Ermeni diasporası, üzerinden asır geçmeden 1915'te yaşanan insanlık trajedisini "soykırımı" olarak tanıtmaya çalışıyor.
Bunu hukuken yapabilmenin yolu yok.
Soykırımı suçunun hukuken tanımlanması 30 yıl sonra Nazi vahşeti üzerine oldu.
Dolayısıyla, geriye doğru hukuki yoldan mesafe almaları mümkün değil.
Kaldı ki ellerinde yaşanan katliamların, "planlı etnik temizlik" yani soykırımı olduğunu ispatlayacak deliller de bulunmuyor.
Onlar da siyasi yollarla hedefe ulaşmaya çalışıyor.
Parlamentolardan soykırımı yasası veya bildirileri çıkarttırarak, yaygın uluslararası tanıma sağlamak planlanıyor.
Ermeniler'in, "Tarihçiler Komisyonu"na ısrarla karşı çıkmaları da bu gerçekten kaynaklanıyor.
Diasporanın tek amacı "3 T"yi hayata geçirmek. Tanıma, Tazminat, Toprak... Bunu gizlemiyorlar zaten.
***
Gelelim ABD Temsilciler Meclisi'nin "temcit pilavı" gibi her nisanda ısıtıp gündeme getirdiği soykırımı tasarısına.
Yapılan, tek kelime ile "soykırımı şantajı."
Bir kere bir olayın soykırımı olup olmadığı kararını vermek parlamentoların işi değil.
İkincisi, yüz yıl önce yaşanan bir olayı "20'nci Yüzyıl'da yaşanan bütün soykırımların anası" olarak niteleyip kınamak da akıl karı değil.
Temsilciler Meclisi, bunu kendi tarihi ile yüzleşmek için yapabilir.
Ama başkalarını karalamak için yapıyorsa, bu siyasi çıkar ya da şantaj amaçlıdır.
Mesela, Temsilciler Meclisi'nin Fransızlar'ın Cezayir soykırımını kınayan bir kararı var mı?
Rusya, Çin ve İngiltere ile ilgili bir iki asır öncesine ait kararlar var mı?
Hepsinin cevabı "hayır."
***
O halde neden Türkiye için var?
Birincisi, Amerika'da güçlü bir Ermeni diasporası var.
Lobileri etkili oluyor.
Seçim kampanyalarında verilen destekler için bu şekilde "diyet" ödeniyor.
Obama da seçilmeden önce bu lobilere yazılı teminat vermişti.
İkincisi, Türkiye'nin son dönemlerde İsrail ile yaşadığı sorunlar nedeniyle, ABD'deki Musevi lobisi açık mesaj veriyor.
Oylamada soykırımı tasarısından yana oy vererek, "Bize muhtaçsınız" mesajı gönderdiler.
Türkiye'yi İsrail'e yönelik haklı da olsa tepkilerini yumuşatmaya, işbirliğine zorluyorlar.
Üçüncüsü, Türkiye'yi Ermenistan Protokolleri'ni onaylamaya zorlamak, ABD politikalarıyla ilgili bazı tavizler koparmak hedefleniyor.
Çünkü Dış İlişkiler Komitesi'nin kabul ettiği bu tasarı Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na sunulacak.
Ardından da yasalaşması için Senato ve Başkan Obama'nın onaylaması gerekiyor.
Yani şantaj sürecinin başlangıcındayız, sonunda değil.
İran, Afganistan, Irak, nükleer füze kalkanı ve hatta savunma ihaleleriyle ilgili taviz talepleri bu süreçte gündeme gelebilir.
***
Türkiye, bu sarmaldan çıkmak için aşırıya kaçmayan tepkiler vermeli.
ABD ile gemileri yakmak, kendine zarar vermek olur.
Mesela, Afganistan'daki asker sayımız mesajın etkisi hissedilecek şekilde azaltılabilir.
Ermenistan Protokolü, ABD'deki süreç netleşene kadar askıda tutulabilir.
Askeri ihaleler Amerikan firmalarına verilse de onayı bekletilebilir...
Ama bütün bunlardan öte, 20 kadar ülke parlamentosu 1915 Tehciri'ni soykırımı olarak tanıyan kararlara sahip.
ABD'nin alacağı karara bu kadar değer vermek şantaj malzemesi olarak kullanılma gücünü de artırıyor.
Dolayısıyla "hayat memat" meselesi gibi ele alınması ya da böyle lanse edilmesi de doğru değil.
***
Tabii bütün bunlar geçici çözümler.
Türkiye'yi bu tür şantajlara maruz kalmaktan ilelebet kurtarmanın yolu: Ekonomik olarak güçlendirmek, askeri olarak caydırıcılığını artırmak ve uluslararası alanda başat ülke haline getirmektir.
Büyük güç olmak, parlamentoların anlamsız kararlar alarak şantaj malzemesi sağlamasının önünü alacaktır.
Bugün


























