şike çatlağı ve olmayan “Cemaat-AK Parti kapışması”ndan bahisle, mebzul miktar “bölünme senaryosu” yazıldı ama buradaki parti AK Parti değil...
Hangisi olduğunu biliyorsunuz...
CHP’den söz ediyorum.
İçerideki kaynaklarımdan, “Dersim tartışmasından” sonra parti tabanının “Bu iş Kemal Bey’le de olmayacak galiba” çizgisine geldiği ve yakın vadede partide bir genel başkanlık savaşı yaşanacağı bilgisini aldım. Paylaşayım...
Bu iş Baykal’la olmamıştı.
Hurşit Güneş’le de olmayacaktı.
Umut Oran umut vermiyordu.
Haluk Koç’la olabilmesinin rasyonel koşulları mevcut değildi.
Zaten, Haluk Bey’in de “olması gereken şey” konusunda bir fikri yoktu... Espriler yapan, Nasrettin Hoca fıkralarıyla iktidarı zor duruma düşüren, bir de dönüp gazetecilere, “Nasıl cevap verdim ama” bakışı atan mütevazı bir milletvekiliydi...
Hoş adamdı yani...
Mustafa Sarıgül’le olabilir miydi? İhraç mekanizması işletildiği için, bunu sınama imkânı bulamadık.
Derken, imdada bir kaset yetişti ve uzatılan her mikrofona, altını çize çize, aday olmayacağını söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu’nu genel başkanlık makamında gördük.
Başlangıçta işler Kemal Bey açısından iyi gidiyordu...
Farklı şeyler söylüyordu ya da farklı şeyler söylüyormuş gibi yapıyordu...
Mesela, “Başörtülü sorununu biz çözeriz” diyordu, demokratikleşmeden bahsediyordu, çarşaflılara rozet takıyordu, fakir fukaranın hukukunu savunuyordu, “darbelerle hesaplaşacaklarını” söylüyordu, hukuk devletinin altını çiziyordu, ...
Söylediklerinden hemen çark ediyordu ama yine de farklıydı...
Farkı, sonradan yalanlansa da, bazı şeyleri “söylemiş bulunması”ydı...
Hiçbir şey söylemeyenler de vardı...
Fakat, tam olacakken, beş vahim hata yaptı:
Bir, sırtında yumurta küfesi olmadığı halde verdiği hiçbir sözde duramadı ve sürekli kendini tekzip etti.
İki, referandumda “hayır cephesinin” bayraktarlığını yaptı ve çok pis kaybetti. Üstelik, varını yoğunu dökmüş, CHP tarihinin en büyük kampanyasına imza atmıştı.
Üç, Ergenekon’a sahip çıktı ve tutuklu sanıkları milletvekili adayı gösterdi. “Nerede bu örgüt? Söyleyin de gidip Ergenekon’a üye olayım” diyerek, bir de tüy dikti.
Dört, Demirel’in yörüngesinden çıkamadı... Elde, Fikri Sağlar ve Ercan Karakaş gibi kırk yıllık sağlam CHP’liler varken, “Baba’nın adamı” Mehmet Haberal’la ülkücü Sinan Aygün’ü milletvekili seçtirdi.
Beş, “Dersim krizini” yönetemedi.
Bardağı taşıran damla da, beşincisiydi zaten.
Dersim krizi, partideki ideolojik ayrışmayı açığa çıkarmakla kalmadı, müntesiplerini de oluşturdu ve Kemal Bey’in “etnik-mezhepsel kimliği” ilk kez tartışma konusu oldu.
Son kamuoyu araştırmasına göre, CHP’nin oy oranı yüzde 20’nin altında...
Kemal Bey’le de olmayacağı, hem parti tabanında, hem de teşkilatta kabul gören bir gerçek...
Bu da, ister istemez, yeni genel başkan arayışını icbar ediyor.
Peki, Kemal Bey gidecek de, yerine kim gelecek?
Benim fikrim şudur:
İster Metin Feyzioğlu, ister Muharrem İnce, ister (affa mazhar olabilirse) Mustafa Sarıgül, ister Umut Oran, ister Ümit Boyner, isterse Hurşit Güneş ve Haluk Koç ikilisi, kim gelirse gelsin, partiyi küçülmekten ve bölünmekten kurtaramayacaktır.
Baykal hariç...
Baykal, şu aşamada seçim kazandıracak mahareti gösteremeyebilir ama partiyi de bölünmekten kurtarır.
İşte buraya yazdım...
Star


























